Türkiye'nin Nabzı

ABD’yle Türkiye arasında yeni kavganın adı Mazlum Kobane

By
p
Article Summary
Suriye Demokratik Güçleri komutanı Mazlum Kobane’nin Washington’a gitmesi durumunda Türkiye iadesini isteyebilir. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

Türkiye ve ABD bir krizden bir diğerine savrulurken, son gerilimin merkezinde, Suriye’de ABD desteğiyle İslam Devleti’ni (İD) bertaraf eden Kürt önderliğindeki Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) genel komutanı Mazlum Kobane var.

Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham’ın önayak olduğu bir grup Kongre üyesinin Kobane’yi Washington’a davet etmesi ve Dışişleri Bakanlığı’na vize işlemleri için baskı yapması, Türkiye’yi öfkelendirdi. Türkiye “terörist” addettiği SDG komutanının tutuklanması için Interpol aracılığıyla kırmızı bülten çıkardığı gibi Kobane’nin başına, liranın güç kaybetmesiyle değeri giderek azalan birkaç milyon liralık bir ödül koymuş durumda. 

Ankara’yı iyice endişelendiren ise son haftalarda Kobane ile telefonda görüşen Başkan Donald Trump’ın ziyaret fikrini benimsemiş görünmesi. Trump 23 Ekim’deki Twitter paylaşımında “General Mazlum, nazik sözleriniz ve cesaretiniz için teşekkür ederim. Lütfen Kürt halkına en sıcak selamlarımı iletin. Sizi çok geçmeden görmek için sabırsızlanıyorum” dedi.

Trump bu sözleriyle Kobane’nin SDG sözcüsü aracılığıyla Twitter’dan paylaşılan mesajına yanıt veriyordu. Kobane “Türkiye ve cihatçı grupların halkımıza yönelik zalim saldırısını durduran yoğun çabaları” için Başkan’a teşekkür etmişti. Trump için Kürtlere tüyo verdiği düşünülen Graham’ın, Kobane’ye Başkan’ın pohpohlanmaktan hoşlandığını söylediği anlaşılıyor.

Pentagon yetkilileri başta olmak üzere Kobane ile çalışmış olanlar, Trump’ın Kürt kontrolündeki bölgeden çekilme isteğine karşı çıkıyor ve SDG komutanının katkılardan dolayı onurlandırılması gerektiğine inanıyorlar.

İD’in Bağuz’daki son kalesinin düştüğü Mart 2019’a kadar ABD Merkez Komutanlığı’nın başında bulunan General Joseph Votel, Al-Monitor’a e-posta aracılığıyla yaptığı değerlendirmede Kobane için şu ifadeleri kullandı: “Basitçe söylemek gerekirse o bizim için çok güvenilir ve etkili bir ortak oldu. Askeri önder olarak becerikliydi ve onunla temas eden herkesin saygısını kazandı.”

Votel şöyle devam etti: “Arap ve Kürtleri İD’e karşı bir araya getirmek ve bu ittifakı çok zorlu bir ortamda sürdürmek, ancak Mazlum’un yapabileceği bir işti. Bu, onun en büyük askeri başarısı oldu. Onunla sık sık, neredeyse her ay yüz yüze görüştük, aralarda da video konferanslar yaptık. Mücadeleyi ileriye götürmekte her zaman olumlu davrandı, yardımcı oldu.” 

Kobane’nin Washington’a gidip gitmeyeceği hâlâ belirsiz. Kendisi, koşullar el verirse gideceğini söylüyor ama asıl önemlisi böyle bir ziyaret Kürtlerin lehine olur mu?

Neticede Türkiye’nin kuzeydoğu Suriye’deki harekâtına Trump yeşil ışık yaktı ve bu da ABD güçlerinin Türk sınırından çekilmesine ve yerlerine Rus ve rejim güçlerinin girmesine zemin hazırladı. 

Trump yönetimi bölgede asker bırakıp bırakmama konusunda bocalamaya devam ediyor. Asker bırakmak için en son petrol sahalarını koruma gerekçesi öne sürülüyor. Hâl böyle olunca yönetimdeki pek çok isim, Suriyeli Kürtlerin Rusya ve rejimle bir an önce anlaşmasının kendileri için daha hayırlı olacağını düşünüyor, SDG komutanına yapılan daveti de ABD’nin ihanetinden sonra acınası bir gönül alma çabası olarak görüyorlar. 

Türkiye’nin nazarında ise böyle bir ziyaret Kobane, SDG ve dolayısıyla PKK’ya siyasi meşruiyet kazandıracak. PKK Türkiye’de önce bağımsızlık, şimdi de özerklik için 35 yıldır silahlı mücadele yürütüyor.

Şu an 50’li yaşlarında olan Kobane, Şahin Cilo kod adıyla PKK’nın üst kademelerinde yer aldıktan sonra 2011’de savaşın patlak verdiği memleketi Suriye’ye döndü. Gerçek adı Ferhat Abdi Şahin. 1990’larda PKK’nın Avrupa’daki faaliyetlerini yönetti, Almanya, Hollanda ve İtalya arasında mekik dokudu. Avrupa’ya, PKK yönetiminin üslendiği Irak Kürdistanı’nda yaralanan bacağının tedavisi için gitti. Bu sakatlıktan dolayı halen hafif aksayarak yürüyor. 

PKK hakkında bugüne dek yazılmış en yetkin kitap olan “Blood and Belief” (“Kan ve İnanç”) kitabının yazarı Aliza Marcus’a göre Kobane’nin Washington’a gitmesi ilk bakışta kazanım olarak görünebilir ama bunun içi boş olur.

Al-Monitor’a konuşan Marcus sözlerini şöyle sürdürdü: “Mazlum buraya gelirse ABD’nin yaptıklarına onay veriyormuş gibi görünme ve hukuki bir kâbusun içine düşme riskiyle karşı karşıya kalır. Zira Türkiye tutuklanması için talepte bulunacağını şimdiden ortaya koymuş durumda ve muhakkak ki iadesi için uğraşacak.” Türkiye, Kobane’nin PKK’nın eski bir saha komutanı olarak Türkiye’deki bazı saldırılardan sorumlu olduğunu öne sürüyor.

PKK kadrosu olarak Kobane evliliği reddetmiş ancak kendisiyle epey zaman geçirmiş bir kaynağa göre dogmatik bir yapıya sahip değil ve savaşçı arkadaşlarına “ailesi gibi” davranıyor. Al-Monitor’a konuşan kaynak Kobane’yi “açık fikirli ve esnek, öğrenmeye istekli ve teknolojiye meraklı” bir kişi olarak anlatıyor.

Kobane, doktor bir babanın oğlu olarak Kobani kasabası yakınlarındaki Hellenc köyünde doğmuş. Takma adı da buradan geliyor. Kobane en sıkışık anlarda bile sakinliğini korumakla meşhur. Kanyak Kobane’yi anlatırken, “Kritik kararları çok hızlı veriyor. Odada volta atıyor, sonra ‘Tamam, böyle olacak’ diyor ve harekete geçiyor” dedi. 

PKK’nın Türk ordusuyla çatışmalarını anlatan 2003 tarihli “Kasırga Taburu” kitabının ilham kaynaklarından birinin Kobane’nin gözüpekliği olduğu söyleniyor. 

Kobane’nin Suriye’deki başlıca rolü, Halk Savunma Birlikleri (YPG) olarak bilinen PKK’nın Suriye uzantısını harekete geçirmek oldu. ABD Dışişleri Bakanlığı PKK’yı 1997 yılında terörist örgütler listesine almıştı. Türkiye o yıllarda Washington’da el üstünde tutuluyor, İsrail’le ilişkileri de en iyi dönemini yaşıyordu. 

ABD, 2014’te Kobani’yi kuşatan İD’e karşı YPG’ye havadan silah yardımına başladı. Bu destek, ABD ordusunun Suriyeli Kürtlerle ortaklığına zemin hazırlarken, Türkiye-ABD ilişkilerindeki bozulmanın da başlangıcı oldu. Ankara’nın gözünde ABD, NATO müttefiki Türkiye’nin bir numaralı düşmanıyla işbirliği yapıyordu. YPG, PKK gibi ABD’nin terör listesinde yer almıyordu ama bunun hiçbir önemi yoktu.

Türk yetkililerine göre Kobane’nin Beyaz Saray’da kabulü her şeyin üstüne tuz biber ekecek. Bunun olmaması için Ankara elinden geleni yapıyor.

Aslında mevcut kargaşanın kökeninde Türkiye’nin kendi Kürtleri ile adil ve kalıcı bir uzlaşıya yanaşmaması yatıyor. Washington’ın Suriyeli Kürtlerle ortaklığı da Batı’nın Türkiye’den toprak alarak uydu bir Kürt devleti kurma planı olduğuna inanan Türklerin paranoyasını iyice körükledi.

Paradoksal bir şekilde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kürt sorununu çözmek için daha önce hiçbir liderin atmadığı adımları atmıştı. Bunu, iktidarının ilk yıllarında hasım olarak gördüğü Türk ordusunu zayıflatmak için mi yoksa Kürt seçmenini yanına çekerek seçim kazanmak için mi yaptı tartışılır ama Erdoğan, PKK ve hapisteki lideri Abdullah Öcalan’la doğrudan görüşmelere onay veren ilk Türk lider oldu. 

Son görüşme süreci 2015 yazında çöktü ve bunun iki sebebi vardı: Suriye’deki özerklik projesinin rafa kaldırılmasını isteyen Ankara’nın bu talebine PKK razı olmadı, Erdoğan da oylarını yüksek tutmak ve Kürtlere sıcak bakmayan güvenlik bürokrasisiyle cebelleşmemek için milliyetçilerle flört etmenin kendisi için daha iyi olacağını hesapladı.

Ancak o güne kadar Türk yetkilileri PKK’yla ve Kobane dâhil Suriye’deki uzantılarıyla düzenli olarak görüştüler. Kobane Al-Monitor’a geçtiğimiz mart ayında verdiği mülakatta MİT yetkilileriyle görüştüğünü teyit etti, ayrıca Avrupa’da yaşadığı dönemde Türk bir albayın olası ateşkes görüşmeleri için kendisiyle temas kurduğunu anlattı.

Türkiye bugün YPG’nin terör örgütü olduğunda ısrar etse de Türk yetkililer zamanında Kobani’deki çatışmalarda yaralanan yüzlerce YPG mensubunun Türkiye’deki devlet hastanelerinde tedavi edildiğinden dem vuruyordu. Başka bir deyişle, Türkiye’nin “Kürtlere değil, PKK’ya karşı olduğunu” göstermek için iki grup arasında ayrım yapmaktan çekinmiyorlardı. 

YPG Şubat 2015’te de Türkiye’nin kritik bir operasyonuna, Osmanlı İmparatorluğu’nun kurucusunun büyükbabası olan Süleyman Şah’ın kuzey Suriye’deki türbesinin Türk sınırına yakın bir köye taşınmasına yardımcı oldu. Türbe, İD tarafından tahrip edilmemesi için taşındı. Ankara’yla Kürtler arasındaki çözüm süreci çökmeseydi, Kobane Atlantik’in diğer yakasından çok önce pekâlâ Ankara’da ağırlanabilirdi. Gelinen noktada kendisi için öngörülen yer, hapishane.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: recep tayyip erdogan, donald trump, sdf, ypg, pkk, kurds, mazlum kobane

Amberin Zaman, Washington Post, Los Angeles Times, Daily Telegraph ve Amerika’nın Sesi gibi medya kuruluşları için Türkiye’de muhabirlik yapmış olan, İstanbul’da yerleşik bir gazeteci yazardır. Türk televizyon programlarına sık sık yorumcu olarak katılan Zaman, 1999’dan bu yana The Economist dergisinin Türkiye muhabiri olarak görev yapmaktadır. ABD düşünce kuruluşu German Marshall Fund’ın “On Turkey” yayınlarına düzenli olarak katkı yapan Zaman, önde gelen Türk gazetelerinde de köşe yazarlığı yapmıştır. Uzmanlık alanları, Türk dış politikası, Kürtler ve Türkiye-Ermenistan ilişkileridir. 

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept