Türkiye'nin Nabzı

Mahmur, Türkiye’nin Kürt siyaseti için ne anlatıyor?

By
p
Article Summary
Türkiye, Suriye’nin kuzeyinde Kürtlerin fiilen inşa ettiği özerk yapılanmayı çökertme hamleleri yaparken Irak’ın orta yerindeki Mahmur’u da vurdu. Peki Mahmur neyin eseri?

Türkiye “ulusal güvenliğe tehdit” telakkisiyle Kürtlere karşı yürüttüğü “çökertme” ve “göçertme” stratejisine sınırların ötesinde de bel bağlıyor. Afrin’de olduğu gibi “direngen” Kürt unsurları bölgeden uzaklaştırıldığında sorunun kökten çözülmüş olacağı inancı hâkim. Bu yaklaşımla Suriye’nin kuzey hatlarında Halk Savunma Güçleri’nin (YPG) kontrolündeki bütün bölgeleri “temizleme” planları gündemden düşmüyor. Fakat bu stratejinin Türkiye sınırları içerisinde bile işe yaramadığını gösteren bir “çökertme ve göçertme” örneği var: Köylerinden sürülenlerin kurduğu Mahmur mülteci kampı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Fırat’ın doğusuna hareketin başlayacağını ilan etmesinin ardından 13 Aralık’ta düzenlenen bir hava operasyonunun hedeflerinden biri Şengal, diğeri Mahmur idi. Ankara’ya göre PKK bu kampı üs olarak kullanıyor. Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) yetkilileri de BM kurallarına göre kampta silahlı unsur olmaması gerektiğine dikkat çekiyor.

Mahmur’un basit bir mülteci kampı olduğu söylenemez zaten. PKK ile ilintisini tartışmak da anlamsız. Kamp sakinleri PKK saflarında çocuklarını yitirmiş ailelerden oluşuyor. Bölgede İslam Devleti (İD) tehdidinin hâlâ sürmesinden kaynaklanan “öz savunma yapılanması” da bir realite. Ancak uzun vadede üzerinde durulması gereken asıl gerçek şu: Kamp esasen barışçıl çözüm seçeneklerini tepeleyen “güvenlikçi” politikaların iflasını gösteren bir laboratuvar özelliği taşıyor.

İlk önce nüfusu 12 bini aşan bu Kürtlerin, Irak’ın tam orta yerinde, çöllük alanda, Karaçok Dağı’nın yamacında ne aradıkları sorusuyla başlamalı. Hikâye uzun ve trajik. Türkiye’nin 1990’larda PKK’nin “kökünü kazıma” adına 4 bin köyü boşaltıp yaktığı askeri harekât, Mahmur’a uzanan yolun başıydı.

Kampın sakinlerinden Şakir Tonğ’un hikâyesi kampın da hikâyesi sayılır. 37 yaşındaki Tonğ altı çocuk babası. Geçimini Erbil ve Süleymaniye’de inşaatlarda çalışarak kazanıyor.

Al-Monitor’a konuşan Tonğ serüvenini şöyle anlatıyor: “1981’de Uludere’ye bağlı Bıleh (Işıkveren) köyünde doğdum. Bölgemizde faili meçhul cinayetler 1980’lerde başlamış ve 1990’lı yıllarda tırmanmıştı. 1992’de köydeki karakol bir gece boşaltıldı. 30 dakika yürüyerek gittiğimiz Taşdelen’deki karakola baskından sonra (…) herkesi terörist ilan ettiler. Zaten Uludere yolu bir yıldır kapalı tutuluyordu. Köy sınıra sıfır. İhtiyaçlarımızı Zaho’dan (Güney Kürdistan) karşılıyorduk. Neredeyse her gece köylere havan atılıyordu. Uyuyamıyorduk, ölenler oluyordu. Haftada bir gece köyü kuşatıp evlerde gerilla arıyorlardı. İki metrelik karın üzerinde bekletip işkence ediyorlardı. ‘Ya dağı seçeceksiniz ya da devleti’ diye dayatıyorlardı. Korucu olmamızı istiyorlardı. Köy, koruculuğu reddetti. ‘O halde gideceksiniz’ dediler. 75 hanelik bir köydü. Eylül 1993’te yedi-sekiz aile dışında hepsi kaçtı. Bıleh ilk boşaltılan köydü. 1994’te diğer köyler boşaltıldı. Önce Zaho’ya gittik. Diğer köylerden gelenlerle birlikte Şeraniş ve Beheri’de kamp kuruldu. Biz Seraniş’teydik. BM geldi ve yardım dağıttı. 1994 sonunda tekrar göç etmek zorunda kaldık. Bu sefer Besevi’ye yerleştirildik. Dört ay orada kaldık. Oradan Etruş ovasına gittik. Bir kamp da Geliyi Kıyameti’de kuruldu. 1995-1997 arasında Etruş’ta kaldık. Şubat 1997’de Şeyhan’a yerleştik. Bir yıl sonra Türkiye ile birlikte hareket eden Kürdistan’daki partilerle PKK arasındaki savaş yüzünden ayrılmak zorunda kaldık. Bu sefer Nehdare sınırına geldik. Üç ay kaldık. 1998 mayısında da buraya (Mahmur) yerleştik.”

Kamp Erbil’in 100 kilometre güneyindeki Mahmur ilçesinin yakınında. Kamp için buranın seçilmesinin nedeni şuydu: Türkiye “PKK’yi besler” diye sınıra yakın yerlerde kalmalarını istemiyordu. KDP de bunları PKK uzantısı olarak görüyordu. Bu yüzden Kürdistan’ın kontrolünde olmayan güneye indiler. Saddam Hüseyin’den duyulan korku yüzünden de 36’ncı paralelin altına inmediler. Yani seçilen yer tampon bölgedeydi. Etruş’ta bu insanlara mülteci statüsü veren BM Mülteciler Yüksek Komiserliği, kampın sorumlusuydu. BM’nin petrol karşılığı gıda programı çerçevesinde erzak geliyordu. 2011'de yardım kısıldı, 2013’te de kesildi. Irak hükümeti bir müddet sonra ayda bir sefer un göndermeye başladı. Bu yardım da 2017’de Kürdistan’daki bağımsızlık referandumdan sonra üç dört ayda bire düştü. Bunun dışında hayırseverlerin gıda ve yakıt yardımları eksik olmuyor.

Bir dönem hapishaneyi andıran kampta bütün meselelerle ilgilenen komiteler kuruldu. Koşulların dayatmasıyla Kürt hareketinin üzerinde durduğu “demokratik özerklik” modeli ilk kez burada pratik buldu. Mahalle meclisleri, iki yılda bir belirlenen halk meclisi, meclisin belirlediği üç kişilik bir divan, bir yürütme organı, komiteler ve eş başkanlık sistemine dayalı bir belediye Mahmur’u idare ediyor. Yani Mahmur, Rojava'dan önce “demokratik özerklik” için bir pilot uygulamasıydı.

Al-Monitor’un Mahmur yönetiminden edindiği bilgilere göre BM’nin yaptırdığı dört anaokulu, beş ilkokul, bir ortaokul ve bir lisede 3 bine yakın öğrenci okuyor. Diplomalar Irak Milli Eğitim Bakanlığı tarafından onaylanıyor. Müfredat Türkiye’den getirtilen kitaplardan yararlanılarak hazırlanıyor. Kamp içinden gönüllüler öğretmenlik yapıyor. Yüksek öğretimine devam etmek isteyenler Erbil, Süleymaniye ve Dohuk’taki üniversitelere gidiyor. Kamptaki hastanede, Mahmur’un tıp okumuş gençleri çalışıyor. Dört yıl öncesine kadar Bağdat’ın atadığı doktorlar vardı. Köyde iki cami var. İmamlar da kampın içinden.

Mahmur Kürt açılımı sırasında yoğun olarak gündeme gelmişti. Barış sürecini güçlendirmek için Kandil Dağı ve Mahmur’dan 34 kişi, 19 Ekim 2009’da Habur Sınır Kapısı'ndan Türkiye'ye girmişti. Karşılama şekli tartışma koparmış, uzlaşmalı jest ters tepmiş, gelenler hakkında dava açılmış ve yedisi hapis cezasına çarptırılmıştı.

Bu olay dönüş yolunun “devlet onaylı” olsa bile “çığ” tehlikesine açık olduğunu göstermişti. 2015’e kadar kaçak yollarla Türkiye’ye girip çıkanlar oluyordu. Artık geçişler çok tehlikeli hal aldı.

Barış sürecinde tedavi için Türkiye’ye gidip kimliklerini yeniletmiş 20 kadar yaşlının dışında Türkiye pasaportu taşıyan yok. Pasaport gerektiren yasal işlemleri yapamıyorlar. Irak hükümeti 2013’te üç yıllık ikâmet belgesi verdi ama bunlar bir daha yenilenmedi. Kimileri hayvancılıkla uğraşıyor, birçoğu Kürdistan’da inşaat işçiliği yapıyor.

Kamptaki silahlı adamlar meselesine gelirsek, İD 6 Ağustos 2014’te Mahmur ilçesinden sonra kampı da ele geçirmişti. Kampın kurtarılması için PKK de Kandil’den gerilla göndermişti. Kamp kurtarıldıktan sonra 300 kişilik öz savunma gücü oluşturulmuş, PKK de dağ geçidinde mevzilenmişti. Türkiye, 2014’te kampın girişindeki ofisini kapatan BM’yi “burası teröristlerin eline geçti” diye sıkıştırıyor.

Bugünkü durum ise Şakin Tonğ’un anlatımıyla şöyle: “13 Aralık’ta Türkiye’nin hava saldırısı oldu. Evlerin hemen yanında hayvancılık yapılan bir yer vuruldu. Dört kadın öldü. Biri 73 yaşında. Üçü aynı aileden. Biri de 14 yaşında. Kamp sakinlerinin yüzde 70-75’i kadın ve çocuk. Herkes birbirinin akrabası. Büyük acı ve öfke var. Saldırıdan sonra Mahmur ilçesindeki ordu yetkilileri gelip inceleme yaptı. Koruma sözü verip gittiler. BM yetkilileri de iki günde bir gelip gidiyor. Ofisi yeniden açacaklarını söylüyorlar. Bir şey yapmadığı için BM’ye de tepki var. Gerilla 2014’te geldi ama 2016’da gitti. Güvenliği kamp sakinleri sağlıyor. 18-60 yaş arası insanlar nöbet tutuyor. Çocuk sahibi olmayan kadınlar da katılıyor.”

Tonğ kamp etrafında 7/24 nöbetini sürdürmelerinin nedenini de şöyle anlattı: “Kampın üç kilometre ötesindeki Gani Hazali (Ceylanpınar) bölgesinde DAİŞ (İslam Devleti) hala aktif. Burası Havice’ye yakın. Karaçok dağ silsilesi Havice’ye kadar gidiyor. Amerikan güçleri ara sıra DAİŞ hedeflerini bombalıyor. 2016’da DAİŞ yeniden saldırıp biri kadın iki kişiyi öldürmüştü. DAİŞ tehlikesi geçmedi.”

Mahmur Suriye’nin kuzeyinde dağıtılmak istenen Kürt bölgelerinde Ankara’nın bu yöntemle istediği sonucu alıp alamayacağına da ayna tutan bir sonuç. Ve de çıkmaz yolun tekerrürü.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: Mülteciler, türk-kürt çatışması

Al Monitor-Türkiye’nin Nabzı bölümünün yazarlarındandır. Farklı gazetelerde çalıştıktan sonra uzun süre Radikal gazetesinde köşe yazarlığı yaptı. Ajans Kafkas’ın kurucu editörüydü. IMC TV’de dış politika programı ‘SINIRSIZ’ın daimi yorumcusuydu. Türk dış politikası, Kafkasya, Orta Doğu ve Avrupa Birliği konularında uzmanlaşmıştır. “Suriye: Yıkıl Git, Diren Kal”, “Rojava: Kürtlerin Zamanı” ve “Karanlık Çöktüğünde: IŞİD” adlı kitapların yazarıdır. Twitter: @fehimtastekin

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept