Çin niçin İran’ın kurtarıcısı olamaz?

Çin İran’la imzalanan nükleer anlaşmanın devamından yana ancak ABD pazarındaki büyük ekonomik menfaatleri nedeniyle Washington’un yaptırımlarını göz ardı edemez. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

al-monitor Pekin’deki Diaoyutai devlet konukevinde bir araya gelen Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi ve İranlı mevkidaşı Muhammed Cevad Zarif, 13 Mayıs 2018 Photo by REUTERS/Thomas Peter.

May 17, 2018

ABD’nin 8 Mayıs’ta Ortak Kapsamlı Eylem Planı’ndan (OKEP) çekilmesiyle anlaşmayı kurtarmak için diplomatik girişimler yapılıyor. İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, anlaşmanın diğer imzacılarıyla görüşmek üzere Çin, Rusya ve Avrupa’ya gitti.

İran, Çin’in anlaşmada kalacağına dair güvence almaya çalışırken ABD Ticaret Bakanlığı, Amerikalı şirketlere Çin’in en büyük bilişim firmalarından ZTE’ye yedi yıl boyunca parça satmayı yasakladı, ZTE’ye de İran ve Kuzey Kore yaptırımlarını ihlal ettiği için 1,1 milyar dolar ceza kesti. Üretimini sürdürmek için ABD’den parça alımına muhtaç olan şirket iflasın eşiğine geldi. Ancak Başkan Donald Trump şimdi aniden ZTE konusuna çözüm bulmaya yöneldi. Bu gelişmelerin paralel zamanlaması Çin’in desteğini alma konusunda İran’ın zorlu bir konumda olduğunu gösteriyor.

Çin, İran’ın en büyük ticaret ortağı, İran petrolünün en büyük alıcısı ve İran’ın en önemli siyasi ortaklarından biri. İkili ticaret hacmi 2017 yılında bir önceki yıla göre yüzde 13 artarak yaklaşık 37,2 milyar dolara ulaştı. Çin aynı zamanda İran’a yatırım yapan nadir ülkelerden biri. Dünyanın en büyük doğalgaz sahası olan İran’daki Güney Pars bölgesinde 11’inci parsel için imzalanan milyar avroluk anlaşmada Çin’in milli enerji devi CNPC yüzde 30’luk paya sahip. Söz konusu anlaşma OKEP’in ardından sağlanan en büyük enerji anlaşmasıydı. Konsorsiyumun diğer ortağı Fransız Total şirketi ABD’nin yaptırımları nedeniyle çekilmek zorunda kalabilir ve bu durumda CNPC’nin payı daha da artabilir. Çin ayrıca İran’a proje desteği olarak 10 milyar dolarlık bir finansman anlaşmasına imza attı. Bu da nükleer anlaşmadan sonra İran’ın sağladığı en büyük kredi kanyağı oldu.

İlişkilerin siyasi boyutuna gelince Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, OKEP’in uygulamaya girmesinden hemen sonra ocak 2016’da İran’a gitti. Ziyaret sırasında 17 ikili anlaşma imzalandı, ilişkileri ve ticareti geliştirmek amacıyla 25 yıllık bir yol haritası görüşüldü. Taraflar ikili ticaret hacmini 10 yıl içerisinde 600 milyar dolara çıkarma hedefi koydu.

Bu açıdan bakınca İran’ın başlıca ekonomik ve siyasi ortaklarından biri olan Çin’in OKEP’in sürdürülmesinde büyük menfaati olduğu görülüyor. Dolayısıyla İran’ın Çin’in desteği konusunda rahat olması beklenir. Ancak İran-Çin ekonomik ilişkileri, dünyanın ikinci büyük ekonomisi olan Çin’in toplam dış ticareti içinde değerlendirildiğinde İran’ın çok daha rahat olamayacağı görülüyor. Geçen yıl yaklaşık 4,3 trilyon dolara ulaşan Çin’in dış ticaretinde İran’ın payı yüzde 1’in altında.

ABD ise Çin’in ikinci büyük ticaret ortağı. 2017’de 636 milyar dolar olarak tahmin edilen ikili ticaret hacmi Çin’in İran’la olan ticaret hacminden 17 misli büyük. Üstelik bu rakamın 506 milyar doları Çin’in ABD’ye yaptığı ihracattan oluşuyor.

Dahası Çin’in ticaretinde özel sektör yüzde 90 gibi büyük bir paya sahip ve bu rakamın yüzde 40’ı çok uluslu şirketlerden geliyor. Bu bağlamda İran’la ekonomik ilişkileri sürdürme konusunda Çin tıpkı Avrupa Birliği gibi çetrefilli bir durumda. ZTE’nin İran ve Kuzey Kore yaptırımlarını ihlal etmekten dolayı yaşadığı sorunlar bu durumun çarpıcı bir örneği. Dolayısıyla ABD’de muazzam ekonomik menfaatleri olan Çin ve Çinli şirketlerin maliyet-kazanç hesabıyla ABD’nin yeniden devreye soktuğu İran yaptırımlarına yavaş yavaş uyum sağlamaktan başka çaresi yok.

Ancak OKEP ekonomik bir anlaşmadan ibaret değil. Küresel bir güç olarak Çin’in kurala dayalı uluslararası düzenin korunmasında sorumluluğu var. Bu da Çin’in OKEP konusunda nasıl hareket edeceğine dair üçüncü bir senaryoyu gündeme getirebilir.

ABD’nin çekilmesi, Avrupa Birliği gibi Çin’i de farklı menfaatler arasında denge kurma sorunuyla karşı karşıya bırakıyor. ABD pazarındaki devasa ticari menfaatleri, geniş anlamdaki milli çıkarları ve yükselen bir güç olarak uluslararası sorumlulukları arasında bir denge kurmak Çin’i gerçekten zorlayacak. Çin dış politikası, Devlet Başkanı Xi’nin yönetiminde yavaş yavaş düşük profilli diplomasiden dünya siyasetinde daha etkin bir role evriliyor. Çin, uluslararası düzenin çok taraflılığa dayanmasını ve kurallara bağlı olmasını kendi menfaatleri açısından önemli buluyor. Bu bağlamda ABD’nin tek taraflı olarak OKEP’ten çekilmesi hem istikrar bozucu hem de nükleer silahların önlenmesi rejimini zayıflatan bir adım. Çekilme ayrıca 2231 sayılı kararıyla nükleer anlaşmayı benimseyen BM Güvenlik Konseyi’ni de olumsuz etkiliyor. Dolayısıyla ABD’nin kararı Çin’in genel dış politika stratejisinin aleyhine.

Bunun da ötesinde Çin-ABD ilişkileri yavaş yavaş paradigma değişikliğine gidiyor. ABD’nin Çin’le diyalog kurarak ülkenin siyasal sistemini barışçıl yoldan liberal demokrasiye dönüştürme stratejisi başarısız oldu. Bu arada ABD’nin Çin’e karşı çevreleme politikası güttüğüne inanan Çinli seçkinlerin sayısı artıyor. Dünya liderlerinin sıklıkla büyük güçler arasında kızışan rekabetten söz etmesi bu görüşü bir nevi teyit ediyor. Kaldı ki ABD’nin genel siyasi söyleminde de Çin Rusya, İran ve Kuzey Kore ile birlikte Amerikan çıkarlarına yönelik başlıca tehditler arasında sayılıyor.

Bunun yanında ABD’nin OKEP’ten çekilmesi Orta Doğu’da istikrasızlığın artmasına ve bölgesel güç dengesinde radikal bir değişikliğe yol açabilir. Bu tip değişiklikler Çin’in Batı Asya’daki menfaatlerine zarar verir. Çin’in ithal ettiği petrolün yarısından fazlası Körfez bölgesinden geliyor. Bu bağlamda ülkenin enerji güvenliği bölgesel gelişmelerin etkisine açık. Bölgesel güç dengesinin İran aleyhine değişmesi Çin’in Orta Doğu’daki konum ve etkinliğini de olumsuz etkiler.

Sonuç olarak ABD’nin OKEP’ten çekilmesiyle Çin çok boyutlu menfaatleri arasında ince dengeyi korumaya çalışacak. Pekin yönetimi, yeni yaptırımlara ayak uydururken bir taraftan da İran’la ekonomik ilişkileri en azından asgari seviyede sürdürmek için yeni yollar arayabilir. Bir önceki yaptırım döneminde edinilen tecrübeler burada yararlı olur.

Avrupa Birliği’nin atacağı adımlar Çin’in hareket tarzını fazlasıyla etkileyecek. Başka bir deyişle İran’a nükleer anlaşmayla vaat edilen ekonomik kazanımları sürdürmenin sorumluluğu dünya ticaretinin iki büyük gücü Avrupa Birliği ve Çin arasında paylaşılırsa ikisi üzerindeki baskı da azalır. Tabii, OKEP’i ABD’siz sürdürme konusunda Çin’in lider rolünü üstlenmesi beklenmiyor. Bu rolü çok muhtemel ki Avrupa Birliği’ne bırakacak. Nitekim Kore Yarımadası’ndaki krizin çözümünde kilit bir rol oynamak Çin’in önümüzdeki dönemde asıl önceliği gibi görünüyor.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Özel etkinlikler
  • Sadece davet brifingi

Recommended Articles

Mali’de Fransız hezimeti Türk’ün hesabına bir zafer mi?
Fehim Taştekin | | Eyl 14, 2020
Türkiye, Malta ile Libya’da dengeyi değiştirebilir mi?
Fehim Taştekin | | Ağu 12, 2020
Fransa Türkiye için neden kullanışlı bir rakip?
Fehim Taştekin | Libya’daki çatışma | Tem 10, 2020
Türkiye’nin döviz rezervi tahta bacaklı
Mustafa Sönmez | Türkiye ekonomisi | Tem 6, 2020
Sirte neden herkesin kırmızı çizgisi?
Fehim Taştekin | Libya’daki çatışma | Haz 20, 2020

Recent Podcasts

Featured Video

More from  İran'ın Nabzı

al-monitor
İran’ın Yukarı Karabağ ikilemi
Ali Hashem | Sınır ihtilafları ve ilhak  | Eki 9, 2020
al-monitor
Korona virüs İran ekonomisini çökertecek mi?
Bijan Khajehpour | Koronavirüs | Mar 19, 2020
al-monitor
İran güçleri İdlib cephesine niçin müdahil oldu?
Hamidreza Azizi | İdlib | Şub 5, 2020
al-monitor
İran ABD’ye karşı Rusya ve Türkiye’yi yanına alabilir mi?
Saeid Jafari | Iran-US tensions | Oca 14, 2020