İran ve Suudi Arabistan Yemen’de ortak zemin buldu

Riyad-Tahran rekabetinin kızışması kaygısı artarken Yemen’deki milli birlik hükümeti, hem İran’ın hem Suudi Arabistan’ın menfaatleriyle uyumlu. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

al-monitor .

İşlenmiş konular

yemen security, yemen revolution, yemen, saudi arabia, saudi-iranian rivalry, iran-saudi relations, iran, houthis

Kas 26, 2014

Batılı gözlemcilerin genel kanısına göre İran, Yemen’deki güç mücadelesinde tali bir dış oyuncu sayılır. Ancak Suudi Arabistan başta olmak üzere İran’ın bölgedeki Arap rakipleri, Tahran’ı Yemen’deki iç siyasi kargaşada hem azmettirici hem de başlıca unsur olarak görüyor. Gerçek durum ise muhtemelen bu iki görüşün ortasında bir yerde. Tahran’ın Yemen’e karşı artan ilgisi göz ardı edilemez. Ama bunun illa da Riyad’la restleşmeye yol açması gerekmez.

Meselenin kökenleri

Yemen’deki mevcut çatışmalarda İran’ın nasıl bir rol oynadığı tartışmalı bir konu. İran’ın ne ölçüde müdahale ettiği de hâlen bir soru işareti. Arap dünyasının en yoksul ve belki de en parçalanmış ülkesi olan Yemen, 1990’da güney ve kuzeyin birleşmesinden bu yana kanlı bir iç çatışmaya sahne oluyor.

Ülkedeki en dirençli isyanlardan biri, Yemen’deki Zeydilerin yaşadığı Suudi Arabistan sınırındaki kuzey bölgelerde yaşandı. 24 milyonluk Yemen nüfusunun yüzde 35-40’ını oluşturan Zeydiler ana akım Şii İslam’dan türeyen bir kol. Ancak Zeydilerin dünyanın en büyük Şii devleti olan İran’la dini bağları, hiçbir zaman Lübnan, Irak, Bahreyn ve Suudi Arabistan’ın Doğu Eyaleti’ndeki Şii Arap toplulukların İran’la bağları kadar güçlü olmadı.

Zeydiler, 2004-2010 döneminde Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih’in merkezi Sana hükümetine karşı 10 defa silahlı ayaklanmaya kalkışırken Tahran’ın Yemen iç savaşındaki manevraları ihtiyatlı oldu. Hareketin kurucularından Hüseyin Bedreddin El Husi’ye atfen Husiler olarak da bilinen Zeydilere İran’ın verdiği destek, asla bölgedeki diğer Şii muhaliflere verdiği destek kadar açık olmadı.

Husi isyancılarının arkasındaki gizli elin İran olduğunu iddia eden Salih ve Riyad, buna dayanak olarak Husi savaşçılarının içinde İranlı askeri danışmanların bulunduğu iddialarını ve isyancılara giden silah sevkiyatlarının yakalanmasını gösterdi. Buna göre İran, Husi hareketini kendi güdümünde olacak, Lübnan’daki Hizbullah’a benzer bir askeri ve siyasi güce dönüştürmeye kararlıydı. Ne var ki Tahran’ın Yemen iç savaşında belirleyici bir rol oynadığı hiçbir zaman somut kanıtlarla ortaya konmadı.

Öte yandan İran’ın Yemen’de hiç parmağı olmadığını iddia etmek de aynı derecede samimiyetsiz olur. Yemen’in birleşmesini takip eden yıllarda İran’ın Zeydilerle temaslarına dair kanıtlar mevcuttu. Daha 1993’te İran’ın birkaç yüz Yemenli ilahiyat öğrencisini eğitim için ülkesine aldığı söyleniyordu. Doğal olarak İran’ın Zeydileri İslam Cumhuriyeti’nin ideolojisi doğrultusunda eğiteceği kaygısı vardı. Ayrıca hiç şüphe yok ki Husi hareketi, zamanla belirginleşen ABD ve İsrail karşıtı söylemlerini oluştururken Tahran’daki bazı unsurlardan ilham ve muhtemelen destek aldı.

Daha yakın yıllarda ise İranlı makamların Zeydilerle teolojik farklıkları gidermek için yollar aradığı belirtildi. Zira Zeydiler ile İran ve bölgenin diğer kesimlerinde hâkim olan Onikiciler okulu arasında doktrin farkları var.

İran’ın bu çabalarına karşın Tahran’ın Yemen’deki Zeydi topluluğunu kışkırttığı iddiası hiçbir zaman kanıtlanmadı. ABD’deki Yemen Çalışmaları Enstitüsü’nden Charles Schmitz’in deyimiyle “İran Husileri destekliyor ama bu desteğin daha çok manevi olduğu anlaşılıyor. Husilerin silahları Yemen menşeilidir, Husilerin meşruiyeti de yerel kaynaklıdır. İran çok muhtemeldir ki Husi önderliği üzerinde pek fazla etkiye sahip değildir.”

Salih sonrası dönemde İran ve Suudi tutumları

Salih’in 2011 sonlarında iktidardan düşmesi İran tarafından memnuniyetle karşılandı. Ancak bu sonuca varılmasında İran’ın dahli olduğuna dair yine kanıt yok. Salih’in başlıca dış destekçisi Suudi Arabistan bile Salih’in görevi sürdürmesinin artık zor olduğunu kabul etmiş ve iktidarın devri anlaşmasında etkili olmuştu.

Genel kanıya göre Salih’in gidişi, İran’ın Yemen’e bakışında yeni bir dönem başlattı. Bu gelişmede birkaç kilit unsurun etkili olduğu görülüyor. İlk olarak Husi hareketi, Salih’in iktidardan düşmesinden ve Arap Baharı’nın tetiklediği siyasi çalkantıdan yararlanma konusunda görece maharetli davrandı. Yemen’de diğer kesimlerde de var olan hoşnutsuzluktan istifade eden ve siyasi anlaşmalar yapan Husiler, ilk defa ulusal ölçekte bir güç hâline gelebildi. Böylelikle Tahran’ın nazarında Husi hareketinin siyasi albenisi arttı.

Bu arada İran devlet medyası da 2004-2010 döneminden farklı olarak birdenbire Husi hareketine, Yemen El Kaidesi gibi Suudi destekli Sünni radikallerle mücadele eden “Şii isyancılar” demeye başladı. İran’la Suudi Arabistan’ın bölgesel rekabeti, İran’ın Riyad’a karşı Yemen’de yürüttüğü vekâlet savaşını kızıştırırken İranlılar da Husilerle açıkça irtibatlandırılmaktan giderek daha az kaygı duyar oldu.

21 Temmuz 2013’te İranlı diplomat Nur Ahmed Nikbaht Sana’da kaçırıldı. Ocak 2014’te yaşanan yeni bir kaçırma teşebbüsünde ise bir İranlı diplomat öldürüldü. İran, diplomatın öldürülmesinde parmağı olan ülkeyi daha sonra açıklayacağını söylerken devlet medyası, Tahran’ın bu konuda Suudileri suçladığını açıkça ortaya koydu.

Ekim 2014’te Husi savaşçılarının Sana’da kontrolü ele geçirmesinden sadece birkaç hafta sonra İran Dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney’in dış politika danışmanı Ali Ekber Velayeti, Husilerden oluşan bir heyeti kabul ederken basına göre şöyle konuştu: “Zaferlerinizin farkındayız ve bunlardan büyük memnuniyet duyuyoruz.” Bazı İranlı siyasetçiler ise Husilere yönelik çok daha ateşli destek beyanlarında bulundu ve bu desteği Tahran-Riyad rekabeti bağlamına oturttu. Sertlik yanlısı bir milletvekili olan Ali Zekani ise Husi savaşçılarının Sana’ya gelişini Bağdat, Beyrut ve Şam’ın ardından “dördüncü Arap başkentinin” İran İslam Cumhuriyeti’nin eline geçmesi olarak yorumladı.

Bu kışkırtıcı iddia hiçbir üst düzey İranlı yetkili tarafından tekrar edilmedi ama yine de Körfez’deki tüm Arap ülkelerinde öfkeli manşetlerin konusu oldu. Fiiliyatta en sert İranlı yorumcular bile Husi mücadelesini ayrılıkçı bir hareket olarak değil, Yemen sınırları içinde daha ileri haklar mücadelesi olarak tarif ediyor.

Yemen’deki bu zor geçekler, İran-Suudi ilişkilerindeki gerilime rağmen Yemen’in siyasi geleceğini anlamak için temel teşkil ediyor. Ortada basit bir gerçek var: İran’ın Yemen’e daha ileri düzeyde müdahil olması muhtemel olmadığı gibi İran bunu yapabilecek durumda da değil. Yaptırımlarla boğuşan İran, bu yoksul ülkede güçlü bir rol oynayabilecek konumda değil. Yemen’in bir ulus devlet olarak iyice zayıflamaması için her şeyden önce ekonomik yardıma ihtiyacı var. Bunun yanı sıra Yemen, Suudi Arabistan’ın yumuşak karnına erişim sağlamanın ötesinde İran için fazla bir stratejik değer taşımıyor.

Suudi açısından bakınca 2009’da sınır çatışmalarında da yer alan Husiler hiç kuşkusuz ki güvenlik açısından bir baş ağrısı teşkil ediyor. Ancak Riyad, Müslüman Kardeşler’in bir kolu olan Yemen Islah Partisi’ni Suudi güvenliği bakımından uzun vadede daha büyük bir tehdit olarak görüyor. Husilere karşı sert bir mücadeleye girişmek İran’la gerilimi artırmakla kalmaz, Husilere hasım olan Islah’ın da kaçınılmaz olarak güçlenmesine yol açar.

İşte bu pratik nedenlerden dolayı Sana’da eylülde kurulan milli birlik hükümetinin hem Suudiler hem İranlılar tarafından olumlu karşılanması pek de sürpriz olmadı. Anlaşma, İran ve Suudi dışişleri bakanları New York’ta BM Genel Kurulu sırasında görüşürken sağlandı. Kesin olan bir şey varsa o da şudur: Bölgesel rekabetin kızışması ve Yemen’in giderek bir savaş alanına dönüşmesine rağmen Tahran ve Riyad, Yemen çıkmazına daha fazla sürüklenmemek için sağlam sebeplere sahip.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Özel etkinlikler
  • Sadece davet brifingi

Recommended Articles

İran, Suudi Arabistan ve ‘Trump değişkeni’
Saeid Jafari | Donald Trump | Eki 31, 2019
Husilerin artan saldırı kapasitesi Suudi Arabistan’ı zorluyor
Ammar al-Ashwal | Yemen Savaşı | Tem 8, 2019
Çin’in Orta Doğu’daki silah satışları artıyor, Pentagon endişeli
Jack Detsch | Orta Doğu'da Çin | May 29, 2019
Ninova’daki valilik seçimleri Bağdat’taki Sünnileri böldü
Omar Sattar | Irak seçimleri | May 25, 2019
Suudiler İran konusunda ABD’yi hayal kırıklığına mı uğratacak?
Bruce Riedel | Muhammed bin Selman | May 9, 2019

Recent Podcasts

Featured Video

More from  İran'ın Nabzı

al-monitor
İran’ın Yukarı Karabağ ikilemi
Ali Hashem | Sınır ihtilafları ve ilhak  | Eki 9, 2020
al-monitor
Korona virüs İran ekonomisini çökertecek mi?
Bijan Khajehpour | Koronavirüs | Mar 19, 2020
al-monitor
İran güçleri İdlib cephesine niçin müdahil oldu?
Hamidreza Azizi | İdlib | Şub 5, 2020
al-monitor
İran ABD’ye karşı Rusya ve Türkiye’yi yanına alabilir mi?
Saeid Jafari | Iran-US tensions | Oca 14, 2020