Gulf Pulse

Suudi Arabistan daha iddialı bir savunma doktrinine yöneliyor

By
p
Article Summary
Suudi Arabistan, Batı’nın azalan bölgesel etkisini ikame etmek üzere kendi konum ve gücünü en etkin şekilde yansıtmanın yollarını arıyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

Arap Baharı diye anılan 2011 olaylarının ardından Orta Doğu’da ve geniş Arap dünyasındaki siyasi tablo büyük değişime uğradı. Suriye, Lübnan ve Yemen başta olmak üzere birçok Arap ülkesi hâlen iç savaş, toplumsal çalkantı ve yönetim kargaşasıyla karşı karşıya. Mısır, Tunus ve Bahreyn’de ise terörü araç olarak kullanan örgütlü grupların sivil itaatsizliği devam ediyor. Bu çalkantının tam ortasında Suudi Arabistan duruyor. Benzer iç kargaşalardan muaf olmasına karşın Suudi Arabistan, savaş ve yıkımın kıyısında duran Arap dünyasının güvenlik sorumluluğunu üstlenirken uzun ve devingen bir bölgesel sorunlar listesiyle karşı karşıya.

Krallığın şimdi ihtiyaç duyduğu şey, artan sorumluluklarını ileride en iyi şekilde yerine getirip sürdürmesini sağlayacak yeni bir Suudi Savunma Doktrini’nin (SSD) çerçevesini oluşturmaktır. Kaçınılmaz olarak uzun bir değerlendirme süreci olacak bu sürecin şekillenmesinde faydalı olacak tartışmalara katkıda bulunmak üzere Harvard Üniversitesi Kennedy Okulu Belfer Merkezi’nin Savunma ve İstihbarat Projeleri kapsamında bu konuda bir çalışma yayımlamış biri olarak, SSD’nin başlıca maddelerini sayacağım. Buradaki amaç, Orta Doğu ve ötesinde barış ve düzen için çalışan önemli bir istikrar sağlayıcı güç olmaya soyunan Suudi Arabistan’ın mevcut ve müstakbel zorluklarını, hâlihazırdaki kabiliyetlerini ve gelecekteki ihtiyaçlarını daha iyi anlayıp değerlendirmektir.

SSD, yedi ana amaca hizmet edecek şekilde tasarlanmıştır:

  1. Vatanı savunmak

  2. Terörle mücadelede başarılı olmak

  3. Dost devletlerin savunmasını güçlendirmek

  4. Güç projekisyonu görevlerinde başarı sağlamak

  5. Kitlesel imha silahlarının yayılmasını caydırmak

  6. Siber uzay ve uzay için iki ayrı komuta oluşturmak

  7. Kurumlar arası iş birliğini kuvvetlendirmek.

Birinci madde zaten kendi kendini anlatıyor. Her ulus gibi Suudi Arabistan da dış tehditlere karşı kendini savunabilecek durumda olmalıdır. Bu tehditler, kıymetli petrol kaynaklarının dünya pazarına ulaşmasını engelleyecek biçimde deniz yollarını hedef alan saldırılar, kara sınırlarından – mesela Yemen veya Irak üzerinden – gerçekleşen saldırılar veya hava saldırıları şeklinde tezahür edebilir. Suudi Arabistan, gitgide çetrefilleşen bu ihtimallere karşı savunmasını zaten güçlendirmeye başlamış durumda.

Terörle mücadele, daha 11 Eylül öncesinde Suudi savunma sisteminin merkezinde yer alıyordu. El Kaide’nin o korkunç saldırıları ve peşinden mayıs 2003’te El Kaide’nin yerel kolu tarafından Riyad’da düzenlenen saldırılar, Suudi Arabistan’ı terörle mücadele kabiliyetlerini daha da yükseltmeye sevk etti. Bu kapsamda sadece iç güvenliğe dönük iyileştirmeler yapılmadı, teröre karşı savaşı uluslararası hâle getirmek için birçok devletle geniş kapsamlı iş birliklerine gidildi. Bugün dünyada en gelişkin ve kendini kanıtlamış terörle mücadele programının Suudi Arabistan’a ait olduğu güvenle söylenebilir. Doğal olarak, terör şebekeleri kendi önlemlerini aldıkça bu çalışmaların artarak devam etmesi gerekir.

Batılı güçlerin çalkantılı Orta Doğu’dan yavaş yavaş el çektiğinin işaretleri görülürken Suudi Arabistan, savunmalarını kuvvetlendirmesi için stratejik müttefiklerine yardım etme ihtiyacı duyuyor. İki yıl evvel İran destekli militanlar Bahreyn’de kargaşa ve kan dökülmesine yol açınca Suudi Arabistan, Bahreyn hükümetine kritik kamu altyapısını savunmasına destek olmak üzere asker göndermişti. Tıpkı bu örnekte olduğu gibi Suudi Arabistan, başka dost ülkelerin de dış saldırılar ve iç ayaklanmalara karşı savunmasında yardım etmeye hazır olmalıdır. Bunun için hem savunma harcamalarının yükselmesi hem de diğer ülkelerle iş birliğinin artması gerekecek.

Bir bölgede düzeni sürdürmenin bir unsuru da güç projeksiyonu yapabilme kabiliyetidir. SSD, Almanların Birinci Dünya Savaşı’nda aynı anda iki cephede savaşmasını mümkün kılan Schlieffen Planı’nın felsefi temelleri ve teorik senaryosuna dayanır. Orta Doğu’yu kasıp kavuran bitmeyen çatışmalar göz önüne alındığında bu tip kabiliyetler, Suudi Arabistan’ın önümüzdeki beş on yıl içinde ordusunu geliştirirken güç kavramlaştırmasının merkezinde olmalıdır.

Kitlesel imha silahlarına gelince Suudi Arabistan bu konudaki resmi tutumunu, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nı, Biyolojik ve Toksin Silahlar Sözleşmesi’ni ve Kimyasal Silahlar Sözleşmesi’ni imzalayarak yıllar boyunca ortaya koymuş, bunun yanı sıra Orta Doğu’nun kitlesel imha silahlarından arındırılmış bölge olmasını savunmuştur. Ancak Suudiler gerçekçi olmak zorundadır. İran nükleer bir devlet olursa onlar da bu yolu izlemeli ve kendilerini savunacak kapasiteye kavuşmalıdır. Her ne kadar buna gerek kalmaz, diye temenni edilse de böylesi tatsız bir ihtiyacın kavramsallaştırılması, Suudilerin gelecekteki mülahazalarında yer almalıdır.

Suudi krallığı karmaşık, belirsiz ve değişken bir bölgesel ve küresel tabloyla karşı karşıyadır. Arap dünyasında Batı’nın etkisi ve gücünün yavaş yavaş azalması, kitlesel imha silahlarının yayılması, yepyeni bir siber alanın ortaya çıkması, mezhepsel bölünmeler ve radikalizm bölgesel ve uluslararası düzene ciddi şekilde meydan okumaya devam edecektir. Bir SSD oluşturmanın amacı, Suudi Arabistan’ın büyük siyasi, mali ve toplumsal kaynaklarını bir araya getirmek, zorluklarla baş edebilmesi için gelecekteki hedeflerini belirlemektir.

Ancak SSD, uygulama alanı arayan bir çalışmadan ibaret değildir. Esasında Suudi hükümeti, SSD’deki ilkelerle örtüşen amaçlar doğrultusunda 150 milyar dolar ayırmış durumdadır. Bu miktarın büyük bölümü ABD, Fransız ve İngiliz şirketlerinin yer aldığı askeri programlardan oluşmaktadır. Söz konusu rakamın önümüzdeki 10 yıl içinde 250 milyar dolar civarına ulaşması beklenmektedir. Açıkça görülüyor ki Suudi hükümeti, krallığın uluslararası sahnede kaçınılmaz olarak artan rolünü güçlendirmeye mali açıdan kararlıdır. Bu devasa askeri yatırımın Arap Baharı diye anılan olayların ardından Orta Doğu’da düzen ve barışı korumaya en etkin şekilde kanalize edilmesinde olası bir yeni SSD, çerçeve işlevi görebilir.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: weapons, security cooperation, security, saudi arabia, regional politics, military aid, defense

Harvard Üniversitesi Kennedy Yönetim Okulu Belfer Bilim ve Uluslararası İlişkiler Merkezi’nde araştırmacı ve Kral Faysal Araştırma ve İslami Çalışmalar Merkezi’nde kıdemli araştırmacı olarak görev almaktadır.

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept