Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın son zamanlarda kamuya açık mekânlarda yaptığı konuşmalar ve medyaya verdiği demeçlerde kullandığı üslubu daha da radikalleştirdiği göze çarpıyor. Erdoğan şu an Türkiye’deki kitlesel siyasi hareketlerin liderleri arasında üslubu açık ara en aşırıcı ve kutuplaştırıcı olan kişi...
Türkiye Cumhurbaşkanı, İslamcılıkla Türk milliyetçiliğini aşırıcılık potasında harmanlayarak meydana getirdiği radikal bir Batı karşıtlığı ve kuşkuculuğuna konuşmalarında artan oranda yer vermeye başladı. Erdoğan’ın 16 Mart’ta Ankara’daki sarayında düzenlenen “Devlet Övünç Madalyası ve Beratı Tevcihi” töreninde söyledikleri, kendisinin bu sorunlu evrimine dair bugüne kadar kaydedilmiş en çarpıcı örneği teşkil ediyor:
“Bu ülkenin 78 milyon vatandaşını her biri, erkeğiyle, kadınıyla, hatta çocuğuyla, yaşlısıyla, gerektiğinde şehit olmayı şeref olarak gördüğü içindir ki bu topraklar hala bizim vatanımızdır. Aksi takdirde bizi burada bir gün barındırmazlar. Sanmayın ki Hakk’la batıl arasında 1400 yıl önce başlayan mücadele bitti. Sanmayın ki bin yıl önce bu topraklara gözlerini dikenler amaçlarından vazgeçti. Sanmayın ki 100 yıl önce Çanakkale’ye, hemen ardından Anadolu’nun dört bir köşesine, dönemin en güçlü ordularıyla, silahlarıyla, teknolojisiyle dayananlar yaptıklarından nedamet getirdi. Asla... Bu kadim mücadele sürüyor, sürecek.”
Erdoğan saha sonra “Bize düşen, bu bilinçle, iki güzelden birine daima hazır olarak çalışmak, tedbirlerimizi almaktır” diyor. “İki güzel” derken Erdoğan’ın kastettiği “şehitlik” ve “gazilik”... İslami manada “şehit”, “Allah yolunda canını feda eden kişi”ye deniyor. “Gazi” unvanını ise Allah yolunda savaştan sağ dönen kişi hak ediyor. Türk kültüründeki yaygın ve geleneksel kullanımında ise şehit ve gazi, vatan savunmasında sırasıyla ölenler ve yaralananlar için deniyor.
AL-MONITOR All-Access gives you unlimited access to all our journalism, the full Daily Briefing, exclusive interviews, premium newsletters, and live events — for less than $2/week.