Mısır’ın geçen hafta Sina Yarımadası’nda başlattığı harekât, son yarım asırda girişilen en kapsamlı askeri operasyondur. Bu görülmemiş harekâtın hedefinde, Kahire’deki iktidar ve egemenlik odağına kafa tutmaya yeminli bir dizi Mısırlı muhalif ve yabancı cihatçılar var.
Mısır’ın bu hamlesindeki başlıca ortağı İsrail. Kaderin bir cilvesi olarak Sina’daki anarşi, Mısır’la İsrail arasında yeni bir güvenlik iş birliği dönemini başlatmıştır. Arap Baharı’nın ileride ne getireceği belirsizliğini korurken Kudüs-Kahire ekseninde, taze enerjiyle serpilen yeni bir ilişki sistemi, eski düzenin enkazı üzerine kurulmaktadır. Mısır’la İsrail, karşılıklı fayda sağlayacakları yeni bir ilişki zemini oluşturmaktadır. İki komşu bu süreçte 1979’da imzaladıkları tarihi barış anlaşmasının kimi kilit unsurlarını göz ardı etmekte, bunun da ötesinde eskiden ilişkilerinde kritik aktör olarak görülen ABD’nin rolünü de azaltmaktadır.
ABD, iki nesil boyunca Kahire’yle Kudüs arasındaki stratejik ortaklığın merkezinde yer aldı. Washington, bölgesel güvenlik stratejisini Ekim 1973 Savaşı sonrası ısınan Mısır-İsrail ilişkileri etrafında şekillendirdi ve bu ilişkilerin zinde kalması için büyük yatırım yaptı. Her iki ülkeye sağlanan ekonomik ve askeri yardımlar, başka yerlerdeki benzer ABD programlarını gölgede bıraktı. “Barışa yatırım” Mısır ve İsrail’e milyarlarca doların akıtılması için sağlam bir güvenlik ve siyaset gerekçesi teşkil etti.
Anlaşmanın imza töreninde çekilen o simgesel fotoğraf, aslında her şeyi anlatıyordu: Yüzü sevinçle parlayan ABD Başkanı Jimmy Carter, Mısır Cumhurbaşkanı Enver Sedat’la İsrail Başbakanı Menachem Begin’in arasında durmuş, üç lider ellerini ortak bir tokalaşmada birleştirmişti. ABD, bu ilişkinin doğumunda kritik bir aracıydı ve desteği, ilişkinin yaşaması için hayati öneme sahipti.
AL-MONITOR All-Access gives you unlimited access to all our journalism, the full Daily Briefing, exclusive interviews, premium newsletters, and live events — for less than $2/week.