Ana içeriğe atla

Kahire’de Çalkantılı 72 Saat ve Sonrası

Mısır’da ocak 2011 devriminin geri kazanılması, artık imkân dâhilinde değil.
Soldiers stand guard on an armoured personnel carrier positioned outside Ramses Square, near al-Fath mosque in Cairo August 17, 2013. Egyptian authorities rounded up more than 1,000 Islamists as the Muslim Brotherhood leadership defiantly called a week of nationwide protests starting on Saturday after a day of carnage. After Friday's bloodshed in which more than 100 people died in clashes that pushed Egypt ever closer to anarchy, tensions were high with supporters of ousted Islamist President Mohamed Mursi

Mısır’ın yakın tarihinde- en azından ocak 2011 devriminden bu yana- yaşanan en çalkantılı 72 saat, en ihtiyatlı sayımlarda bile Mursi yanlısı cephede yüzlerce ölü ve binlerce yaralıyla sonuçlandı. Hayatını kaybedenler arasında Müslüman Kardeşler Genel Rehberi Muhammed El Badi’nin oğlu, Muhammed El Beltagi’nin kızı ve hareketin kurucusu Hasan El Benna’nın torunu da yer alıyor. Bunun yanı sıra 40’tan fazla polis öldürüldü, yüzlerce kişi tutuklandı ve görülmemiş sayıdaki mezhepsel saldırılarda onlarca kilise saldırıya uğradı ve kundaklandı. Ordu, zarar gören kiliseleri kendi kaynaklarıyla onaracağını açıkladı.

Ateşe verilen binalar, Kahire ve Mısır genelinde patlak veren kanlı çatışmalar, vilayetlerin çoğunu kapsayan katı ve ürkütücü bir sokağa çıkma yasağı, akıl almaz tezahüratlar karışımı, derin bir şok ve genel bir kasvet… Tüm bunları hazmetmek hâlâ imkânsız gibi.

Olayların kapsamı, büyüklüğü ve meydana geliş hızı, hâlihazırda kimseye bunları bir tek defada yazıya dökme, idrak etme ve bütünüyle analiz etme imkânı tanımıyor. Halen sürmekte olan bu karanlık olaylar zinciri, şu ya da bu şekilde en az birkaç gün daha devam eder ve artçı sarsıntıları uzun yıllar etkisini gösterir. Mısır’ın gözlemcilere giderek dayattığı bir şey var: Ülkeye ilişkin güvenle öngörüde bulunabilmek, özellikle de uzun vadede anlam ifade edecek analizler yapabilmek artık neredeyse olanaksız hâle gelmiştir. Yine de gelinen noktada bazı ön yorumlar yapmayı deneyebiliriz. Ancak bunlar da, sorulara cevap teşkil etmekten ziyade soruları çoğaltmaktan ibaret olur.

Mevcut siyasi yol haritası, en azından zaman açısından birtakım uzatmalara maruz kalır ya da bütünüyle çok kapsamlı ve derin bir tadilattan geçer. Müslüman Kardeşler’in de içinde olduğu bir siyasi geçiş sürecinin olabileceğini umut edenler, bunun artık olası olmadığını kabul etmektedir. Yönetimde ve yönetim destekçileri arasında hasmane bir ruh hali hâkimdir. Mursi yanlısı cephede ise, kötü biten maceraları, stratejik hataları ve acemiliklerinin etkisiyle tabandaki şok hali ve öfke derinleşmektedir. Bu ortamda uzlaşma olasılığı, kısa vadede imkân dâhilinde değildir. Aslında gelinen noktada Müslüman Kardeşler’in varlığını sürdürüp sürdüremeyeceği sorusu da kulağa artık o kadar abartılı gelmemektedir.

Kabine, bugün yaptığı açıklamada Müslüman Kardeşler’in kanunen lağvedilebileceğinden söz etti. Açıklamanın mart ayında tescil edilen Müslüman Kardeşler Derneği’ni kastettiği sanılıyor. Zira Müslüman Kardeşler’e 1954’ten beri uygulanan yasak, hiçbir zaman resmen kaldırılmamıştır. Cumhurbaşkanı sözcüsü de konu hakkında sorulan soruya oldukça belirsiz bir yanıt verdi.

Müslüman Kardeşler’in siyaseten tecrit edilmesine dönük bir kararın alındığını varsaysak bile, bu karar pratikte nasıl uygulanacak? Müslüman Kardeşler’in daha alt kademelerinde yer alan, daha az etkinliğe sahip üyelerine- ki bunların sayısı en mütevazı tahminlerde bile birkaç bin kişiyi buluyor- seçimlerde aday olma ve siyasete katılma izni verilmeyecek mi? 30 Haziran sonrası Mısır’da siyasi İslam, siyasette resmen temsil edilmek için topyekûn bir mücadele mi verecek? Yoksa engeller sadece Müslüman Kardeşler’e ve hareketin müttefiklerine mi yoğunlaşacak?

Son gelişmeler, İslamcı cephede yer alan birçok insan üzerinde güçlü bir radikalleşme etkisi yapacak. Bu etki, genel anlamda olabileceği gibi çağdaş demokrasiyle İslamcılığın uzlaştırılmasına dair düşüncelere de tesir edecek. Mısır’ın uzun vadedeki güvenliği ve etkin, demokratik siyaset süreci üzerindeki etkiler de hafife alınamaz.

Müslüman Kardeşler’in içine düştüğü durum, müthiş derecede zordur. Hareket, bir yandan kendisine hasım farklı kesimlerin bileşik gücüyle karşı karşıyadır: yönetim, medya, yargı ve sokaklarda kendi iradesiyle Müslüman Kardeşler’in karşısına dikildiği gözlenen çok sayıda sıradan vatandaş. Ülkenin en önemli iki dini kurumu El Ezher ve Kıpti Kilisesi bile Müslüman Kardeşler’in karşısındadır. Basında yer alan çarpıcı bir habere göre, El Ezher’in önde gelen âlimlerinden Dr. Ahmed Kreima, El Ezher’deki Şeriat âlimleri kurulunun Müslüman Kardeşler’in “mürtet” olduğuna hükmettiğini açıklamıştır.

Diğer yandan Müslüman Kardeşler’in taban üzerindeki kontrolünü gitgide yitirdiği gözlemlenmekte ve hareketin destekçileri açıkça şiddete başvurmaktadır. Böylelikle, Müslüman Kardeşler’in davası ve topladığı sempati zarar görmekte, hükümetin pozisyonu ise güçlenmektedir. Mısır medyasına hâkim olan “Mısır teröre karşı savaşıyor.” söylemi de, birçok kişi nezdinde daha fazla kabul görmektedir. Mursi yanlısı cephenin önümüzdeki hafta boyunca yürüyüşler düzenleme kararı, kamusal alanda varlıklarını koruma açısından bir derece anlaşılabilir. Ancak bu kararın stratejik bir felakete dönüşmesi ihtimali yüksektir. Büyük olasılıkla şiddet tekrar patlak verir, güvenlik güçleri gösterileri tekrar bastırır ve Müslüman Kardeşler’in siyasi konumu daha da zayıflar. Bu arada, aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık misali, Müslüman Kardeşler’in elinde kalan belki de son kartlardan biri olan uluslararası kınamalar ve hükümet üzerindeki dış baskı, ülkede milliyetçi duygunun yükselmesiyle neticede ters tepebilir.

Kahire, hiç olmadığı kadar ABD’den uzaklaşmış durumda ve Mısır kamuoyu, ABD’ye karşı olabildiğince düşmanca hisler beslemektedir. Mursi karşıtları arasındaki yaygın hissiyata göre ABD, bölgede diğer ülkelere doğrudan zarar verdi ve şimdi aynı zararı Mısır’a vermek için uğraşmakta ya da Müslüman Kardeşler’e arka çıkmaktadır. Müslüman Kardeşler, artan biçimde ABD’nin kuklası olarak resmedilmekte ve medyada bu yönde durmadan yapılan yorumlar, bu hissiyatı beslemektedir. Mursi yanlısı İslamcı cephe ise, yaygın olarak ABD tarafından terk edilmiş hissetmektedir. Kaldı ki bu kesim, tarihsel olarak zaten ABD yönetimlerine karşı sıcak duygular beslememiştir.

Son 72 saat içinde Mısır hükümetinin attığı adımlar ve yaptığı açıklamalara bakılacak olursa, Kahire artık Washington, Berlin veya Brüksel tarafından yönlendirilmeye gönüllü değildir. Ankara’dan ise hiç değil. Hükümet, izlediği yolda kararlı görünmektedir. ABD’de bazı çevreler, Mısır’a yapılan mali yardımın kesilmesi tehdidinde bulunabilir. Ne var ki Mısır kamuoyunda gitgide yükselen bir eğilim, zaten bu yardımın tek taraflı olarak reddedilmesi, hatta Mısır-İsrail Barış Anlaşması’nın sonlandırılması yönündedir. Körfez ülkelerinin vadettiği milyarlarca dolar değerindeki kapsamlı yardım paketi, ABD’den gelen yıllık yardımı ve IMF ile sonu gelmeyen müzakerelerde görüşülen mali paketini gölgede bırakmaktadır. Körfez ülkeleri tarafından Mısır hükümetine yapılan destek açıklamaları da, cesaret veren ek bir unsur olmaktadır.

Son olayların akışı, ABD ve Avrupa’nın umduklarından çok daha az etkiye sahip olduklarını da gözler önüne sermiş oldu. İşler gerçekten ciddi bir noktaya dayanınca ABD, BM Güvenlik Konseyi ve bazı istisnalar olmakla birlikte Avrupa’nın verdiği resmi tepkiler, köprülerin tümüyle yakılması noktasından uzak kalmıştır. Bu taraflar, aslında Kahire’ye derin bir siyasi ihtilafa düşmeyi hiç mi hiç arzulamadıkları mesajını vermiştir.

Ordu-polis, geçen aya kadar muhalefette olan Ulusal Kurtuluş Cephesi (UKC) ve medya arasındaki yakın ilişkilerin iyice pekiştiği görülmektedir. Cumhurbaşkanı yardımcısı Muhammed El Baradey, Mursi yanlısı gösterilere yapılan kanlı müdahaleyi protesto ederek görevinden istifa etti. Ne var ki UKC ve hatta Baradey’in kendi partisinin bazı mensupları bile, zaman kaybetmeden eski liderleriyle aralarına mesafe koyup hükümetin ve güvenlik güçlerinin tutumuna arka çıktı. Bu arada, UKC’nin güvenlik güçlerince uygulanan şiddete sessiz kalmasını ve hareketin aldığı istikameti eleştiren UKC sözcüsü Halid Davud da istifa etti.

Baradey’in istifasıyla birlikte, 25 Ocak’la 30 Haziran’ı birbiriyle ilgisiz iki farklı ayaklanmadan ziyade tek bir devrimin iki ayrı dalgası olarak tasvir eden söylem de darbe almış oldu. Baradey’in siyasette tekrar boy gösterebileceğini düşünmek artık zordur. Hem Mübarek hem Mursi döneminde yoğun karalama kampanyalarına maruz kalan Baradey, şimdi de 30 Haziran cephesi tarafından yaygın olarak kınanmaktadır. Eski cumhurbaşkanı yardımcısı medyada sık sık ihanetle suçlanmakta, hatta yargılanması için çağrılar yapılmaktadır. Baradey’in istifası, mevcut Kahire yönetiminin uluslararası imajını sarsmış olabilir. Ancak yukarıda altı çizilen noktalardan da açıkça anlaşılacağı üzere Mısır’da dış tepkilere kulak asacak kişilerin sayısı yok denecek kadar azdır.

Bu arada özel sektör medyası da, kararlı ve sarsılmaz bir şekilde hükümetin arkasında durmaya devam etmektedir. Sınırlı miktarda eleştiriye rastlanmakta, yayınlara “Mısır, Müslüman Kardeşler’e- ve teröre- karşı” teması hâkim olmaktadır. Öte yandan yabancı medya da yaygın olarak olayları idrak edemiyormuş gibi algılanmaktadır. Bazı yabancı medya kuruluşları ise, birçok kişi tarafından ve hatta resmi düzeyde “Müslüman Kardeşler lehine önyargılı” olmakla suçlanmaktadır.

Tekrar vurgulayacak olursak, Mısır’da belli olan tek şey, hiçbir şeyin belli olmadığıdır. Ancak gelinen noktada şu açıkça ortaya çıkmıştır ki 25 Ocak devriminin geri kazanılması, artık esasen imkân dâhilinde değildir. Kahire’de siyaset tümüyle çökmüş ve çatışmaya yol vermiştir. Bu durumun Mısır’da güvenliği uzun vadede nasıl etkileyeceği ve yakın vadede normal demokratik bir süreç olasılığının ne kadar olduğu gibi sorular, iyimser öngörüler hariç an itibariyle her türlü ihtimale açıktır.

Bassem Sabry, Mısırlı bir siyaset yazarı ve yorumcudur. Twitter hesabı: @Bassem_Sabry