Türkiye'nin Nabzı

Kuzey Kıbrıs’ın ‘malum sırları’: Fuhuş ve kadın ticareti

By
p
Article Summary
KKTC’de ‘feminist milletvekili’ lakabıyla bilinen Doğuş Derya’nın seks kölesi kadınların durumuna dikkat çeken çıkışı adadaki herkesin bildiği sırları yeniden tartışmaya açtı. Kıbrıs’taki Las Vegas efsanesinde çok fena hikâyeler gizli.  

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde (KKTC) herkesin bildiği bir sır kazara herhangi bir gazeteye manşet olunca her defasında sansasyon yaratıyor. Sanki ilk kez ifşa oluyormuş gibi... Sonra unutuluyor, yeniden sırra dönüşüyor. Bu sırrı birkaç gün önce KKTC meclisine yeni giren kadın vekil Doğuş Derya tekrar ifşa etti: “Gece kulüplerinde kadınlar seks kölesi olarak kullanılıyor.”

Türkiye 1998’de kapattığı gazinoları ‘yavru vatan’ diye sahiplendiği KKTC’ye postaladığında sözde adanın turizm sektörü canlanacaktı. Ne var ki gazinolara promosyon gibi gece kulüpleri de eşlik etti, yıllar içinde çoğaldıkça çoğaldı. Bugün küçücük bir adanın kuzey kesiminde 50’nin üzerinde gece kulübü var. Yasa gereği her biri en fazla 12 konsomatris istihdam edebilen bu kulüplerde toplam 500 kadar kadın çalışıyor. Bu kadınların çoğu Moldova, Ukrayna ve Romanya gibi ülkelerden getiriliyor. Son zamanlarda Afrika ülkeleri ve Orta Asya’daki Türk cumhuriyetlerinden de kadınlar gelmeye başladı. Gece kulüplerine ödenen 300-600 lira karşılığında bu kadınlar özel odalarda ya da dışarıda erkeklerle birlikte oluyor. Türkiye’den de özel turlar düzenleniyor. Hava trafiği hayli yoğun. Gazinolara gelenler aynı zamanda gece kulüplerine de gidiyor.

Devlet fuhşa aracı

Asıl sorun buraların gece kulübünün ötesinde fiilen genelevi işlevi görmesinden kaynaklanıyor. KKTC’de fuhuş yasak ama eski Sosyal Hizmetler uzmanı Barış Başel’in tanımıyla “Devlet fuhşa aracılık ediyor.”

Hâlbuki yasa fuhuş yapan konsomatrisler ya da onlara bunu yaptıranlara iki yıl hapis ve 1000 TL para cezası öngörüyor.

Dahası kimi ne yapacağını bilerek kimi dansçı ya da çocuk bakıcısı olacağını sanarak adaya gelen kadınlar, seyahat ve çalışma izni masrafları adı altında senet imzalatıp borçlandırılmak suretiyle konsomatris yapılıp fuhşa zorlanıyor. Derya’nın “Seks köleliği var” diye isyan etmesinin sebebi de bu.

Yasa gereği aracıların ön izinle getirdiği konsomatrisler adaya girişte pasaportlarını polise teslim etmek ve haftada bir devlet hastanesinde sağlık kontrolünden geçmek zorunda. Birçok kişinin üzerinde mutabık kaldığı husus şu: Sağlık kontrolü şartıyla kanunen yasak olan fuhşu aslında uygulamada meşrulaştıran devlet, işverenin istismarından koruma adına pasaporta el koyarak da ‘seks köleliğine’ zemin hazırlıyor.

KKTC’deki Vatan gazetesinden Arslan Mengüç bu konuda şunu söylüyor: “Ülkemizdeki seks köleliğinin temelinde bize işçi statüsünde gelen hayat kadınlarının pasaportlarına el konması yatıyor. Yani kadınları getiren şirketler, onların rakip firmalarda çalışmasını önleyebilmek veya Güney’e gitmesinin önüne set çekebilmek için daha KKTC’ye girişte sınır kapısında pasaportlarına el konuyor. Bu konuda devlet, beyaz kadın ticareti yapan şirketlere yardımcı oluyor.”

Açıkçası devlet, gece kulüplerini ‘darphane’ olarak gördüğü için bu çarka göz yumuyor. Tahminlere göre gece kulüplerinden elde edilen vergi 20 milyon TL’nin üzerinde. Ada siyasetinin gece kulüplerine yeni bir düzenleme getirme konusunda ne iradesi var ne de gücü. Çünkü gece kulüpleri bütçeye katkı sunmanın ötesinde siyaseti de finanse eder hale gelmiş.

Türkiye’den Talat’ı şaşırtan öneri

Peki, KKTC’nin hamisi Türkiye’nin pozisyonu ne? 11 Mayıs 2012’de Lefkoşa’da eski Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile ofisinde söyleşi yaparken bana ilginç bir anekdot anlaşmıştı. 1998’de Türkiye’deki 79 kumarhane kapatıldıktan sonra dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz, KKTC’yi ziyaret ettiğinde o zaman ana muhalefetteki Cumhuriyetçi Türk Partisi’nin (CTP) Genel Başkanı Talat’ın da bulunduğu ortamda kumarhanelerin adaya taşınması fikrini ortaya attı. İşte Talat’ın bana söyledikleri: “Türkiye çeşitli nedenlerle kumarhaneleri kapmıştı. Mesut Yılmaz’ın bize ‘Bulgaristan gibi ülkelere kaçmadan bu kumarhaneleri siz kapın’ tavsiyesi olmuştu. Şok oldum. ‘Peki, siz neden kapatmanız’ dedim. Hiçbir şey söyleyemedi. Cevap veremedi, geçiştirdi. O dönemde demek ki bu Türkiye’nin politikasıydı: Bulgaristan’a, oraya buraya gitmesin bu kumarhaneler, Kıbrıs’a gelsin. Ama Tayyip (Erdoğan) Bey’in böyle bir politikası olacağını düşünmüyorum. Fakat şimdi Türkiye açısından da kumarhaneler en birincil sorun değil, gece kulüpleri daha büyük sorun. Kokuşma ve diğer kötülükler açısından söylüyorum... Kumarhaneler teorik olarak vatandaşlar giremez. Pratikte girip para kaybeden, ailesi dağılan insanlar var. Girenlerin de çok büyük çoğunluğu küçük paralarla sırf oyun olsun diye girer, tutkusunu gidermek için falan. Turizmin bir çeşnisi olarak düşünülen kumarhane turizmin esası haline geldi. Diyelim ki bir yatırımcı bu ülkede 5 yıldızlı, 500 yataklı bir otel yatırımı yapacak olsun, siz kumarhane izni vermeyin, o yatırımı yapmaz. Haklıdır da. Çünkü diğerlerinin izni olup onun olmayınca işe dezavantajla başlar. O yüzden buna köklü çözüm lazım. Bunun bununla ilgili önerim vardı ama bir dönem daha CTP iktidarına ihtiyaç vardı belki. Benim önerimi gazinoların bağlı olduğu Maliye Bakanı da sıcak karşılamıştı. Bunlar için ayrı bir bölge ayıralım, kontrolü de kolay olur demiştik.”

‘Bunun adı insan ticareti’

Al-Monitor’a konuşan Mülteci Hakları Derneği Başkanı Ceren Göynüklü gece kulüplerinde dönen işleri ‘insan ticareti’ olarak tanımlarken yabancı kadınları zorla çalıştırmak için bu kişilerin borçlandırıldıklarını ve senetler imzalattırıldığını, bu yüzden işlerini bırakıp gidemediklerini kaydetti.

Göynüklü bu konuda Ukraynalı 20 yaşında bir kızın başından geçenleri şöyle anlattı aktardı: “Temmuzda Kıbrıs’a gelmiş. Bir şekilde Ukrayna’daki annesine ulaşmış, ‘dönmek istiyorum, beni kurtarın’ demiş. Annesi Uluslararası Göç Örgütü’nü aramış. Yetkililerle temas geçtik ve öğrendik ki hala Kıbrıs’ta ve kendisi aleyhine bir fuhuş davası açıldığından sonucunu beklemesi gerekiyor. Hemen fuhuş davası hızlandırıldı, ceza almadan ülkesine geri gönderildi. Bir başka kişi ile görüşmek istedim ama görüşmek istemiyor denildi. Akabinde bir hafta içerisinde ülkesine gönderildi. Çok fazla sorun var. Davalık olduklarında da sığınma evleri yok, kendileri için güvenli olmayan gece kulüplerinde kalmaya devam ediyorlar.”

Gece kulüpleriyle ilgili ciddi bir yasal düzenleme getirilmesi ve kadınların haklarının korunmasını istediklerini belirten Göynüklü “Gece kulüplerine göz yumulmasının nedeni ciddi vergi gelir kaynağı olması. Yasal düzenleme konusunda gerçek bir irade olduğunu söyleyemeyiz. Devlet bu konuda etkin adımlar atmıyor. Türkiye’den bir baskı gelmiyor” dedi.

Göynüklü yürüttükleri çalışmalar nedeniyle tehdit alıp almadıkları sorusuna “Çalışmalarımız etki yaratmıyor. Etki yaratsa tehlikeli olabilir. Şu an da çok konuşuyoruz ve çalışmalara engel olunmadığı için tehdit almıyoruz” yanıtını verdi.

Son zamanlarda polis baskınlarının artmasına karşı işletme sahipleri de baskın çıkmaya çalışıyor. Kıbrıs Eğlence Yerleri İşverenler Birliği Başkanı Erdoğan Şeniz, baskınlar nedeniyle yüzde 50 gelir kaybı yaşandığından yakınarak hükümete “Kulüplerde fuhuş yapıldığını biliyorlar ama adını koymuyorlar. Vergi alırken dahi konsomatris başına ücret hesabı yapıyorlar” diye çatıyor.

Al-Monitor’a değerlendirmelerde bulunan milletvekili Derya, seks işçiliğine değil seks köleliğine karşı olduğunu ve kadın ticaretini suç sayan yasal düzenlemenin gerektiğini vurguladı.

Derya ahlakçı yaklaşımlara karşı çıksa da gece kulüpleri ve fuhuş adanın en temel sorunu haline gelmiş durumda. Üstelik bu sorun sadece dışarıdan gelenlerle sınırlı değil. Yakın Doğu Üniversitesi’nden Prof. Dr. Lütfü Tahmaz’a göre adadaki erkeklerin neredeyse yarısı gece kulüplerinden ‘hizmet’ alıyor. Ama sohbet açılınca bu durumdan mustarip olmayan da yok. Ve herkes ‘Kıbrıs’ın Las Vegas’ı aldatmacasıyla bugünlere gelen bu meseleyle baş etmenin siyasi ve ekonomik bir bedelinin olacağının farkında.

 

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Özel etkinlikler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Lobbying newsletter delivered weekly
Bu bölümlerde bulundu: women's rights, turkish politics, sex trade, human trafficking, cyprus, casino industry

Al Monitor-Türkiye’nin Nabzı bölümünün yazarlarındandır. Farklı gazetelerde çalıştıktan sonra uzun süre Radikal gazetesinde köşe yazarlığı yaptı. Ajans Kafkas’ın kurucu editörüydü. IMC TV’de dış politika programı ‘SINIRSIZ’ın daimi yorumcusuydu. Türk dış politikası, Kafkasya, Orta Doğu ve Avrupa Birliği konularında uzmanlaşmıştır. “Suriye: Yıkıl Git, Diren Kal”, “Rojava: Kürtlerin Zamanı” ve “Karanlık Çöktüğünde: IŞİD” adlı kitapların yazarıdır. Twitter: @fehimtastekin

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept