Suriyeli Kürtlerin petrol hamlesi Türkiye’yi yumuşatabilir mi?

Suriyeli Kürtlerin Amerikalı bir petrol şirketiyle yaptığı anlaşmada sadece petrol ticareti değil siyasi bir kumar da var.

al-monitor  Photo by Suriye Demokratik Güçleri başkomutanı Mazlum Kobane, kuzeydoğu Suriye’deki Haseke kentine yakın kırsal bir bölgede AFP’ye mülakat verirken, 24 Ocak 2019..

Ağu 4, 2020

Kuzeydoğu Suriye’de Kürt önderliğindeki özerk yönetimin adı sanı duyulmamış bir Amerikan petrol şirketiyle yaptığı anlaşmanın detayları netleştikçe işin içinde petrol ticareti kadar siyasi bir kumar da olduğu anlaşılıyor. Anlaşmanın arkasındaki beyin olan ABD destekli Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) başkomutanı Mazlum Kobane, Delta Crescent Energy şirketiyle sağlanan 25 yıllık anlaşmayla birbiriyle bağlantılı bir dizi iddialı hedefe ulaşmayı umuyor. 

Birinci hedef, Amerikalı bir şirketi devreye sokarak ABD’nin kuzeydoğu Suriye’deki askeri varlığını sağlama almak ki bu fikir bir süredir dillendiriliyordu. Türkiye’nin Ekim 2019’da gerçekleştirdiği Barış Pınarı Harekâtı’nın ardından Başkan Donald Trump’ın kuzeydoğu Suriye’de “petrol için” asker tutacağını söylemesi bir tesadüf değil. Fikir Başkan’ın kafasına da yerleşmişti. Beşar Esad rejiminin petrol gelirlerinden mahrum kalması, İran’la ittifaka son vermesi için Şam’a baskı yapan Washington’ın genel stratejisiyle uyuşuyor. Suriyeli Kürtlerin petrol geliriyle ayakta kalarak ABD’nin maddi yardımına muhtaç olmaması da bir o kadar önemli. 

Kürtlerin tasavvuruna göre ABD’li şirketlerin dahli sayesinde ABD yönetimi ile ilişkiler zaman içinde daha da derinlik kazanacak. ABD bölgede ne kadar uzun kalırsa ve ilişkiler güvenlik odaklı dar çerçeveyi aşarak ne kadar çeşitlenirse Suriyeli Kürtlerin, Kuzey Irak’taki Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne (KBY) benzer yarı bağımsız bir statüye kavuşma şansı da o kadar artacak. Nitekim KBY de ABD’nin askeri himayesi altında evrilmişti. Ancak Türkiye olmasaydı KBY’nin ekonomik olarak ayakta kalması zordu. Kobane’nin stratejisinin diğer ana direği de işte bu noktada ortaya çıkıyor ve Washington’ın NATO müttefiki Türkiye’yle ilişkileri onarma arzusuyla örtüşüyor. 

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın KBY ile ilişkilere 2010 yılında resmiyet kazandırmasında petrolün kritik etkisi olmuştu. Türkiye Erbil’de konsolosluk açmış ve ardından merkezi Bağdat hükümetine kafa tutarak KBY’den Türkiye’nin Akdeniz kıyısına uzanan bir boru hattı inşa edip Kürt petrolünün ihracını sağlamıştı.

Irak Kürdistanı’nda petrol gelirleriyle tetiklenen inşaat furyasının ilk döneminde Iraklı Kürtler akıllı davrandılar ve ihalelerin önemli bir kısmını milliyetçi çevrelere yakın Türk şirketlerine verdiler. Aynı zamanda da PKK’nın Türk devletine karşı yaklaşık 40 yıldır sürdürdüğü silahlı mücadeleye son vermesi için hapisteki PKK lideri Abdullah Öcalan ile Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) arasında barış görüşmelerini desteklediler.

Aynı senaryo Türkiye ile Suriyeli Kürtler arasında tekrarlanabilir mi? Petrolün Türkiye üzerinden ihraç edilmesi ve Ankara’nın gelirden pay alması onun SDG’ye karşı direncini yumuşatır mı? Bu sayede ABD’nin kuzeydoğu Suriye’de askeri varlığını sürdürmesi kolaylaşır mı? Kobane bunun olabilirliğine oynuyor. Bu, kolay bir iş değil. Ancak tarihin akışı, zamanın Kürtlerin lehine işlediğini gösteriyor, tabii yanlış, abartılı ve zamansız hamleler yapmadıkları sürece... Iraklı Kürtler 2017 yılında Washington, Ankara, Tahran ve Bağdat’ın sert itirazlarına karşın bağımsızlık referandumuna gitmiş ve neticede “Kürtlerin Kudüs’ü” diye anılan Kerkük’ü kaybetmişlerdi. Suriyeli Kürtler de 2016’da ABD’nin desteğiyle Menbiç’i almalarının hemen akabinde El Bab ve Cerablus’a uzanmak istemişlerdi. Türkiye Fırat Kalkanı Harekâtı’nı başlatarak bu planlarına ket vurmuştu.

Kobane’nin hesapları tutabilir mi?

Türkiye’nin iç siyasi dinamiklerinin büyük bir sorun olduğu ortada. Anketlerde aşağı doğru giden Erdoğan, Kürtlerin her türlü hakkını bekâ tehdidi olarak gören ya da tabanlarını korumak için bu iddiaya sarılan milliyetçilere giderek daha bağımlı hâle geliyor. Erdoğan’ın 2015’te barış görüşmelerinin fişini çekmesinin bir nedeni de milliyetçi oylarında yaşadığı kayıplardı.

Türkiye kuzey Suriye’deki Kürtlere karşı da büyük operasyonlar düzenledi. Son olarak Barış Pınarı Harekâtı’yla ABD güçlerinin sınırdan çekilmesi üzerine kuzeydoğu Suriye’de Tel Abyad ile Resulayn’ı kapsayan oldukça büyük bir bölgeyi ele geçirdi. Kobane’nin başına ödül koyan Türkiye, Suriye topraklarında Kürtleri hedef almaya devam ediyor. Temmuzdaki drone saldırısında Kobane’nin köyünde üç kadın öldürüldü.

Türkiye bu adımlara gerekçe olarak Kobane ile çevresindeki pek çok Suriyeli Kürt’ün PKK mensubu olmasını gösteriyor. Bu, Suriye iç savaşının patlak verdiği 2011 yılına kadar doğruydu. Ancak bu isimlerin halen Irak Kürdistanı’ndaki Kandil Dağları’nda üslenen PKK liderlerinden talimat aldığını kanıtlamak mümkün değil. 

Kobane, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın teşvikiyle PKK geçmişini arka plana itmeye çalışıyor. Zira bu geçmişini bahane eden Türkiye, Suriye muhalefeti ile Esad temsilcileri arasında BM himayesinde yapılan ve şu an durmuş olan Cenevre barış görüşmelerine özerk yönetimin katılmasını engelledi. PKK, Avrupa Birliği ile ABD’nin terör listesinde bulunuyor.

Kobane, KBY Başkanı Neçirvan Barzani’yle de yakınlık kurmaya çalışıyor. Türkiye ile petrol anlaşmasını 2013’te başbakan iken sağlayan ve Erdoğan’la iyi geçinen Barzani’nin Delta Crescent anlaşmasında da dahli olduğu söyleniyor. Ancak kendisinden başbakanlığı devralan, aynı zamanda kuzeni ve kayınbiraderi olan Mesrur Barzani’nin bu konudaki tavrı belli değil. Mesrur Barzani’nin görüşü kritik önemde olacak.

Barış Pınarı Harekâtı’nın ardından Kobane yeni bir taktiğe yöneldi. Türk güçlerine ve onlarla birlikte hareket eden Sünni isyancılara karşı herhangi bir direniş ortaya koymamaya karar verdi ve maharetlerini diplomatik sahaya taşıdı. Kürt Ulusal Konseyi (KUK) çatısı altında toplanan muhalif Kürt partileriyle uzlaşı görüşmeleri başlattı. KBY ile yakın ilişkileri olan KUK, İstanbul merkezli Suriye muhalefetinin içinde yer alıyor.

Girişimin amacı KUK’un özerk yönetime, Irak’ta bulunan az sayıdaki savaşçısının da SDG’ye dâhil edilmesi. Böylelikle SDG ve müttefiklerinin halk desteğinin artacağı, ayrıca SDG’yi PKK’nın maşası gibi gösteren Türkiye’nin iddialarının çürütüleceği umuluyor. Kürtler arasında sağlanacak birlikten bir diğer beklenti de rejimle müstakbel müzakerelerde Kürtlerin elinin güçlenmesi ve Kobane’nin Cenevre görüşmelerinde yer alması.

MİT Başkanı Hakan Fidan’ın Suriyeli Kürtlerle uzlaşmaktan yana olduğu söyleniyor, özellikle de birlik görüşmeleri PKK’nın koşulsuz olarak Türkiye’den çekilmesi gibi bir sonuç doğurursa. Amerikalıların SDG’ye verdiği mesaj desteklerinin, PKK kadrolarının, özellikle Suriye uyruklu olmayanların uzaklaştırılması koşuluna bağlı olduğu yönünde. Ankara’nın ara sıra homurdansa da görüşmeleri baltalamaya uğraşmamasının nedeni de bu olabilir.

Ancak PKK’nın, bunca yıl sürdürdüğü ve çoğu kendi mensubu 40 bin kişinin hayatına mal olan silahlı mücadelenin ardından öylece çekip gitmesi zor, hele de Kürtlere anayasal güvencesi olan tek bir hak verilmiş değilken. ABD Suriye Kürdistanı’na, nam-ı diğer Rojava’ya muğlak bazı destek sözleri verdi diye PKK’nın buna razı olması daha da zor.

Bu bağlamda Ankara “PKK kendini tasfiye edip Türkiye’yi terk etsin” talebiyle bir yere varamaz. Aynı şekilde PKK’nın, Pentagon’un SDG’ye desteğini Ankara’ya karşı koz olarak kullanabileceği fikrinin de tümden yanlış çıktığı ortada.

Kobane ile PKK arasında ABD’nin baskısıyla oluşabilecek kalıcı bir çatlak Ankara açısından büyük bir artı olur. Zira bu durumda iki taraf da zayıflamış olacak. Tam da bu nedenle böyle bir çatlağın oluşması olası değil.

Suriyeli Kürtlerin asıl büyük endişesi Rusya. Türkiye’nin Ocak 2018’de Afrin’i ele geçirmesine izin veren Rusya, Kürtlerin güvenini sarstı. Ancak petrol anlaşmasına Ankara ve Şam’dan sert açıklamalar gelirken Kremlin’den henüz resmi bir tepki gelmiş değil. Peki, neden?

Rusya, ABD güçlerinin Suriye’den gitmesini ve Şam’ın, petrol kaynakları dâhil her yerde kontrolü sağlamasını istiyor. Petrolün yaklaşık yüzde 90’ı Kürt kontrolündeki bölgede bulunuyor.

Kürtleri Şam’la uzlaştırmaya çalışan Rusya, yeni bir Türk harekâtı ihtimalini Kürtleri sindirmek için tehdit olarak kullanıyor. Esad ise Kürtlerin taleplerini karşılama yönünde hiçbir irade göstermiyor. Her hâlükârda Kobane, gaddar bir rejimle riskli bir anlaşma yapmaktansa altı yıldır sorunsuz çalıştığı Amerikalılarla devam etmeyi tercih eder. Rejim, Sünni isyancılarla yaptığı “yerel uzlaşı anlaşmalarının” hiçbirine uymamıştı.

Suriyeli Kürtler için şimdi en can alıcı soru şu: Amerikalılarla yapılan petrol anlaşması Türkiye’yi barışa teşvik etmese bile en azından yeni bir saldırıdan caydırır mı? Delta Crescent şirketinin faaliyet göstereceği petrol sahaları, Türkiye’nin radarında olan Arap ağırlıklı Kahtaniye kasabası civarında bulunuyor. Peki, Rusya Türkiye’nin yeni bir hamlesine yeşil ışık yakar mı? Böyle bir adım hem Erdoğan’ın azalan halk desteğini artırır hem de Türk-Amerikan ilişkilerini bozmaya çalışan Moskova’nın işine gelir.

Petrol anlaşmasının sadece Kürt ağırlıklı Haseke vilayetini kapsamasının, ABD’nin Türkiye sınırlarında yeni bir Kürt devletçiği kurmak istediğine inanan Türklerin paranoyasını körükleyeceği öne sürülebilir. Ancak Ankara’nın da çok iyi bildiği gibi ABD Şam’a yaptırım uyguladığı sürece petrol projesi Türkiye’siz ticari anlam kazanamaz. Kaldı ki özerk yönetim farklı petrol anlaşmalarıyla Rusları da çekmeye çalışıyor. Kobane'nin oynadığı kumar her şeye rağmen sonuç verebilir. 

Anlaşmanın anatomisi

Petrol anlaşmasını imzalayan şirket olarak ismini ilk Al-Monitor’un duyurduğu Delta Crescent Energy LLC, ABD’nin Delaware eyaletinde Şubat 2019’da kuruldu. Bundan bir ay sonra 27 Mart 2019’da şirket Suriye’deki Kürt yönetimiyle bir mutabakat zaptı imzaladı. İmzaların atıldığı sırada Donald Trump yönetimi, Suriye hükümetiyle petrol ticareti yapan şirketlere yönelik yeni yaptırımların talimatını veriyordu.

Geçtiğimiz nisanda ABD Hazine Bakanlığı Yabancı Varlıklar Kontrol Ofisi, Delta Crescent’e kuzeydoğu Suriye’de faaliyet göstermesi için muafiyet tanıdı. 

Anlaşmaya vakıf kaynakların Al-Monitor’a verdiği bilgiye göre şirketin Suriyeli Kürtlerle temmuz sonunda imzaladığı 25 yıllık anlaşma, SDG kontrolünde olan Kürt ağırlıklı Haseke vilayetinin sınırları içinde kalan sahaların modernizasyonu ve geliştirilmesini ve burada üretilen petrolün pazarlanmasını içeriyor.

Dışişleri Bakanı Mike Pompeo 30 Temmuz’da Senato Dış İlişkiler Komitesi’nde yaptığı açıklamada ABD hükümetinin anlaşmayı desteklediğini ve anlaşmanın “hâlihazırda uygulamada olduğunu” belirtti. 

Şirketin üç kurucu ortağı arasında “Delta Force” olarak bilinen ABD Özel Kuvvetleri’nde görev yapmış emekli Albay Jim Reese yer alıyor. Reese şirketle ilgili planlarını Washington Examiner dergisinden Tom Rogan’a ayrıntılarıyla anlatmış ve Rogan da bunları Ekim 2019’da köşesinde aktarmıştı. 

Reese hâlihazırda Kuzey Carolina merkezli özel güvenlik şirketi TigerSwan’ın başında bulunuyor. The New Yorker dergisine göre TigerSwan şirketi, Rakka’nın İslam Devleti’nden (İD) kurtarılmasından sonra bölgede mayın temizliği yapan California merkezli Tetra Tech firmasının çalışanlarına koruma sağladı.

Iraq Oil Report isimli yayın diğer iki ortağı açıklayarak parçaları birleştirdi. Bunlardan biri, kuzeydoğu Suriye’deki petrol sahalarını geliştirmek için yıllar önce ruhsat alan Britanya merkezli Gulfsands Petroleum şirketinin eski yöneticilerinden John P. Dorrier. Avrupa Birliği’nin Suriye rejimine yaptırım uygulaması, şirketi 2011 yılında faaliyetlerini durdurmak zorunda bıraktı. Esad’ın kuzeni Rami Mahluf şirkette yüzde 6 pay sahibiydi ancak bu anlaşma daha sonra bozuldu.

Kaynaklara göre yeni anlaşma, ticari şartlar bakımından Esad yönetiminin Gulfsands ile yaptığı anlaşmadan farklı değil ancak alan itibarıyla kuzeyde Türk sınırına dayanan, güney ucunda ise El Hol’e ulaşan daha geniş bir bölgeyi kapsıyor. Arap ağırlıklı Deyrizor vilayetindeki petrol sahaları SDG kontrolünde olsalar da anlaşmaya dâhil değiller. Yerel aşiretlerle ihtilaf ihtimali bu kararda etkili olmuş.

Üçüncü ortak ise ABD’nin eski Danimarka büyükelçisi James Cain. İD’in 22 Mart 2016’da Brüksel’de düzenlediği saldırıda damadını kaybeden Cain, Politico sitesine verdiği demeçte “Hedef, üretimi iç savaş ve yaptırımlar öncesi seviyeye çıkarmak” diyor. Al-Monitor’a bilgi veren kaynaklar, bu miktarı günde 200 bin varil olarak belirttiler.

Üç ortağın kamuoyuna yansıyan fotoğraflarından KBY Başkanı Neçirvan Barzani ve eski Dohuk valisiyle görüştükleri anlaşılıyor. Görüşmeler muhtemelen geçen ay üçlü Irak Kürdistanı’ndaki Fiş Habur Sınır Kapısı’ndan kuzeydoğu Suriye’ye geçmeden önce yapıldı.

Kaynaklara göre anlaşmanın ilk aşaması petrole müşteri bulunmasını içerecek. Başka bir deyişle Delta Crescent şirketi projeye ciddi anlamda yatırım yapmadan önce Türkiye ve KBY’nin petrol almasını yahut da ihracata yardımcı olmasını sağlamak durumunda. 

Kuzeydoğu Suriye’de üretilen petrolün bir kısmı hâlihazırda zaten düşük fiyatlardan Irak Kürdistanı’na, oradan da Türkiye’ye satılıyor. Bu ticarete Barzanilerin yönettiği Kürdistan Demokratik Partisi olanak sağlıyor.

Bu arada National Interest dergisine konuşan ismi belirtilmeyen bir Suriyeli Kürt yetkili, anlaşmayı azımsayan bir havada “Sözleşme imzalayan bir şirket henüz yok” dedi.

Amerika’nın Sesi Kürtçe servisi ise adlarını belirtmediği Suriyeli Kürt yetkililere dayanarak özerk yönetimin iki rafinerinin yapımı için 150 milyon dolarlık bir sözleşme imzaladığını bildirdi. Al-Monitor’un ulaştığı kaynaklar, rafineriler konusunda görüşmelerin sürdüğünü söylerken nihai anlaşmaya varıldığını teyit etmediler ve maliyete ilişkin ayrıntı vermediler.

Suriyeli Kürtler petrolü düzgün bir şekilde rafine etmeye başladığında fiyatlar yükselecek ve bu petrol Iraklı Kürtler için artık o kadar cazip olmayacak. Suriyeli Kürtlerin petrolü doğrudan Türkiye’ye ihraç etmesi ise her iki tarafı kazançlı kılacak.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Özel etkinlikler
  • Sadece davet brifingi

Recommended Articles

Irak’la komşulukta kötüye doğru bir milat
Fehim Taştekin | türk-kürt çatışması | Ağu 16, 2020
Irak su meselesinde Türkiye’ye karşı hangi kozları kullanabilir?
Omar al-Jaffal | Su sorunları | Ağu 12, 2020
Kürtlerin korkusu: Pençe PKK’nin ötesinde Kürdistan’ı hedef alıyor
Fehim Taştekin | Kürtler ve Kürdistan | Tem 20, 2020
Bağdat Kürtler için Ankara’yla kavgayı büyütür mü?
Fehim Taştekin | | Tem 8, 2020
Suriyeli Kürtler yeni bir tehlikeyle karşı karşıya: Petrol kirliliği
Dan Wilkofsky | Petrol ve gaz | Haz 30, 2020

Recent Podcasts

Featured Video