İsrail'in Nabzı

İsrail-Körfez ilişkilerinde zamansız kutlamalar

By
p
Article Summary
İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’yu ağırlayan Umman Sultanı Kabus, bu ziyaret yoluyla İsraillilere, Filistin topraklarındaki işgalin sonlanması halinde barışın nasıl bir şey olabileceğini göstermek istiyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

Abu Dabi geçen ay ev sahipliğini yaptığı Grand Slam judo turnuvasına İsrail takımının katılmasına izin verdi. İsrailli judocu Sagi Muki’nin 28 Ekim’de altın madalya kazanmasıyla İsrail ulusal marşı Hatikva, Birleşik Arap Emirlikleri’nde (BAE) ilk kez çalınmış oldu. Turnuvadan gelen görüntülerde takıma eşlik eden İsrail Kültür Bakanı Miri Regev’in bu olay sırasında mutluluk gözyaşlarını tutamadığı görülüyordu.

Tartışmalı milliyetçi tutumlarıyla tanınan Regev basında sıkça eleştiri oklarının hedefi oluyor. Bakan Abu Dabi’deki duruşuyla medyada belki ilk kez bu denli geniş ve olumlu yorumlara konu oldu. Haaretz gazetesinde yazan spor yorumcusu İtamar Katzir, bakana coşkulu övgüler yağdırırken Regev’in geçmişte, İsrail ulusal marşı çalınmadığı sürece İsrailli sporcuların Tunus’ta, Abu Dabi’de veya başka herhangi bir Arap ülkesinde yarışmamasını savunduğunu hatırlattı. Bakanı “birinci sınıf diplomat” kategorisine terfi ettiren Katzir şöyle yazdı: “Muki altın madalyayla geldi ama Regev de bir büyükelçi, bir dışişleri bakanı tacıyla geldi ve belki de en önemlisi günün konusu oldu, hem de bu defa olumlu bir bağlamda.”

Peki Birleşmiş Milletler üyesi bir devletin resmi bir uluslararası müsabakada yer alması niçin o devletin diplomatik başarısı oluyor? İsrail saygın temsil hakkı için yalvaran parya bir devlet miydi ki devletin simgelerine ayrımcılık uygulanmasına karşı çıkan Kültür Bakanı böyle bir övgü ve şana mazhar oldu? Uluslararası Judo Federasyonu’nun sporla siyaseti karıştıran bir ülkenin müsabaka düzenlenmesine destek veremeyeceği açık değil mi? BAE yönetimi Orta Doğu “insan hakları şampiyonasında” İsrail’e rakip olamayacak İran ve Suudi Arabistan gibi ülkelerin de bayraklarının, ulusal marşlarının yasaklanmasını düşünür müydü?

2022 Dünya Kupası’nın ev sahipliği Katar’a verildiği zaman, Katar’ın İsrail dâhil federasyona üye tüm devletlerin futbol takımlarını kabul edip etmeyeceği, herkesin ulusal sembollerine saygı gösterip göstermeyeceği sorgulanmadı. Tabii belirtmek gerekir ki İsrail milli takımı Dünya Kupası finallerine bugüne dek hiç ulaşamadı. Dolayısıyla Regev’in Katar’a gitme ve ulusal marşı söyleme ihtimali işgal karşıtı sivil toplum örgütü Sessizliği Boz’un etkinliklerine katılma ihtimaliyle aşağı yukarı aynı.

Uluslararası spor örgütlerinin İsrailli sporcuları boykot eden veya onların katılımını karartan ülkelerin müsabaka düzenlemesine niçin yıllarca izin verdiği, daha makul bir soru olacaktır. Örneğin Tenis Profesyonelleri Birliği, BAE’nin İsrailli tenisçi Şahar Peer’e vize vermeyi reddetmesine rağmen 2009’daki yıllık turnuvasını Abu Dabi’de gerçekleştirmişti.

Ancak İsrailli sporcular kamuoyunun önünde dışlanırken Körfez devletleri el altından İsrailli savunma sanayi şirketleri ve iş insanlarıyla yakın ilişkiler geliştiriyordu. Üst düzey Arap ve İsrailli yetkililerin katıldığı 1991 Madrid Barış Konferansı’nın ardından Körfez devletleri gizlilik perdesini kaldırmaya başladılar. İsrail’le Filistinliler arasında 1993’te imzalanan Oslo Anlaşması ve ardından diplomatik müzakerelerde sağlanan ilerleme İsrail’in Umman’dan Dubai’ye, Körfez’den Fas ve Tunus’a kadar diplomatik temsilcilikler açmasına zemin hazırladı.

Umman’daki ilk temsilci olarak 1996’dan 2000 yılına kadar görev yapan emekli diplomat Oded Ben-Chaim, o dönem Ummanlı yetkililerle yaptığı görüşmelerde Filistin meselesinde – en hafif deyimiyle -- özel bir hassasiyet tespit edemediğini belirtti. Al-Monitor’a konuşan Ben-Chaim, “Bana, İsrail temsilciliğinin açılmasıyla Filistinlilere de benzer bir temsilcilik izni vermek zorunda kalacakları için söyleniyorlardı.” dedi.

Dahası İsrail, kasım 1995’te FKÖ lideri Yaser Arafat’a suikasta kurban giden Başbakan Yitzhak Rabin’in cenazesine katılma izni vermedi ama bu durum, Umman Dışişleri Bakanı Yusuf Bin Alavi’yi İsrail’e gelip diğer yabancı liderlerle beraber cenazeye katılmaktan alıkoymadı.

Umman Arap Birliği’nin 2002’deki barış girişimine de destek verdi. Girişim kapsamında İsrail’e, Filistin topraklarındaki işgali sonlandırma ve mülteci sorununu mutabakatla çözme karşılığında diplomatik ilişkilerin normalleştirilmesi öneriliyor.

Ne var ki Kültür Bakanı Regev de 26 Ekim’de Umman’a giden ve Sultan Kabus Bin Said ile görüşen Başbakan Benjamin Netanyahu da bu gezileri farklı bir mesaj için kullandılar. Onlara göre bu ziyaretler, işgal ve yerleşimlerin Arap dünyasıyla normalleşmeyi engellediği yönündeki İsrail solunun savını geçersiz kılıyor.

Netanyahu 27 Eylül’de BM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada İran’a dolaylı olarak teşekkür etti. Netanyahu’ya göre İran’ın bölgedeki ülkelere yönelik tehditleri bu ülkeleri İsrail’le yakınlaştırıyordu. Tabii Netanyahu Sultan Kabus’un İran ile Obama yönetimi arasındaki nükleer müzakereleri kolaylaştırmakta önemli bir rol oynadığını söylemeyi unuttu. Zira kendisi bu müzakerelerle sağlanan anlaşmadan nefret ediyor.

Peki, İran’ın yakın müttefiki olan Umman, İran ve Filistinlilerin hasımı olan Netanyahu’yu karşılıksız mı ağırladı? Bu medyatik ziyareti kabul ederken Filistinlileri terk etmiş mi oldu?

Al-Monitor’a değerlendirmede bulunan Orta Doğu uzmanı Prof. Pati Steinberg, Netanyahu’nun Umman ziyaretinden beş gün sonra Umman Dışişleri Bakanı’nın Ramallah’a gönderildiğini ve Sultan’la Netanyahu arasındaki görüşmeler hakkında Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’a bilgi verdiğini vurguladı. İsrail Genel Güvenlik Kurumu’nun tam dört başkanına Filistin konularında danışmanlık yapan Steinberg, Netanyahu’nun Sultan’la görüşmesinden bir gün sonra Umman’ın Arap Barış Girişimi’ne desteğini vurgulayan bir açıklama yaptığını da hatırlattı. Steinberg ayrıca Filistin Yönetimi’nin, Umman ve Abu Dabi’yi İsrailli yetkilileri ağırladıkları için kınamadığına dikkat çekti ve ekledi: “Bana öyle geliyor ki barış girişiminin yol haritasından sapılmadığı sürece Abbas bu adımlara olur veriyor.”

Steinberg, bu yaklaşımı barış girişiminin özünde olan proaktif tutumun yeni bir örneği ve Filistin tarafındaki özgüvenin ifadesi olarak görüyor. Filistinliler hedeflerine ulaşamıyor olabilir ama herhangi bir diplomatik süreci, örneğin ABD Başkanı Donald Trump’ın İsrail-Filistin ihtilafı için öngördüğü “nihai anlaşmayı” akamete uğratma gücüne sahipler.

Steinberg Arapların geçmişte de Filistin meselesinde çözüme ulaşmak için İsrail’le ilişkileri normalleştirmeye istekli oldukları yönünde mesaj verdiklerini vurguladı. Bunun bir örneği, Bahreyn lideri Selman Bin Hamad El Halife’nin 2009’da Washington Post gazetesinde çıkan alışılmadık yazısıydı. “Esasen bizler bu girişimimizin üç büyük din için kutsal olan topraklarda eşitler arası bir barışın parçası olabileceğini İsraillilere anlatmakta başarılı olamadık” diyen Halife, gerçek ve kalıcı bir barış için İsrail halkına doğrudan seslenerek barışın getirilerini anlatmak dâhil bireysel düzeyde uzlaşı gerektiğini anlatıyordu.

İsrail Başbakanı’nın Umman sarayına davet edilmesi ve İsrail ulusal marşının Abu Dabi’de İsrail Kültür Bakanı’nın huzurunda çalınması aslında bu türden seslenişlerdi. Her iki olay ilişkileri normalleştirmenin, barışın meyvelerinin nasıl bir şey olabileceğini İsrail’e göstermiş oldu. Ne var ki barış için en az iki tarafın olması gerekiyor ve bu meselede diğer taraf Umman, Abu Dabi veya Bahreyn değil. Bir gazeteciyi katleden Suudi Arabistan da değil. Diğer taraf sınırın öteki tarafında işgal altında yaşayan Filistin halkıdır.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: israeli occupation, benjamin netanyahu, palestinians, qaboos bin said al said, gulf states, judoka, miri regev

Akiva Eldar Al-Monitor'un İsrail'in Nabzı bölümünün köşe yazarlarındandır. Daha önce Haaretz'in baş yazarı ve köşe yazarı olarak çalışan Eldar, Hebrew gazetesinin de ABD temsilciliğini ve diplomasi muhabirliğini yürüttü. Yahudi yerleşimleri üzerine Idith Zertal ile birlikte yazdığı  "Lords of the Land" isimli son kitabı İsrail'in çok satanlar listesine girmiş ve İngilizce, Fransızca, Almanca ve Arapça'ya çevrilmiştir. 

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept