İran'ın Nabzı

İran İstanbul’daki Suriye zirvesine niçin katılmadı?

By
p
Article Summary
Fransa, Almanya, Rusya ve Türkiye liderlerinin 27 Ekim’deki Suriye zirvesine İran’ın katılmaması pek çok spekülasyona yol açsa da İran toplantıya katılmadan kazanım elde etti. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

Türkiye, Rusya, Fransa ve Almanya liderleri Suriye krizini görüşmek üzere 27 Ekim’de İstanbul’da bir araya gelmişti. Zirve sonunda yayımlanan sonuç bildirgesinde taraflar Suriye’nin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü vurgularken Suriye’de terörle mücadelenin sürmesi gerektiğinin altını çizdiler. Açıklamada ayrıca Suriye krizinin “müzakere edilmiş bir siyasi süreç” ile çözülmesi gerektiği vurgulanarak “mültecilerin Suriye’ye güvenli ve gönüllü dönüşü” için gerekli koşulları sağlama çağrısı yapıldı. Liderler İdlib’de gerilimi azaltmak amacıyla Rusya ve Türkiye arasında 17 Eylül’de sağlanan Soçi anlaşmasına da destek ifade ettiler.

Suriye krizinde bir ilk olan dörtlü zirve, Rusya ve Türkiye’nin Astana barış süreci kapsamındaki çalışmaları ile Avrupa’nın Suriye yaklaşımı arasında bağ kurma ihtimali açısından son derece önemliydi. Tam da bundan dolayı Astana sürecinin üçüncü sacayağı olan İran’ın zirvede yer almaması Astana’daki ortakları tarafından dışlanıp dışlanmadığına dair çeşitli spekülasyonlara yol açtı.

Bu soruyu ele alırken İstanbul’daki zirvede nelerin konuşulduğunu ve bunların İran’ın Suriye’deki rolü bakımından ne gibi sonuçlar doğurabileceğini değerlendirmek gerekir. Zirve öncesi medyada çıkan haberlere ve dört liderin ortak açıklamasına dayanarak İstanbul toplantısının üç ana konuya odaklandığı söylenebilir: Ankara’yla Moskova arasındaki İdlib mutabakatının akıbeti, Suriyeli mültecilerin dönüşü için çözüm bulunması ve Soçi’de 30 Ocak’taki Suriye Ulusal Diyalog Kongresi’nde kararlaştırılan Suriye Anayasa Komitesi’nin kurulması da dâhil siyasi sürecin hızlandırılması.

Gündemin birinci maddesi, yani İdlib’in geleceği, özellikle de Suriye ordusu ile Rusya’nın İdlib’de tam kontrolü sağlayacak bir askeri operasyon düzenlemesini fiilen şekilde engellemeye çalışan Ankara’nın saplantısı gibi görünüyor. Moskova İdlib anlaşmasının geçici nitelikte olduğunu, radikal grupların Şam’la uzlaşmayı reddetmesi halinde askeri seçeneğin masada olacağını defalarca söyledi. Dolayısıyla Türkiye’nin Avrupalılar ile Rusya’yı bir araya getirip İdlib’de siyasi çözüm için ortak destek beyan etmelerini sağlaması İdlib’de statükoyu koruma ve askeri operasyonu durdurma ya da en azından erteletme çabası gibi görünüyor.

Mülteci konusuna gelince, Türkiye’de çok sayıda Suriyeli sığınmacının bulunduğu ve bunların sürekli Avrupa’ya göç ettiği düşünülürse, sığınmacıların bir an önce Suriye’ye dönüşü için uygun koşulların sağlanması hem Türkiye hem de Fransa ve Almanya için kritik bir konu ve acil ve koordineli bir çözüm gerektiriyor.

Ulusal Diyalog Kongresi’nin sonuçlarını kendi diplomatik başarısı olarak gören ve Suriye’yle ilgili tüm uluslararası platformlarda merkezi rol peşinde olan Rusya ise daha çok gündemin üçüncü bölümüne odaklıydı. Bu bağlamda Avrupalıların katılımı, Anayasa Komitesi’nin oluşturulmasında Rusya’nın öncü rolünün kabulü açısından önemliydi.

İran’a gelince onun bu üç konudaki tutumu oldukça sarih. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Türk mevkidaşı Recep Tayyip Erdoğan tarafından imzalanan İdlib anlaşmasından kısa bir süre sonra İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif mutabakatı olumlu karşılamış, “aktif diplomasinin İdlib’de savaşı önleyeceğini” söylemişti. Zarif’in üst düzey yardımcılarından Hüseyin Caberi Ensari daha da ileriye giderek İdlib mutabakatının “tümüyle İran’ın önerisine dayandığını” belirtmişti.

İstanbul zirvesinde ele alınan diğer konulara gelince İran, kendisini doğrudan ilgilendirmeyen mülteci konusunda özel bir pozisyona sahip değil. Anayasa konusunda ise Rusya’yla aynı çizgide ve Anayasa Komitesi’nin bir an önce kurulmasından yana. Nitekim İranlı, Rus ve Türk yetkililer arasında 11 Eylül’de Moskova’da gerçekleşen toplantının ardından tarafların, Suriye hükümetini ve muhalefeti temsilen komitede yer alacak isimler konusunda prensip olarak anlaştığı duyurulmuştu.

Sonuç olarak İstanbul zirvesinin gündemi ve katılımcıların aralarında görüşüp çözüme bağlaması gereken konular dikkate alındığında İran’ın bu zirvede yer almasına zaten pek gerek olmadığı söylenebilir. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Behram Kasımi de 5 Kasım’daki basın toplantısında İran’ın Suriye’yle ilgili “her toplantıya katılmak zorunda olmadığını” söyleyerek bu noktaya değinmiş oldu.

Öte yandan İstanbul’da ABD ve İngiltere gibi Suriye konusunda etkili başka bazı oyuncular da yoktu. Bu da Rusya ve Türkiye’nin, Suriye için İran’ın dışlanıp dışlanmayacağı sorusunu gerektirecek yeni ve ayrı bir platform niyetinde olmadığını gösteriyor. Bilakis dört liderin ortak açıklamasında Astana ve Cenevre barış süreçlerinin önemi ve Suriye anayasasına ilişkin Soçi mutabakatları bir kez daha vurgulandı.

Son olarak zirvenin İran açısından genel sonuçları değerlendirildiğinde Tahran toplantıda bulunmayan ama kazanan bir taraf olarak nitelenebilir. ABD’nin, İran’ın Suriye’deki varlığı ve faaliyetlerine odaklandığı, Fransa’nın ise Suriye konusunda ABD’yle yakın iş birliği içinde olduğu bir dönemde İran’ın zirveye katılımı gündemi kısmen de olsa İran’ın Suriye’deki rolüne kaydırabilir ve bu da Tahran için eksi puan oldurdu.

Bu arada ABD ve Avrupa Birliği’nin 2015 nükleer mutabakatı konusunda anlaşmazlığa düştüğü ve Tahran’ın bu çatlağı büyütmeye çalıştığı bir ortamda Fransa ve Almanya’nın ABD’nin olmadığı Suriye görüşmelerinde yer alması, İran yönetimi açısından olumlu bir gelişme. Denklemin bu boyutunun yanı sıra bugüne dek Suriye lideri Beşar Esad’ın gitmesinde ısrar eden Fransa ve Almanya’nın bu pozisyonlarından geri adım attığı da anlaşılıyor. Bunlar, İran’ın İstanbul’da olmadığı halde elde ettiği önemli kazanımlardır.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: Suriye çatışması

Hamidreza Azizi, Şehit Beheşti Üniversitesi İktisat ve Siyaset Bilimi Fakültesi’nde öğretim üyeliği yapıyor, ayrıca Tahran’daki İran ve Avrasya Araştırma Enstitüsü’nün (IRAS) bilim kurulunda yer alıyor. Twitter hesabı: @HamidRezaAz

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept