Erdoğan cumhurbaşkanı seçilirse neler olur?

Recep Tayyip Erdoğan’ın gelecek ay yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanması, Türkiye’de tek adam devletinin başlangıcı olabilir. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

al-monitor .

İşlenmiş konular

turkey, recep tayyip erdogan, presidential elections, elections, democracy, abdullah gul, akp

Tem 27, 2014

Türkiye’de cumhurbaşkanının ilk defa halk tarafından seçileceği 10 Ağustos cumhurbaşkanlığı seçimleri, muhtemelen nefes kesen bir yarış olmayacak. Yine de bu seçim, anayasal krizler ve artan kutuplaşmanın yaşanacağı yeni bir dönemin habercisi olacak. Zira favori olarak görülen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, anayasanın parlamentoyu ve onun belirlediği başbakanı açıkça yürütmenin merkezi olarak yetkilendirmesine rağmen, cumhurbaşkanlığı köşkünden de ülkeyi yönetmeye çalışacağının işaretini şimdiden veriyor.

Erdoğan’ın parlamentodan yetki transferini nasıl başaracağı net değil. Ancak seçim sonucunun kendisi, izleyeceği strateji için kilit önemde olacak. Erdoğan dışında iki aday daha var: Başlıca rakibi Ekmeleddin İhsanoğlu, iki büyük muhalefet partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ile Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP) ortak adayı. Kürt yanlısı Halkların Demokratik Partisi (HDP) ise Selahattin Demirtaş’ı aday gösterdi.

İlk turda kazanan olmazsa, yani hiçbir aday yüzde 50’nin üzerinde oy alamazsa, en çok oyu alan iki aday ikinci turda yarışacak. İkinci tura gidilmesi hâlinde Erdoğan ve İhsanoğlu’nun iki haftanın ardından bir kez daha karşı karşıya gelmesi bekleniyor.

Asıl soru ise şu: Erdoğan için yüzde 50’nin biraz üzerinde bir oyla doğrudan birinci turda seçilmek mi daha iyi olur, yoksa yüzde 60 veya üzerinde bir oy alabileceği ikinci tura gitmek mi? Cumhurbaşkanlığı makamında gerçekleştirmek istediği değişiklikler düşünülürse Erdoğan ikinci tura kalıp daha etkileyici bir zafer kazanmak isteyebilir. Bariz bir farkla kazanılan böylesi bir zaferin halk tarafından seçilen ilk cumhurbaşkanına verilmiş olağanüstü bir yetki olarak sunulması daha kolay olur. Bir tarafta Erdoğan’ın ülke gündemini yönlendirdiği sezgisel ve otoriter tarzı, diğer tarafta onun fikir ve icraatlarını sorgusuz sualsiz yücelten yazılı basın ve internet medyası varken ikinci turda kazanılacak büyük bir zafer, Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığına katmak istediği yetkileri meşrulaştırmak için kullanılacak.

Erdoğan cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturunca ilk 6-12 ay en kritik dönem olacak. Erdoğan’ın Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) genel başkanlığından ayrılmasının ardından iktidar partisi, yeni genel başkan seçmek üzere olağanüstü bir kurultay yapmak durumunda olacak ve yeni lider AKP’yi 2015 genel seçimlerine hazırlayacak. O güne dek Türkiye’de Erdoğan’ın eliyle seçtiği bir başbakan olacak. Bu kişi, Erdoğan’ın 12 yıl boyunca edindiği tecrübe ve güçten yoksun olacak. Dolayısıyla, Erdoğan’ın hükümet kararlarını şekillendirip yönlendirmesi, hükümete sürekli karışması gerçek dışı bir beklenti olmaz.

Erdoğan’ın ilk 12 aydaki stratejisi, azami ölçüde yetkiyi resmen veya fiilen başbakanlıktan Köşk’e taşımayı sağlamak olacak. Bu yetkilerin büyüklüğü önem taşıyacak. Çünkü bu sayede Erdoğan, partisini, parlamentoyu ve ara dönemin zayıf başbakanını ezip geçebilecek. Bu süreyi onun için kritik yapan bir neden daha var: Erdoğan’la gittikçe zıt düşen mevcut Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, AKP’nin iplerini eline alma ve 2015 seçimlerinde başbakanlığa oynama gücüne sahip tek kişi. AKP’deki diğer isimlerden farklı olarak deneyimli bir siyasetçi ve AKP kurucusu olan Gül, başbakanlığa oynamaya karar verirse Erdoğan’a kök söktürür ve anayasayı kullanarak yeni cumhurbaşkanının yetkilerini sınırlandırmaya çalışır. Erdoğan, eski ortağının parti ile hükümetin dizginlerini ele geçirmesini engellemekte başarısız olursa anayasal krizler ihtimali önemli ölçüde artar.

Bu zıtlaşmanın bir tarafında Gül, parti çoğunluğu ve anayasa yer alırken, diğer tarafta yetkilerini ve yandaş ağını kullanan Erdoğan olur. Erdoğan’ın yıllardır perde arkasında parasal ilişkiler yoluyla oluşturduğu bu ağın içinde başbakanın cömertliğinden nasiplenen basın, sivil toplum kuruluşları, dini gruplar, iş örgütleri ve münferit şirketler yer alıyor.

Eğer Gül siyasi çekişmenin içine dönmek istemezse Erdoğan bu süreyi, resmi anayasal değişikliklerin yapılması için kullanır. Bu değişikliklerin amacı Türkiye’yi, muhtemelen Fransa örneğine benzeyen melez bir başkanlık sistemine götürmek olur. Erdoğan’ın bunu başarıp başaramayacağı ise henüz belirgin olmayan birçok etmene bağlı olacak.

Erdoğan bu arada rakiplerinin ayağını kaydırmak için hiçbir fırsatı kaçırmıyor. Onun için kullanılmayacak hiçbir olay veya kriz yok. Örneğin son konuşmalarında kendisi, bakanları ve ailesine yönelik yolsuzluk soruşturmalarını başlatmakla suçladığı ve Pennsylvania’da yaşayan eski müttefiki vaiz Fethullah Gülen’e karşı mücadelenin kendisinin cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturmasıyla genişleyeceğini söyledi. Yani Erdoğan, açıkça cumhurbaşkanının alanında olmayan yetkileri gasp etmenin zeminini hazırlıyor.

Kısacası Türkiye, Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığında tek parti ve tek adam devletinden düpedüz tek adam devletine dönüşme olasılığıyla karşı karşıya.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Özel etkinlikler
  • Sadece davet brifingi

Recent Podcasts

Featured Video

More from  Türkiye'nin Nabzı

al-monitor
Derin internette kadın satışı: İD Türkiye’de hâlâ aktif
Fehim Taştekin | Kadın hakları | Mar 5, 2021
al-monitor
Firari ‘kara kutu’ sırlarıyla gitti
Fehim Taştekin | | Mar 2, 2021
al-monitor
Ekonomide Pirus büyümesi
Mustafa Sönmez | Türkiye ekonomisi | Mar 1, 2021
al-monitor
Musul’da Türkiye-İran rekabeti kızışıyor
Fehim Taştekin | | Şub 26, 2021