BAE ve Katar rekabet ederken Suudiler uzaktan olanları izliyor

Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar’ın Orta Doğu’da izlediği birbirine zıt dış politikalar, iki Körfez ülkesi arasında gerilimi artırırken Suudi Arabistan uzaktan izliyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

al-monitor .

İşlenmiş konular

united arab emirates, saudi arabia, salafist, qatar, muslim brotherhood, foreign policy, feud, al-azhar

Tem 28, 2014

Mısır’ın azalan etkisi, Suriye ve Irak’ta büyüyen kargaşa ve Cezayir’in 1990’lardaki “kara yıllarının” ardından içine kapanması ile birlikte Körfez devletleri, Arap dünyasının en istikrarlı ve etkili gücü olarak ortaya çıktı. Siyasi istikrar ve artan petrol gelirleri ile zenginleşen Körfez devletleri, bölgedeki siyasi ve ekonomik nüfuzlarını ve medya güçlerini artırdı.

ABD’nin sağladığı himaye nedeniyle Suudi Arabistan hariç Körfez devletleri ortak bir güvenlik politikası oluşturmakla pek ilgilenmedi. Böyle olunca mali kaynak fazlalarını, Körfez’deki “kardeşlerinden” bağımsız dış politikalar üretmek için kullanmaya koyuldular. Katar, siyasal İslam hareketleri başta olmak üzere Arap dünyasında değişim isteyen hareketlerin destekçisi rolüne soyundu. Orta Doğu’nun bir başka kilit oyuncusu hâline gelen Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ise siyasal İslam hareketlerinin karşısında duran zıt bir rol üstlendi.

Mali kaynak fazlası, siyasi istikrar ve ABD’nin destek güvencesi, Körfez devletlerinin dış siyasette ayrışmasına yol açmakla kalmadı, Arap dünyasındaki nüfuz mücadelelerini de körükledi. Körfez güvenliğinin garantörü olan ABD’nin siyasal İslam’a yönelik yaklaşımlarında çok farklı seçeneklere sahip olması, bu durumu daha da anlaşılır kılıyor. Bu seçenekler, ABD’nin teröre karşı verdiği savaştan Türkiye’deki Adalet ve Kalkınma Partisi ile ilişkilerine kadar uzanıyor. Birinci örnekte ABD El Kaide ile mücadele ederken Abu Dabi, karşılıklı anlayış köprülerinin kurulmasında güçlü bir ortak hâline geldi. İkinci örnekte ise Doha, ABD’nin stratejik ortağı oldu.

Körfez devletleri arasındaki rekabet, Orta Doğu’daki siyasetin ana hatlarından biri hâline geldi. Bu rekabet, daha çok dış politika yelpazesinin iki zıt ucunda duran Abu Dabi ile Doha arasında yaşanıyor. Doha Suriye devrimini desteklerken Abu Dabi, İslamcıları güçlendirdiğine inandığı bu desteğe çekince koyuyor. Doha Mısır, Libya ve Tunus’ta Müslüman Kardeşler’i desteklerken Abu Dabi karşı kampta yer alıyor.

19 Temmuz’da Abu Dabi’de kuruluşu ilan edilen Müslüman Büyükler Konseyi (MBK) de Katar-BAE rekabetini yansıtıyor. Yusuf El Karadavi’nin başında bulunduğu Uluslararası Müslüman Âlimler Birliği’nin merkezi Doha’da bulunurken, Abu Dabi de şimdi Abdullah Bin Bayyah ve El Ezher Büyük İmamı Ahmed El Tayyib’in önderliğindeki MBK merkezine ev sahipliği yapıyor. Daha önce El Ezher yönetiminde yer alan Karadavi, Mısır eski Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’yi deviren 3 Temmuz darbesinin ardından El Ezher’in darbecilerle iş birliği yapmasına tepki olarak görevinden istifa etti.  Öte yandan Bin Bayyah da Uluslararası Müslüman Âlimler Birliği’nin üyesiydi, ama o da eylül 2013’te bu yapıdan istifa etti. İstifa ederken yaptığı konuşmada örgütün benimsediği tutumlarla mutabık olmadığını ima etti. Arap isyanlarına ilişkin yaklaşımlar ve bu yaklaşımlardaki dalgalanmalar, karşılıklı istifalarda etkili oldu.

Bölgedeki nüfuz mücadelelerinde din unsurunun kilit olduğu düşünülürse, bölge şimdi Katar ile BAE’nin “yumuşak çatışmasına”  sahne oluyor. Doha, Müslüman Kardeşler ile Selefi akımlara arka çıkarken Abu Dabi, tarihsel olarak El Ezher tarafından temsil edilen ve ulemanın siyasete doğrudan girmesini onaylamayan geleneksel Sünni İslam çizgisini desteklemeyi seçti.

BAE’nin bu desteği kapsamında Veliaht Prens Muhammed bin Zeyid,  El Ezher’in Büyük İmamı ile 28 Nisan 2013’te yaptığı görüşmede, El Ezher’e desteğini sürdürme sözü verirken El Ezher’in ılımlı söylemini yeniden yayabilmesi, radikal ve fanatik akımların karşısında durması gerektiğini belirtti.

Selefi akımların yükselişi ile birlikte El Ezher’in etkisi son yıllarda azaldı. BAE’nin El Ezher’e kurum olarak ve temsil ettiği çizgiye destek vermesi, Abu Dabi ile Suudi Arabistan’ın Selefi din teşkilatı arasında “yumuşak çatışmaya” yol açması muhtemel. El Ezher’in siyasi rolden yoksun olmasından ve zayıflamasından faydalanan Suudiler, Mısır’da bile nüfuz sahibi oldu. Bu çatışmanın ilk işaretlerinden biri, Suudi Selefi din teşkilatından hiçbir âlimin MBK’de yer almamasıydı.

MBK’nin kuruluşu, iki çevrenin sert tepkisiyle karşılandı. İlk olarak, Selefi çizgiye bağlı olanlar, MBK’nin dışında bırakılıp ötekileştirildikleri gerekçesiyle konseyin kuruluşunu eleştirdi. Tepki gösteren ikinci grup da Müslüman Kardeşler yandaşları oldu. Onlara göre MBK, Mursi’yi deviren darbecilerin “dini kanadı” olmuştu.

Uluslararası Müslüman Âlimler Birliği, Arap ayaklanmalarını, seçimler dâhil demokratik usulleri şevkle desteklerken, MBK’nin bunlara daha ihtiyatlı yaklaştığı görülüyor. Nitekim MBK, demokratik usullerin henüz olgunlaşmamış bir ortamda uygulanmasının iç savaşlara yol açabileceği konusunda uyarıda bulundu.

Doha ile Abu Dabi arasında Orta Doğu’daki dinsel alan için yaşanan yumuşak çatışma, Suudi Arabistan’ın bu alanın lideri olarak oynadığı merkezi rolün zayıflamasıyla kızışıyor. Bu zayıflamaya yol açan etmenlerden biri, iletişim devriminin İslam dünyasındaki güç dağılımını yeniden yapması ve birden fazla nüfuz merkezinin ortaya çıkmasıdır. Teröre karşı savaşın yarattığı koşullar da Suudi din teşkilatının nüfuzunun azalmasında etkili oldu. Suudi din teşkilatını daha rekabetçi hâle getirecek reform imkânlarının azalması da bu iki faktörün etkisini derinleştirdi.

Orta Doğu’da iki zıt ucun temsilcisi hâline gelen Doha ve Abu Dabi’nin mücadelesi, siyasi alandan dinsel alana kayarken Riyad ikisinin arasında duruyor.  Suudi Arabistan bazen Doha’nın, bazen Abu Dabi’nin yanında yer alıyor. Doha, Suudi Arabistan’ın Selefilik ve Vahhabilik ile olan bağlarını, ayrıca Suriye ve Irak’a ilişkin tutumlarını paylaşırken Abu Dabi, Suudi Arabistan’ın Mısır’a ve siyasal İslam gruplarına yönelik yaklaşımını paylaşıyor. Doha ile Abu Dabi’nin rekabeti, Körfez’deki çatlağı belirlemeye devam ederken Suudi Arabistan iki tarafa da mesafesini koruyor.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Özel etkinlikler
  • Sadece davet brifingi

Recommended Articles

Mısır-Türkiye dizi savaşına Mısır’ın fetva kurumu da katıldı
Shahira Amin | Sanat ve Eğlence | Şub 16, 2020
Hamas için seçim zamanı: Mısır mı İran mı?
Shlomi Eldar | Gazze | Oca 10, 2020
Körfez’deki Katar krizinde uzlaşı çabaları sonuç verecek mi?
Jonathan Fenton-Harvey | Muhammed bin Selman | Ara 9, 2019
Müslüman Kardeşler gerçekten demokratikleşir mi?
A correspondent in Egypt | | Tem 14, 2019
Türkiye Suudilerle ilişkilerde kaş yaparken göz çıkarıyor
Fehim Taştekin | Türkiye-Körfez ilişkileri | Haz 19, 2019

Recent Podcasts

Featured Video

More from  Gulf

al-monitor
Suudi Arabistan Libya’da vites yükseltiyor
Samuel Ramani | Libya’daki çatışma | Şub 24, 2020
al-monitor
Türkiye’nin Suriye hamlesi Körfez’i derinden etkileyebilir
Samuel Ramani | | Eki 22, 2019
al-monitor
Husilerin artan saldırı kapasitesi Suudi Arabistan’ı zorluyor
Ammar al-Ashwal | Yemen Savaşı | Tem 8, 2019
al-monitor
Suudiler İran konusunda ABD’yi hayal kırıklığına mı uğratacak?
Bruce Riedel | Muhammed bin Selman | May 9, 2019