Türkiye'nin Nabzı

Türkiye’nin Ermeni sendromu

By
p
Article Summary
Özet: Türkiye Ermenileri teskin edecek ciddi hiçbir adım atmadan helalleşmek istiyor. ‘Soykırım’ın 99. yıldönümüne ‘Ermeni mezalimi’ söylemiyle düzenlenen etkinlikler damgasını vururken inkâr siyasetinin 100. yılı daha koyulaşarak karşılayacağı anlaşılıyor.

Türkiye’nin dinsel barışı temsil eden kadim kentlerinden Mardin’in Derik ilçesinde 20 Nisan’da buruk bir çift kilisede mum yakıp dua etti. Tek başlarına. Surp Kevork Ermeni Kilisesi’nin ne papazı var ne de Yürşalin ve Naif Demirci çifti dışında cemaati. 58 yaşındaki Yürşalin ve 66 yaşındaki Naif Demirci’nin Müslüman komşuları dua sonrası onları yalnız bırakmadı. Çift evlerini ziyaret edip bayramlarını kutlayan Müslüman komşulara tatlı ve şeker ikram etti.

Aynı gün Iğdır’ın Tuzluca ilçesine bağlı Gedikli köyünde Iğdır Azerbaycan Evi Derneği ve Iğdır Kıbrıs Barış Hareketi Gazileri Derneği 1919’da Ermeniler tarafından katledilen köylüler anıldı. 2003’de 96 kişinin mezarının bulunduğu yerde düzenlenen törene katılan Iğdır Valisi Davut Haner "Biz bu topraklarda devlet olarak kalmak için çok mücadeleler verdik. Büyük bedeller ödendi. Türk milleti olarak kin üretmedik" derken, Kıbrıs Barış Hareketi Gazileri Derneği Başkanı İsmet Tağal vali kadar sakin değildi: "Dede ve ninelerimizi Ermeni çeteleri acımasızca öldürerek buraya gömmüşlerdir. Gedikli halkı Ermeni zulmünü unutmayacak.” 

İstanbul’da ise 21 Nisan’dan itibaren Avrupa Irkçılık Karşıtı Hareket Derneği, Ermeni asıllı Fransız şarkıcı Charles Aznavur, eski Fransa Dışişleri Bakanı Bernard Kouchner, Fransız filozof Bernard-Henri Levy ve Türkiye’den Prof. Ahmet İnsel gibi isimlerin destek verdiği bir dizi ‘Ermeni soykırımı’nı anma etkinliği düzenledi. 

Türkiye’de 24 Nisan 1915’in her yıldönümünde nükseden ‘Ermeni sendromu’nu betimleyen eşzamanlı üç olay naklettim.

- İlkinde Ermeni toplumundan numunelik bir çift tarihi trajediden bir mirası ve yaşanmış bir olayın rakamsal kanıtını temsil ediyor. Çiftin yakaladığı empati de birlikte yaşamın olduğu yerlerde toplumun tarihle yüzleşme potansiyelini gösteriyor.

- İkinci olay devletin ‘Ermeni mezalimi’ söylemine uygun toplumsal refleksi yansıtıyor. Hükümetlerin 1915’te yaşanan olaylarla ilgili ‘inkâr siyaseti’ işte bir geniş tabanda ciddi bir karşılık buluyor.

- Üçüncü olay Türkiye için çok yeni. Bu da Türkiye’nin henüz taban bulamamış tarihle yüzleşme iradesini temsil ediyor.

Uzun yıllar 1915 olaylarına dair tarihsel sayfaya ‘Ermeni mezalimi’ başlığını atan Türkiye’de az da olsa bir grup aydın ya da siyasetçi arasında ‘Ermeni soykırımı’ ifadesinin kullanılabilmesi uzun zaman aldı. Aris Nalcı ile Serdar Korucu’nun yeni çıkan “2015’ten 50 yıl önce, 1915’ten 50 yıl sonra: 1965” adlı kitabında ‘soykırım’a yaklaşımda Türkiye’nin nasıl bir süreçten geçtiğine dair çarpıcı örnekler yer alıyor

Kitapta yer alan bilgilere göre Türkiye uluslararası çapta soykırım suçlamasıyla ilk kez ciddi olarak 1915’in 50. yıldönümünde karşılaştı. Türk basını haftalarca Beyrut’ta düzenlenen mitinge odaklandı. Türk medyası Ermenilerin küresel kampanyalarına ‘Ermeni mezalimi’ni, Türkiye’de kalan Ermenilerin vatana sadakatlerini, bu insanların ‘Hıristiyan Türk’ sayıldığını, bütün bu etkinliklerin Rumların tahriklerine kapılan azınlık bir Ermeni grubunun işi olduğunu, Sevr’i istediklerini, aslında Türkiyeli Ermenilerin de Kıbrıs davasına sahip çıktığını, diasporada yaşayan Ermenilerin de Türklerden nefret etmediklerini anlatan yazılarla yanıt verdi. ‘Soykırım’ı anlatan bir yazıdan dolayı Le Monde gazetesine yurda girişte el konuldu.

1965’teki ilk travmanın üzerinden yıllar geçti. Olayları ‘Ermeni mezaliminden kaynaklanan tehcir’ ifadesiyle betimleyen söyleme ‘katliam’ın eşlik etmesi ise ancak ‘sözde’ ön ekiyle mümkün olabildi. Bugün hala ‘soykırım’ ifadesini kullanmanın toplumsal ve siyasal kesimlerdeki karşılığı ‘ihanet’. O yüzden Taksim Meydanı’nda düzenlenen bir etkinlik risk almayı gerektiriyor.
AKP hükümetinin Ermenistan’la ilişkileri normalleştirmeye yönelik sonuçsuz kalan girişimleri tarihle yüzleşme konusunda belli korkuların yıkılabileceğine dair umutları artırdı. Ancak çok geçmeden anlaşıldı ki hükümetin yüzleşmeden kastettiği Ermenilerin beklediği şekilde soykırımın tanınması değil. Türkiye hükümeti Türk tezlerinin de karşılık bulduğu bir yakınlaşma üzerinden tarihi tarihte bırakıp olası bir bedel ödemeye kapı aralamadan Ermenilerle barışmak istiyor. Bu yüzden de 1915’in 100. yıldönümüne bir yıl kala pekâlâ inkâr siyasetinin devamı olarak nitelenebilecek bir yol izliyor. Yani hem Ermenilerle yakınlaşma hedefi güdülüyor, hem de karşı tezlerle bir propaganda savaşı yürütülüyor. Bu, AKP hükümetinin Türkiye’yi kuşatan müzmin sorunlardan barışçıl yollarla kurtulma hedefinden çark edip içe dönen ve milliyetçi-muhafazakâr tabana yaslanan yeni siyasetine uygun ama başarı şansı olmayan bir yaklaşım.

AKP hükümetinin atacağı adımlar daha geçen kasımda TBMM’de Türk Tarih Kurumu’nun (TTK) 2014 bütçesi tartışılırken kendini ele vermişti. Soykırım iddialarını çürütmek için 14 bilimsel toplantı planlayan TTK için 8,2 milyon bütçe ayrılmıştı. 

Nitekim TTK bu toplantılardan birini 24-25 Nisan'da Van’da planladı. TTK Başkanı Metin Hülagü ‘bilimsel’ sempozyumun tanıtımını yaparken Van'ın Ermeniler tarafından yakıldığını, isyan çıkarıldığını ve bu yüzden tehcir kararının alındığını belirtti. "Ermeni soykırımı olmamıştır. Çünkü bizim kültürümüzün böyle bir şeye yer vermesi mümkün değildir" diyen Hülagü, TTK'nın ‘Tarihçiler 1915'i Konuşuyor’ başlıklı panellerinin yıl boyunca Sakarya, Kayseri, Erzurum, Ankara ve Karabük'te de düzenleneceğini kaydetti.

Beri tarafta Dışişleri Bakanlığı’nın diplomatik olarak sağlam lobi faaliyeti yürütecek bir takım operasyonları da dikkat çekiyor. Bunlardan biri Ermeni diasporasının güçlü olduğu Fransa’ya büyükelçi olarak Hakkı Akil’in atanması. Akil özellikle Marsilya’daki Ermeni topluluğu ile güçlü ilişkileri olan bir diplomat olarak tanınıyor. Hürriyet’e verdiği röportajında büyük büyük dedesinin ikinci eşinin Ermeni olduğunu söyleyen Akil, soykırım tartışmasının parlamentolar değil uluslararası mahkemelerin işi olduğunu belirtip algı siyaseti ve iki halkı birbirine düşman eden nefret söyleminin bırakılmasını isterken şunu söylüyor: “Bir arada yaşamış, aynı müziği dinleyen, aynı yemeği yiyen, aynı şakalara gülen, birbirine bu kadar benzeyen iki halkın nefret söylemiyle birbirinden ayrılması içimi acıtıyor. Anadolu’da büyüdüm. Türklerle Ermenilerin birbirine ne kadar yakın yaşadığını gördüm.” 

Bu arada Paris Büyükelçiliği’ne hassasiyetleri olan biri atanırken Türk Dışişleri’nin tam da ABD Kongresi’nde soykırım tasarısı görüşülürken Washington Büyükelçiliği’ni boş bırakması dikkatlerden kaçmadı. 
Senato Dış İlişkiler Komitesi tasarıyı 3 Nisan’da kabul eder etmez büyükelçiliğe atandığı halde henüz görevine başlamamış olan Serdar Kılıç apar topar Washington’ın yolunu tuttu.

Eski Büyükelçi Namık Tan’ın görev süresi 31 Mart’ta sona ermişti. CHP’li Faruk Loğoğlu “Nisanda orada görev yapan büyükelçimiz çekildi. Bu nasıl bir Dışişleri Bakanı? En kritik ayda böyle bir girişim ya kötü niyet ya plansızlıktır" diye çıkıştı. Dışişleri ise Kılıç’ın gecikmesinin tamamen lojistik sebeplerden kaynaklandığını açıkladı. Soykırım tasarısı Mart 2010’da Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi’nde kabul edilince Türkiye tepki olarak Namık Tan’ı derhal Ankara’ya çağırmıştı.

1915 için gardını alan hükümetin attığı adımlara bakılırsa Türkiye’nin tarihle yüzleşmesi uzun zaman alacak.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: turkey-armenia relations, turkey, genocide, armenian genocide bill, armenian genocide, armenian diaspora, anniversary

Al Monitor-Türkiye’nin Nabzı bölümünün yazarlarındandır. Farklı gazetelerde çalıştıktan sonra uzun süre Radikal gazetesinde köşe yazarlığı yaptı. Ajans Kafkas’ın kurucu editörüydü. IMC TV’de dış politika programı ‘SINIRSIZ’ın daimi yorumcusuydu. Türk dış politikası, Kafkasya, Orta Doğu ve Avrupa Birliği konularında uzmanlaşmıştır. “Suriye: Yıkıl Git, Diren Kal”, “Rojava: Kürtlerin Zamanı” ve “Karanlık Çöktüğünde: IŞİD” adlı kitapların yazarıdır. Twitter: @fehimtastekin

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept