Yüz altmıştan fazla insanın hayatına mal olan, meclisi bombalayacak kadar ileri giden ve Türkiye’yi 1983’ten bu yana ilk kez bir askeri yönetiminin eşiğine getiren acımasız darbe girişiminin arkasında kim var?
Hükümet girişimin ilk başından bu yana Fethullah Gülen cemaatine işaret ediyor. Nitekim darbenin hemen ardında asker, yargı, polis ve diğer kurumlarda örgütlenen “Gülenciler”e karşı büyük tasfiyeler başladı. Batı’daki pek çok gözlemci ise Gülencilerin darbeyle bağlantısına ilişkin iddialara, kanıt olmadığı gerekçesiyle, oldukça şüpheli yaklaşıyor. Hatta darbe girişiminin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından sahnelenen, “Reichstag Yangını” benzeri bir mizansen olduğunu düşünenler bile var.
Bu şüpheciliğin arkasında iki olası neden var: Erdoğan son zamanlarda, benim de Al-Monitor yazılarımda sık sık eleştirdiğim gibi, çok sayıda abartılı komplo teorisi üretti. Ayrıca Erdoğan’ın giderek artan otoriterliği insanları Türkiye konusunda haklı olarak endişeye sevk etti ve pek çok gözlemci de Türkiye’nin tek sorununun bu olduğuna inanmaya başladı. Ancak son darbe girişiminin de gösterdiği gibi bazı komplolar hayali değil, gerçektir. Üstelik son birkaç gündür yaşananlar cemaat sorununun yalnızca gerçek değil aynı zamanda da ölümcül bir tehlike olduğunu kanıtlıyor.
Meselenin özeti: Gülen hareketine mensup binlerce, belki yüz binlerce kişi Fethullah Gülen’in ilahi mesajlar alan yanılmaz bir lider olduğuna inanıyor. Cemaatin iç halkasının Gülen’i “seçilmiş kişi” yani Mehdi olarak gördüğünü grubun önde gelen üyelerinden birinden ben bizzat duydum. Hareket içindeki sıkı bağ ve koşulsuz itaat, bu inançtan kaynaklanıyor. Dolayısıyla hareket içinde Gülen’e karşı en ufak bir muhalefete hatta eleştiriye bile yer yok.
AL-MONITOR All-Access gives you unlimited access to all our journalism, the full Daily Briefing, exclusive interviews, premium newsletters, and live events — for less than $2/week.