İslam Devleti’nin (İD) Orta Doğu’daki ilerleyişi bölge devletlerinin çökebileceğine dair ciddi endişelere yol açtı. Ancak gelişmelere daha dikkatli bakıldığında İD’in aslında devletleri bölgesel siyasetin merkezi aktörleri olarak giderek güçlendirdiği görülüyor. Bunun üç önemli boyutu var.
İlk olarak İran, Türkiye ve Suudi Arabistan gibi güçlü devletler bölgesel iş birliğinin zorunluluğunu yavaş yavaş kabulleniyor. Dahası yaklaşımlarında mevcut devletleri ve devlet kurumlarını güçlü tutmayı temel alıyorlar. Bu yaklaşım, bilhassa krizin pençesindeki Irak, Suriye ve Lübnan’da kendini gösteriyor.
İD ne mevcut ulusal sınırları ne de uluslararası ilke ve kuruluşları tanıyan, ümmet temelli bir halifelik kurmayı amaçlarken, bölgesel güçler de örgütü durdurmak ve zayıf devletlerin tamamen çökmesini engellemek için faal bir siyaset izlemek zorunda kalıyor. Dolayısıyla İran, Suudi Arabistan ve Türkiye’nin Irak ve Suriye politikalarının önceliği buradaki devlet yapılarının çöküşünü engellemek. Ancak bu hedefe tabii ki farklı yöntem ve ilkelerle ulaşmaya çalışıyorlar.
Farklı siyasi ve ekonomik nedenlerle güvenliği sağlamak isteyen bölgesel güçlerin kargaşanın kendi topraklarına sıçramasını engellemek için komşu ülkelerdeki devlet yapısını güçlendirmekten başka seçeneği olmadığı açık.
AL-MONITOR All-Access gives you unlimited access to all our journalism, the full Daily Briefing, exclusive interviews, premium newsletters, and live events — for less than $2/week.