On binlerce Iraklı askerin savunduğu geniş bölgelerin birkaç yüz cihatçı tarafından ele geçirilmesi, sadece motivasyon ve disiplinle açıklanamaz.
Irak’ta Irak-Şam İslam Devleti (IŞİD) ile Sünni grupların ortaklık kurması, sürpriz sayılmamalıdır. Irak’taki Sünni aşiretlerin Başbakan Nuri El Maliki hükümetine tepki olarak ayaklanması, olacakların işaretini vermişti. Şii Maliki hükümetinin mezhepçi siyasetinden mağdur, umudunu yitiren onlarca Sünni aşiret mensubu, IŞİD’in Irak’taki son taarruzuna destek verdi.
IŞİD’in kısa sürede güçlenmesi de şaşırtıcı değil. Terör grupları için olağan sayılan haraç ve fidye gibi yasa dışı faaliyetlerin yanı sıra IŞİD, sosyal medyayı ustaca kullanarak Körfez’deki varlıklı destekçilerden büyük bağışlar topladı. Amerika, Avrupa ve Kuzey Afrika’dan gelen cihatçılar dâhil binlerce militanı saflarına kattı.
Tüm bunlar bir yana IŞİD’in yükselen gücü, büyük ölçüde uluslararası toplumun Suriye krizi karşısında son üç yıldır hareketsiz kalmasının ürünüdür. IŞİD, Esad rejimine karşı mart 2011’de patlak veren halk ayaklanmasıyla birlikte Irak El Kaidesi’nin küllerinden doğdu. Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın kontrolünden çıkıp Özgür Suriye Ordusu’nun (ÖSO) eline geçen bölgelerde doğan yönetim boşluğu, IŞİD tarafından dolduruldu. ÖSO, Esad’ın otoriter iktidarını protesto eden silahsız sivil göstericilere ateş açmayı reddedip ordudan firar eden subay ve askerler tarafından oluştu. Uluslararası toplum o dönem ılımlı ÖSO’ya destek vermiş olsaydı, IŞİD bugün güçlü bir terör örgütü olmazdı. Daha da kötüsü, ÖSO serpilen IŞİD’le fiilen çatışmaya başlayınca bile uluslararası toplumdan destek alamadı.
AL-MONITOR All-Access gives you unlimited access to all our journalism, the full Daily Briefing, exclusive interviews, premium newsletters, and live events — for less than $2/week.