Özerk olması beklenen Merkez Bankası'nın özellikle son iki yılda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın müdahaleleri ile tamamen Saray'a bağlı bir kuruma dönüştürülmesi, önemli bir itibar kaybı olarak iç ve dış piyasalarda kayda geçiyor. Özerk-bağımsız, hatta göreli bağımsız tanımından bile iyice uzaklaşan Merkez Bankası'nın üstünde sadece Erdoğan'ın hakimiyeti var ve artık her dediğinin yapıldığını Erdoğan da gizlemiyor. Cumhurbaşkanı sisteminin tek adamı, önceki Merkez Başkanı'nın sözlerini dinlemediği için azledildiğini de açıkça söyledi.
Şimdi gerek para politikalarında, gerekse hiç yapmaması gerekirken döviz piyasalarına müdahalede Merkez Bankası yönetimi Saray ne derse onu yapıyor.
Ama bu gizlenmeyen bağımlılık, Türkiye'ye yabancı sermaye girişini olumsuz etkiliyor. Bazı spekülatif kazançlar için gelmek isteyen yabancı yatırımcılar bile, karşılarında ne yapacağı öngörülemeyen, piyasa koşullarına uymayan, çeşitli arka kapı politikalarıyla dövizi de manipüle eden bir Merkez Bankası durduğu için gelmiyor, fırsat bulanlar da çıkıyorlar. Bu durumun, Türkiye'nin ekonomik krizden çıkışta ihtiyaç duyacağı dış rüzgarı iyice kestiğini ise Saray ya anlamıyor ya da anlamak işine gelmiyor.
Türkiye’nin yaşadığı en derin kriz olarak kabul edilen 2001 ekonomik krizi, IMF ile birlikte sürdürülen ve topluma ağır bedeller ödeten bir önlemler dizisi ile aşılabilmişti. Bu dönemde alınan önemli önlemlerden biri de Merkez Bankası yasasında değişikliğe gidilerek bankanın asli görevinin enflasyonla mücadele olmasının netleştirilmesi ve bu konuda başvuracağı araçlarda bağımsız olduğunun yasasına geçirilmesiydi.
AL-MONITOR All-Access gives you unlimited access to all our journalism, the full Daily Briefing, exclusive interviews, premium newsletters, and live events — for less than $2/week.