Özellikle çevre ülkelerin yakın tarihinde “IMF’ye düşmek” diye bir tabir vardır. Bir türlü enflasyonla, döviz açığı ve borç yükümlülükleri ile baş edemeyen, kısaca krize giren ülkeler, üyesi oldukları Uluslararası Para Fonu IMF’nin kapısını çalar ve krizden çıkabilmek için dünya piyasalarından kolay kolay bulamadıkları krediyi IMF’den isterler. IMF de başvuran hasta ülke acı bir reçete uygulamayı kabul ederse düze çıkması için gerekli krediyi kullandırır. Verilen ev ödevleri yapıldıkça kredi dilimleri serbest bırakılır.
Bugünlerde IMF ile birlikte adı sıkça anılan iki ülke Arjantin ve Türkiye. Nedeni ise ikisinin de ekonomik göstergelerinin IMF kapısına gidecek kadar olumsuz olması. Göstergeleri Türkiye’ninkinden daha olumsuz olan Arjantin, 30 milyar dolarlık bir kredi temini için IMF’yle temasa geçti ve şimdi halkının ağır protestolarına rağmen acı reçeteyi kabul etmenin eşiğinde. Ya Türkiye? Türkiye henüz IMF’lik olmadı ama köprüden önceki son çıkışı kaçırırsa IMF’ye gitmesi mutlak ülkelerden biri olarak görülüyor.
İlginçtir Türkiye ile Arjantin 2001 yılında, yani Türkiye tarihinin en ağır krizinin yaşandığı yılda da aynı anda IMF’lik olmuşlardı.
Büyük kamu açıkları, döndürülemeyen dış borçlar, verilen büyük cari açıklar ve sermaye kaçışı ile yerli parada büyük değer kaybı… Bunlar iki ülke için de söz konusuydu ve gösterilen tek yol IMF’ye gitmek, alınacak IMF kredilerinin karşılığı acı reçetelerle sosyal harcamaları kısmak, özelleştirmeleri uygulamak, maaşları, istihdamı daraltmak, tarım ve hane halkı desteklerini kaldırmak, bütçeden kısarak borç ödemekti.
AL-MONITOR All-Access gives you unlimited access to all our journalism, the full Daily Briefing, exclusive interviews, premium newsletters, and live events — for less than $2/week.