DİYARBAKIR -- Bahardan kalma günleri geriden bırakan Diyarbakır, pazar günü puslu bir sabaha uyandı. Kapalı havaya yağmura rağmen, insanlar sabahın erken saatlerinde Koşuyolu Parkı’nda toplanmaya başladı. Yüzlerde öfke ve hüzün. Gelenlerin çoğu birbirini tanımıyor ama geliş amaçları aynı: Bir gün önce Diyarbakır’da bir çatışmanın ortasında kalarak, kimin tarafından ateşlendiği belirlenemeyen bir silahtan çıkan kurşunla ölen Baro Başkanı Tahir Elçi’nin cenaze törenine katılmak.
Birçoğu belki de Elçi’ye şahsen tanımıyor. Kimisi televizyonlardan yaptığı konuşmalardan, kimi katıldığı toplantılardan, kimisi ise sokakta verdiği sıcak bir selamdan tanıyordu Elçi’yi. Tanımasalar da ona son görevlerini yerine getirmek için toplanmışlardı. Gelenler önce yakalarına Elçi’nin fotoğrafını taktıktan sonra bir köşeye çekilip sessizce beklemeye başladı. Birbirini tanıyanlar selamlaştıktan sonra sordukları “Nasılsın?” sorusunu yanıtı neredeyse aynı “Bu ortamda nasıl olalım?”. Erkek egemen bir toplumda yetişen bölge erkekleri gözyaşlarını içine akıtsa da, kadınlar gözyaşlarını açık açık dökmekten çekinmedi.
Yöresel giysileri, Kürtleri temsil eden yeşil, sarı kırmızı renkli aksesuarlarıyla törene katılan kadınların öfkesi yüzlerinden okunuyordu. Cenaze töreni Elçi’nin yıllardır uğruna mücadele ettiği insan hakları adına yapılan İnsan Hakları Anıtı önünde yapılıyordu.
Cenaze hastaneden alınarak getirilene kadar kalabalık bir hayli arttı. 1991 yılında evinden kaçırılarak öldürülen HEP İl Başkanı Vedat Aydın’dan beri birçok faili meçhul cinayet işlendi. Birçoğunun cesedi bile bulunamadı ve acıları kalplere gömüldü. Yıllar sonra Diyarbakır’da bir daha – şimdilik -- faili meçhul bir cinayet yaşandı. Bu kez kurban yıllarını faili meçhul cinayetleri araştırıp faillerini mahkemeye çıkarmakla geçiren biri vardı.
AL-MONITOR All-Access gives you unlimited access to all our journalism, the full Daily Briefing, exclusive interviews, premium newsletters, and live events — for less than $2/week.