Türkiye’deki Şanghay İşbirliği Örgütü tartışmasını, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın 25 Ocak’ta bir televizyon kanalında konuşurken “Türkiye AB sürecini unuttu mu?” şeklindeki bir soruya verdiği cevap başlattı.
Türkiye Başbakanı ilkin şunları söyledi: “Bizim aslında AB sürecini unutmak, kaybetmek gibi bir şey söz konusu değil. AB bizi unutmak istiyor ama çekiniyor, unutamıyor. Halbuki bir açıklasa biz rahatlayacağız”.
Ve sonra sözünü Şanghay İşbirliği Örgütü’ne getirdi:
“Şimdi tabii bu (AB süreci) böyle olumsuz bir şekilde gidince siz de ister istemez 75 milyonun bir başbakanı olarak başka arayışlar içerisine de giriyorsunuz. Onun için geçenlerde Sayın Putin’e onu söyledim; ‘Bizi Şanghay Beşlisi içine alın AB’yi unutalım’ dedim. Alın bizi Şanghay Beşlisi içine biz de AB’ye ‘allahaısmarladık’ diyelim, ayrılalım oradan. Bu kadar oyalamanın ne anlamı var?”
Bu sözleri üzerine Başbakan’a “İkisi birbirine alternatif mi?” diye soruldu; Başbakan da “Şanghay Beşlisi daha iyi, çok daha güçlü” diye cevap verdi.
Bu sözlerden, Asyalı otoriter ve totaliter devletlerin güvenlik ve işbirliği örgütünün, Başbakan tarafından Türkiye’nin AB perspektifine alternatif olarak görüldüğünden başka bir anlam çıkarmak imkansızdı.
Türkiye’nin AB perspektifinin ilerlediği nispette Türkiye’deki eksik demokrasinin gelişerek konsolide olmasını sağlayacağını bilen özgürlükçü demokratlar tabii ki Başbakan’ın bu bakış açısı karşısında dehşete düştüler.
Türkiye’nin demokrasi, çoğulculuk, bireysel hak ve özgürlükler, basın özgürlüğü ve fikir hürriyeti alanlarında büyük eksiklikleri olduğu malum... Ancak arızalı ve eksik demokrasisi ŞİÖ’dekilerin durumuyla kıyaslandığında, Türkiye bu birliğin en az kötü durumdaki ülkesinden bile çok daha ileri görünüyor. ŞİÖ üyeliği Türkiye’nin demokrasisine herhangi bir katkı sağlamayacağı gibi var olanın da kaybını kolaylaştıracaktı...
Türkiye, “ŞİÖ perspektifi” etrafında ilginç bir tartışmaya sahne oldu.
Mesela bazıları, Erdoğan’ın aslında ŞİÖ alternatifi konusunda ciddi olmadığını, bunu AB’yi sıkıştırmak için bir taktik adım olarak gündeme getirdiğini söylediler.
Erdoğan’ın ŞİÖ’ye olan ilgisinin taktik icabı olduğunu varsayarsak, bunun siyasi ahlak zemininde savunulabilir, politik olarak doğru bir taktik olmadığını da kabul etmek gerekiyor. Bu yöntem biraz da muhataplarını, istedikleri kabul edilmediği takdirde “kötü yollara saparak” hem kendisine hem de çevresine zarar vermekle tehdit eden öngörülemez, istikrarsız karakterleri hatırlatıyor. Çünkü ŞİÖ’nün Türkiye’nin demokrasisi ve bölgesinin istikrarı açısından “iyi bir yol olmadığı” çok açık.
Türkiye Başbakanı’nın söz konusu ifadeleri üzerine başlayan ve yaklaşık iki hafta süren tartışma boyunca yaşanan durumların en ilginci, Türkiye Dışişleri Bakanlığı’nın resmi web sitesindeki ŞİÖ maddesinin içeriğinde yapılan tuhaf değişikliklerdi.
Bu tartışma sırasında Türkiye’nin ŞİÖ ile olan kurumsal ilişkilerinin durumunda hiçbir değişiklik meydana gelmezken Türk Dışişleri’nin sitesindeki ŞİÖ maddesinde ilişkilerin durumuyla ilgili veriler tam üç kez değiştirildi.
Başbakan Erdoğan’ın ŞİÖ alternatifini ortaya atmasından dört gün sonra, 29 Ocak’ta Türk Dışişleri’nin sitesini ziyaret edip ŞİÖ maddesini tıklayanlar, “Türkiye’nin, ŞİÖ nezdinde Diyalog Ortaklığı Statüsü edinmek için örgüte 23 Mart 2011’de resmi başvuruda bulunduğu” bilgisiyle karşılaştılar.
Oysa bu güncellenmeyi gerektiren, eskimiş bir veriydi. Çünkü Türkiye’nin başvurusu aylar önce, 6-7 Haziran 2012 tarihinde Pekin’de yapılan ŞİÖ zirvesinde onaylanmıştı... Türk Dışişleri Bakanlığı’nın ŞİÖ’ye olan bu ilgisizliği, doğrusu ya, “ŞİÖ perpspektifinin bir taktik olduğunu” söyleyenleri haklı çıkarır cinstendi.
Türk Dışişleri, resmi sitesini 29 Ocak’ı 30’a bağlayan gece yarısı güncelledi ve şu ifadeler girildi:
“Diyalog Ortaklığı statümüzün Zirve’de kabul edilmesinin ardından ŞİÖ bünyesinde başlatılan iç onay süreci tamamlanmıştır. ŞİÖ Sekretaryası tarafından hazırlanan Mutabakat Muhtırası’nın ülkemiz ile ŞİÖ arasında imzalanmasının ardından ülkemiz Diyalog Ortağı statüsü çerçevesinde örgütün faaliyetlerine katılabilecektir.”
Bu veriye istinaden Dışişleri sitesinde sadece Belarus ve Sri Lanka’nın “Diyalog Ortağı” olarak gösterilmesi olağan ve tutarlıydı. Çünkü Türkiye’nin statüsü henüz kuvveden fiile geçmemişti.
Derken, Dışişleri’nin sitesindeki ŞİÖ maddesinde muhtemelen 4 Şubat’ta son bir değişiklik daha yapıldı ve Türkiye’nin ŞİÖ nezdindeki Diyalog Ortağı statüsünün uygulamaya geçilmesi için “mutabakat muhtırasının karşılıklı imzasının beklendiği” şeklindeki bilgi çıkarıldı. Geride sadece “Türkiye’nin başvurusu onaylanmıştır” diye özetlenebilecek bir açıklama kalmış, ancak ŞİÖ’nün Diyalog Ortakları bölümündeki Belarus ve Sri Lanka’nın yanına bir de Türkiye’nin adı yazılarak çok tartışmalı bir ilave yapılmıştı.
Tartışmalıydı çünkü ŞİÖ’nün resmi web sitesinde ne o tarihte ne de bu yazının yazıldığı 23 Şubat tarihinde, Diyalog Ortağı ülkeler bölümünde Türkiye’nin adının zikredilmesi söz konusuydu.
ŞİÖ’nün resmi sitesine göre Türkiye henüz “Diyalog Ortağı” statüsünde değildi ama Türk Dışişleri’ne göre evet, öyleydi.
Birkaç gün arayla birbirini yalanlayan bu değişiklikler Türkiye’nin en müesses örgütlerinden biri olduğu farz edilen Dışişleri açısından kuşku uyandırıcıydı.
4 ve 5 Şubat’ta kayda geçirilmesi gereken başka ilginç gelişmeler de yaşandı. Türkiye’de konuyla ilgili en üst düzeyli devlet ve hükümet kurum ve yetkilileri birbiri ardına benzer açıklamalar yaptılar.
Önce Cumhurbaşkanı Gül “AB ve Şanghay Beşlisi birbirinin alternatifi değildir” dedi.
Başbakan Erdoğan, “Şanghay İşbirliği konusu AB’nin alternatifi midir? O ayrı bir yapılanmadır, bu ayrı bir yapılanmadır” dedi.
Dışişleri Bakanlığı Sözcülüğü, “Ülkemizin ŞİÖ ile ilişkisi AB veya NATO ile ilişkilerimize alternatif değildir” ifadesini içeren bir açıklama yaptı.
Nihayet AB Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış adına basın müşaviri tarafından bana gönderilen bir açıklamada, “ŞİÖ ile AB’nin birbirine alternatif olmadığı” vurgulandı.
Türkiyeli özgürlükçü demokratlar “ŞİÖ, AB’nin alternatifi değildir” minvalli bu açıklamalar karşısında sadece bir rahatlama duygusuna kapılabilirlerdi.
Tartışma bitmiş gibiyken, AB Bakanı Bağış geçen Çarşamba Paris’e giderken yanındaki gazetecilere şu açıklamayı yaptı:
“Başbakan’ın Şanghay Beşlisi’ne girebiliriz sözleri bizim Avrupa’da elimizi çok güçlendirdi. Türkiye’nin seçeneksiz olmadığının vurgulanması akılcı bir stratejinin ürünüydü.”
Anlaşılıyor ki Türkiye’nin AB Bakanı’nın kafası ŞİÖ konusunda halen karışık...
5 Şubat tarihli açıklamasında AB ile ŞİÖ’nün birbirine alternatif kuruluşlar olmadığını vurgulayan da, bundan 15 gün sonra “ŞİÖ’nün Türkiye için bir seçenek olduğunu” söyleyen de kendisi...
“Seçenek” ve “alternatif” sözcükleri arasında bir anlam farkı olup olmadığını tartışmak ise gereksiz.
“Türkiye’nin esrarengiz ŞİÖ perspektifi” bölge ve dünya gündemini meşgul etmeye devam edeceğe benziyor.