Suriyeli Kürtler yeni bir tehlikeyle karşı karşıya: Petrol kirliliği

Kürt yönetimindeki kuzeydoğu Suriye’de bakımsız boru hatları ve petrol atıkları ırmak ve tarım alanlarını kirletirken, yerel kaynaklar bir dizi hastalıkta artış görüldüğünü bildiriyor.

al-monitor Suriye’nin özerk Rojava bölgesinde yer alan Hol kasabası yakınlarında yanmakta olan bir petrol kuyusunun yanındaki binanın çatısında görüntülenen insanlar, 10 Kasım 2015. Photo by John Moore/Getty Images..

Haz 30, 2020

Kuzeydoğu Suriye’deki Kürtler İslam Devleti’ne (İD) karşı verdikleri mücadeleyle dünya çapında ün kazandılar. Ancak şimdi, çok daha yıkıcı sonuçlar doğurabilecek, milyonların hayatını riske atan bir belayla karşı karşıyalar: petrol kirliliği.

Suriye’nin ihtilaflı petrol kaynaklarının çoğunu barındıran, yaklaşık dört milyonluk nüfusu olan Kürt yönetimindeki bölgede, bakımsız boru hatları petrol sızdırıyor, kanserojen petrol atıkları nehir ve dereleri kirletiyor. En son nisanda görüldüğü gibi nehirler taştığı zaman zehirli sular tarımsal alanlara yayılıyor, iptidai rafineriler de toksik dumanlarını havaya bırakıyor. 

Ancak kavruk arazilerin, kararmış suların gerçeküstü görüntüleri fazla bir etki doğurmuyor. Tek tük görülen protestolar üzerine derme çatma bazı rafineriler kapatılıyor ama başka yerlerde yeniden açılıyor. 

Etkilenen bölgelerde yaşayanlara göre kanser dâhil bir dizi hastalık yaygınlaşmış durumda. Al-Monitor’un telefonla ulaştığı kişilerin tümü, yetkililerin gazabından çekindikleri için isimlerinin anılmamasını istediler ki bu da konunun ne kadar hassas olduğunu gösteriyor.

İptidai rafinerilerin yaygın olduğu Deyrizor’un doğu kırsalından bir eczacı şöyle konuştu: “Daha önce olan bazı hastalıklar bölgemizde yayılmaya başladı. Doğum kusurları, menenjit, cilt iltihapları, ağır solunum rahatsızlıkları… Doğum kusurları açısından çok fazla vaka görülüyor. Doğuştan tiroit yetmezliği, talasemi, hemofili… Bildiğim o ki bunlar vilayetin her yerinde var ama petrol kuyularının olduğu bölgelerde daha sık, daha yoğun görülüyor.”

Eczacı sözlerini şöyle sürdürdü: “Ben buranın yerlisiyim. Tarımdaki hasatlarımız 10 yıl öncesine göre berbat durumda. Yeşil alanlar azaldı. Toprak ve hava kirliliği yüzünden ağaçların çoğu ölüyor.”

Muhammed Halef rumuzunu kullanan Deyrizorlu bir araştırmacı gazeteci ise iptidai rafine etme işlemini şöyle anlattı: “Rafineri, içine ham petrol doldurulan bir varilden oluşuyor. Altına ateş yakılıyor ve rafine etme işlemi böyle gerçekleşiyor. Mazot, benzin, gaz, makine yağı elde ediliyor. Bu işlem kesif kokulu bir duman üretiyor ve bu duman hastalıklara neden oluyor, çevreye, insan sağlığına, hayvanlara zarar veriyor.”

Halef şöyle devam etti: “Yıkanan çamaşırları çatıya asıyorsunuz, sabah bakıyorsunuz ki dumandan simsiyah olmuşlar. Bir keresinde evimdeki su deposunu doldurdum ve gece üstünü kapatmayı unuttum. Sabah uyandığımda suyun yüzeyi tamamen mazot olmuştu. (…) Düşünün ki bazen gün içinde Deyrizor’un geneli kara bir bulutla kaplanmış gibi oluyor.”

Usulsüz rafinerilere daha sıkı bir denetim çözüm olabilir. Ancak sızdıran boru hatları, petrol döküntüleri ve idarenin nehirlere doğrudan atık atması, insan ve hayvan sağlığını yıllar boyu etkileyecek.

Batılı bağışçılar 30 Haziran’da Suriye’ye yardım için Brüksel’de toplanırken, kuzeydoğu Suriye’deki çevre krizinin gündeme gelmesi olası değil. Suriyeli Kürt yetkililer de bundan pek şikâyetçi değil. Al-Monitor’un konu hakkındaki ısrarlı görüş taleplerine özerk idareden ne enerji bakanı Abdülkerim Malik ne de çevre bakanı Joseph Lahdu yanıt verdi. 

Özerk idarenin kırılgan ekonomisi büyük ölçüde petrol gelirlerine dayanıyor ve bu gelirler giderek azalıyor. Ekonomik baskıya özerk idarenin Suriye rejimiyle sıkıntılı ilişkileri eklenince çevre adeta “butik” bir mesele hâline geliyor. Petrolün kim tarafından nereye ve kime satıldığı, kazancın nerelere gittiği konusu, şeffaflıktan son derece uzak. Rejime yapılan satışlar ve önemli miktarlarda olsa da detayları daha az bilinen Irak Kürdistanı ve Türkiye’ye yönelik ticaret halen tartışma konusu. Kürt yönetimindeki bölgede yaşayanlar ise kronik yakıt sıkıntısından mustarip.

Ancak petrol pastasından alınan paylar sayesinde yerel yönetimin huzursuz Arap aşiretleriyle, özellikle Irak sınırında yaşayan Şammar aşiretiyle barışı sağladığı bir sır değil. 

Ekim 2019’da, Türkiye’nin ABD destekli Suriye Demokratik Güçleri’ni (SDG) hedef alan Barış Pınarı Harekâtı’nın yarattığı infial karşısında Başkan Donald Trump, “petrolü emniyete alma” ve petrol gelirlerinin yine İD’e akmasını engelleme gerekçesiyle birkaç yüz ABD askerinin kuzeydoğu Suriye’de kalmasını emrettiğini açıkladı. Ancak ABD yönetimi güvenli olmayan üretimin hayati tehlike yaratan etkileri hakkında bugüne dek bir şey söylemiş değil. 

Özerk idareden bir yetkili, ABD’nin bu sorunu çözmek için mali ya da teknik destek sağlamadığını teyit etti. Kimliğinin saklı kalması kaydıyla Al-Monitor’a konuşan yetkili, “Başkan Trump petrol tesislerini koruma sözü verdi, bunun için ona müteşekkiriz. Ancak üretimi sağlamak elbette ki onların sorumluluğu değil. Ama bu konuda destek verilirse makbule geçer” dedi.

ABD Dışişleri Bakanlığı, Al-Monitor’un görüş talebini yanıtsız bıraktı.

Özer idare yetkilisi, kaçak rafinerileri “durdurmak” için yasa çıkardıklarını ancak “zorlu ekonomik şartlar nedeniyle uygulamada gevşeklik olduğunu” belirtti. Yetkili, petrol kirliliğinin tehlikeleri konusunda farkındalığı artırmak için yerel makamların seminerler düzenlediğini ekledi.

Ölüm nehri

Hollandalı sivil toplum kuruluşu PAX’ın 1 Temmuz’da açıkladığı çarpıcı rapor, Derik kasabasının 15 kilometre güneybatısında daha önce devlete ait Suriye Petrol Şirketi’nin işlettiği büyük bir depolama tesisinden yıllardır devam eden sızıntı ve atıkların etkisine dair ender bir değerlendirme sunuyor. Doğrudan ABD güçlerinin koruduğu Rimelan petrol sahasından gelen bir boru hattının taşıdığı petrol tümüyle bu tesiste toplanıyor. PAX, Gir Zero adındaki tesiste 2013 yazında başlayan sızıntıyı uydu görüntülerinden izlemiş. Rapora göre tesisin çevresindeki açık hava depolarının sızdırmaya başlamasıyla “petrol ve/veya petrol atıkları yayıldı ve tesis arazisinin önemli bir bölümü simsiyah oldu.” Daha sonra “Eylül 2014 dönemine” ait uydu görüntüleri, “bölgedeki bir nehre bağlanan” bir kanal kazıldığını gösteriyor. Rapora göre “Yerel makamlar bu sorunu çözecek yeterli kaynak veya kapasiteye sahip olmadığı için [kanal] muhtemelen arazideki akıntının basıncını alan bir valf işlevi gördü.” Neticede atıklar, güney yönünde Vadi Rumeyla’ya akan küçük bir dereye döküldü. Vadi Rumeyla ise 30 köyden geçerek Fırat Nehri’ne bağlanan mevsimsel Vadi Avarid ırmağının kollarından biri. 

“Ölüm Nehri” başlığını taşıyan raporun hazırlanmasında yer alan ve aynı zamanda PAX’ın İnsani Silahsızlanma Programı’nı yöneten Wim Zwijnenburg’a göre sızıntılar halen sürüyor ve çevre kirlenmeye devam ediyor. Al-Monitor’un telefonla ulaştığı Zwijnenburg şöyle konuştu: “Kaba bir tahminle on binlerce varil petrol ve atık suyun ırmaklara karıştığı anlaşılıyor. Buna bir an önce son verilmezse bölgede binlerce ailenin yaşadığı çevre felaketi daha da kötüleşecek.”

Raporda yer verilen bir kadın, peş peşe yaşadığı düşükleri çevre kirlenmesine bağlıyor.

Ham petrol sevkiyatlarını ve bunların nerelerde depolandığını izleyen tankertrackers.com sitesinin kurucularından Samir Madani, 30 Haziran’da Al-Monitor’la görüştüğünde sızıntıların en az 730 gündür sürdüğünü tahmin etti. Telefonla ulaştığımız Madani,  günde tahminen 60 varil ham petrolün sızdığı düşünülürse toplam miktarın 50 bin varili bulmuş olabileceğini söyledi. Raporun hazırlanmasında PAX’a katkıda bulunan Madani, “Bu, sürmekte olan, halen bölgeden akmaya devam eden bir sızıntıdır” dedi. 

Rimelan’da paslanmış bir boru hattında mart ayında meydana gelen patlamayla köylere ve tarım alanlarına yeni bir petrol dalgası vurdu. Bölgedeki ırmaklara da ulaşan akıntı, Harab Ebu Galip köyü ve civarlarında en az 18 bin metrekarelik bir alanı kirletti. 

Mevsimsel taşkınlar, sorunu daha da büyütüyor. Nisandaki sellerde Haseke’nin Tel Hamis kasabası çevresinde 32 bin hektarın üzerinde bir alan petrollü suların altında kaldı. Yine Haseke’nin Caza yöresinde 8 bin hektar, Rimelan’da da 4 bin hektar sular altında kaldı. 

Caza’da yaşayan bir kişi, isminin verilmemesi kaydıyla Al-Monitor’a şöyle konuştu: “Irmaklar eskiden tarlaları sulamak için kullanılırdı. Şimdi petrol yüzünden sulama için kullanılmıyor. Yöneticilere gelince, belediyeden buraya geldiler, neler olduğunu gördüler. Konuştuk. Ancak onların da meselenin özünü çözecek gücü yok. Tek bir şey yaptılar. Bir buldozer gönderip ırmağın iki tarafına topraktan set yaptılar. Ama bu çözüm değil. Set ırmak boyunca değil, 500-600 metre boyunca sadece belli noktalarda yapıldı. Bu, tarlaları korumak için değil, köy sel altında kalmasın diye yapıldı. Sular petrolle beraber köye kadar, evlerin içine kadar geliyordu. Seti bunun için yaptılar.”

Özerk idarenin halkın bu sıkıntılarına çoğunlukla duyarsız kaldığına işaret eden bu kişi, şöyle devam etti: “Biri size ‘Özerk idareye gidip şikâyette bulunmak, yardım talep etmek istiyorum’ derse bilin ki şaka yapıyor. Bu imkânsız. Olumlu sonuç alınacak olsaydı, bu petrol tesislerini yapıp akan suya petrol akıtmazlardı.”

Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) uzmanlarından Hassan Partow’a göre petrol kirliliğinin kuzeydoğu Suriye’de oluşturduğu çevre ve sağlık tehlikeleri, Irak’ta İD kontrolündeki petrol varlıklarının ABD önderliğindeki koalisyon tarafından hedef alınmasından sonra baş gösteren benzer sıkıntıların çok ötesinde. Kuzeydoğu Suriye’de sorunun boyutu ve kapsamlı etkileri henüz değerlendirilmediği için çözüm de çok daha zor.

Al-Monitor’un sorularını e-posta ile yanıtlayan Partow’a göre “Irak’taki petrol kirliliği, çoğunlukla İD’in geri püskürtülürken yaptığı sabotajlarla meydana geldi. Birkaç ay süren bazı büyük çaplı kirlenme olayları yaşansa da bunlar genellikle bir defaya mahsus olaylar oldu.” 

Partow şöyle devam ediyor: “Kuzeydoğu Suriye’deki durum ise daha karmaşık. Çünkü buradaki petrol kirliliği, neredeyse 10 yıl önce patlak veren krizle başlayan, kronik bir sorun. Irak örneğinde petrol endüstrisi ayakta ve merkezi denetim altında kalırken, [kuzeydoğu Suriye’de] serbest ve seyyar yapıda olan, el işçiliğine dayalı rafineri kümelerinin denetimi çok zor.” 

Irak’tan farklı olarak Suriye’deki petrol kirliliğinin ülkenin önemli bir tarım bölgesini etkilediğini vurgulayan Partow, “Kuzeydoğu Suriye’deki yoğun akarsu ağı iletken işlevi görüyor ve petrol kirliliğini Fırat’ın kolu olan Habur Nehri’ne taşıyor. Bu ciddi sorun yakında sona erecekmiş gibi görünmüyor, nasıl çözüleceğine dair bir plan da yok” diyor. 

Uluslararası siyaset bu konuda engel oluşturuyor. Şam’daki merkezi hükümetin tepkisinden çekinen Dünya Sağlık Örgütü nasıl koronavirüs salgınına karşı doğrudan özerk idareyle çalışmaktan imtina ediyorsa UNEP’in de Beşar Esad rejiminden resmi davet almadan kuzeydoğudaki soruna müdahale etmesi olası değil. 

Esad rejimi ise petrol sahalarında kontrol sağlamadıkça altyapının onarılmasına destek olmak istemez. Kontrolün Esad’a geçmesi için başlıca müttefiki Rusya da somut teşebbüste bulunmuştu. Wagner Grubu’nun paralı askerleri Deyrizor’da SDG’nin koruduğu sahaları ele geçirmeye çalışmış ancak ABD güçleri tarafından geri püskürtülmüştü. Sezar Yasası’nın getirdiği yeni yaptırımlar ise Batılı şirketlerin Suriye’nin eskiyen petrol tesislerine yatırım yapmayı göze alamayacağı anlamına geliyor. Şam’ın da onarım için kaynağı yok. 

Kimliğinin saklı kalması kaydıyla konuşan bir SDG yetkilisine göre petrol kaynaklarının yoğunlaştığı Rimelan ve El Ömer sahalarında tam kapasite üretimi yeniden sağlamak için 100 milyon dolarlık bir kaynağa ihtiyaç var. Suriye’nin savaş öncesi ham petrol üretimi günlük 380 bin varil civarındaydı. Mevcut üretim ise çoğu düşük nitelikte 60 bin varil olarak tahmin ediliyor.

Yerel bir STK çalışanına göre Suriye Petrol Şirketi kuzeydoğuya yedek parça ve teknik eleman göndermeye devam ediyor. Bu dinamik sayesinde yerel yetkililer petrol kirliliğinin sorumluluğunu üstlenmekten kaçabiliyor. Özerk idare birimleri vatandaşların şikâyetlerini merkezi hükümet çalışanlarına yönlendirirken, merkezi hükümet çalışanları da şikâyetlerin özerk idareye yapılmasını söyleyebiliyor. 

Özerk idare yetkilisi ise durumun böyle olmadığını savunarak devlet personeli olarak şu an kimsenin istihdam edilmediğini, bazı teknisyen ve mühendislerin işlerinde kalmayı seçerek yerel makamlardan maaş aldığını söyledi. Durum ne olursa olsun petrol tesislerindeki ABD varlığı var olan anlaşmaları tersyüz etmiş olabilir. 

Fransız Lyon II Üniversitesi’nde doçent olan ve Suriye’de saha çalışmaları yapan coğrafyacı Fabrice Balanche, ABD varlığının ne kadar süreceği konusunda kuşkulu. Trump’ın, Türkiye’nin ekimdeki harekâtı öncesinde ABD güçlerini Türk sınırından çekme kararı, ABD’nin kararlılık ve güvenilirliğini fazlasıyla zayıflattı. 

Al-Monitor’un telefonla görüştüğü Balanche, “Ben Türkiye’nin yeni bir taarruz düzenleyeceğini ve Kahtaniye’yi hedef alacağını düşünüyorum” dedi. Nüfusu ağırlıkla Arap olan Kahtaniye, Kamışlı’nın doğusunda, petrol sahalarının yakınında bulunuyor. 

ABD’de, başkanlık seçimlerinin yapılacağı kasım ayından, yeni başkanın yemin ederek göreve başlayacağı ocak ayına kadar bir geçiş süreci olacak. Ankara, Washington’da bu dönemde yaşanacak bocalamadan istifade ederek, Kamışlı’nın Irak sınırıyla bağlantısını kesmek için nihai bir hamle yapabilir. Irak sınırı, Kürt yönetimindeki bölgenin dış dünyaya açılan tek kapısı. Böyle bir hamle, Amerikalıları Rimelan’a sıkıştırarak bölgeden ayrılamaya zorlayacağı için Rusya’dan muhtemelen destek görür. 

SDK Başkomutanı Mazlum Kobane de Al-Monitor’a ocakta verdiği mülakatta Türkiye’nin Kahtaniye’ye yönelik planları olduğu konusunda kaygısını dile getirmişti. 

Bu arada, petrol kirliliğinin kontrolsüz şekilde devam ettiği belirtiliyor. İnternet gazetesi JesrPress’in genel yayın yönetmeni Abdül Nasır El Ayed, “Havada, toprakta, insanların vücutlarında günbegün bir şeyler birikiyor ve belli bir seviyeye ulaşınca hastalıklara, ölümlere neden oluyor” diyor.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Özel etkinlikler
  • Sadece davet brifingi

Recommended Articles

Suriyeli Kürt komutana göre Biden yönetiminde Türkiye ile gerginlik azalabilir
Amberin Zaman | Suriye çatışması | Kas 9, 2020
Suriyeli muhalifler niçin Türkiye’den gitmek istiyor?
Amberin Zaman | Suriye çatışması | Eyl 10, 2020
Esad güçleri ile ABD arasındaki çatışmalar Rusya’yı zorlayacak
Kirill Semenov | Suriye'de Rusya | Ağu 25, 2020
Irak su meselesinde Türkiye’ye karşı hangi kozları kullanabilir?
Omar al-Jaffal | Su sorunları | Ağu 12, 2020
Suriye: SDG bölgesindeki suikastlar ne anlama geliyor?
Shelly Kittleson | İslam Devleti | Ağu 10, 2020

Recent Podcasts

Featured Video

More from  Suriye'nin Nabzı

al-monitor
İdlib yeni bir savaşın eşiğinde mi?
Sultan al-Kanj | Suriye çatışması | Kas 17, 2020
al-monitor
Suriyeli savaşçılar niçin Dağlık Karabağ savaşına katılıyor?
Sultan al-Kanj | | Eki 7, 2020
al-monitor
Suriyeli Kürtler birlik için ‘tarihi adım’ atarken Ankara sessiz
Amberin Zaman | Suriye çatışması | Haz 17, 2020
al-monitor
Barış Pınarı Harekâtı’nın ardından sefalet ve propaganda savaşı devam ediyor
Amberin Zaman | türk-kürt çatışması | May 29, 2020