Suriye'nin Nabzı

SDG komutanı: Suriye’nin bir parçasıyız, rejimle müzakere kaçınılmazdır

By
p
Article Summary
SDG’nin başkomutanı Mazlum Kobane Al-Monitor’a verdiği özel mülakatta Kürtlerin kuzeydoğu Suriye’deki karmaşık ittifak ilişkilerini değerlendirdi ve Türkiye’nin müdahalede bulunması halinde yeni bir savaşın tetiklenebileceğini öne sürdü.

EL ÖMER PETROL SAHASI, Suriye — Beş yıl süren kanlı bir savaşın ardından Kürtlerin ağırlıkta olduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ve ABD önderliğindeki koalisyon, Bağuz’da son toprak parçasını kaybeden İslam Devleti’ne (İD) karşı zafer ilan etmenin eşiğinde. 10 Mart’ta doğu Suriye’deki El Ömer petrol sahası yakınlarında yoğun güvenlik önlemleriyle korunan bir tesiste Al-Monitor’a özel mülakat veren SDG başkomutanı Mazlum Kobane, İD hücrelerinin Suriye’de ve komşu Irak’ta kanlı faaliyetlerini sürdürdüğü bir ortamda “görev tamam” demek için henüz erken olduğu uyarısında bulundu. Koalisyon yetkililerinin “general” diye hitap ettiği 50 yaşındaki karizmatik Suriyeli Kürt, cihatçılara karşı mücadelenin baş mimarlarından biri olarak görülüyor.

Son dört buçuk yılda Kobane ile çalışmış olan farklı kademelerdeki Amerikalı diplomatlar ve subaylar, geçmişte Şahin Cilo kod ismiyle PKK’da yer almış olan Kobane’den övgüyle söz ediyorlar. 1984’ten beri Türkiye’de önce bağımsızlık, şimdi de özerklik için silahlı kampanya yürüten PKK, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın terör örgütleri listesinde yer alıyor. Türkiye bu ironik durumu ABD’ye sıkça hatırlatıyor ve bu nedenle Kobane’nin gösterdiği maharet için ABD’de ödüllendirilmesi yakın zamanda pek olası değil. Gerçek ismi Ferhat Abdi Şahin olan Kobane, Türkiye’nin en çok aranan teröristler listesinde bulunuyor.

Kobane Suriye’nin sınır kasabası Kobani’nin yerlisi. PKK’nın hapisteki lideri Abdullah Öcalan 1979’da Türkiye’den kaçarak bu kasabaya gitmişti. Öcalan Kobane’nin ilk akıl hocası oldu ve ikilinin beraber Fırat Nehri’ne girerken çektirdiği fotoğraf yakınlıklarının kanıtı olarak görülüyor.

Dik ve soğukkanlı bir yapısı olan Kobane’nin yakın çevresi, Kobanili hemşehrilerinden oluşuyor. Bu şaşırtıcı değil. Kendisi birden fazla suikast girişiminden kurtuldu. Suriyeli Kürt yetkililerin iddiasına göre bunlardan biri, Türk uçaklarının Kobane’yi hedef alarak Karaçok Dağı’na düzenlediği hava saldırısıydı. Kobane PKK’lı olduğunu reddetse de Öcalan’dan ilham alan Kürt siyasi yapılanmasına bağlı olduğu pek su götürmez. Ancak son dört yıldır Arap aşiretleriyle ortaklık ederek, Amerikalılarla haşır neşir olarak SDG’yi komuta etmesi, onu alışılmadık bir konuma koydu. Kobane’nin mensup olduğu hareket, Öcalan gölgede kalmasın diye ön plana çıkmayı cezalandıran bir kültüre sahip ve Kobane’nin mevcut konumu bu kültürle kolay kolay uyuşmuyor.

Washington’un tavrı da Kobane’nin işini kolaylaştırmıyor. Washington ondan Türkiye’yi teskin etmesini istiyor ama buna karşılık uzun vadeli taahhütlerde bulunmuyor. ABD aynı zamanda SDG’nin en iyi alternatifi olan Beşar Esad rejimiyle müzakere planına da karşı çıkıyor.

Bir saat süren mülakatta tüm bu konulara değinen Kobane, Türkçe konuştu ve zaman zaman alışılmadık, meydan okuyan bir dil kullandı. Netlik adına sınırlı düzeltmelerin yapıldığı mülakat metni şöyle:

Al-Monitor: Bir buçuk yıl önce yaptığımız ilk mülakatta çok ilginç bir tespitte bulundunuz. Dediniz ki “buraya Amerika geldi Türkiye ile aramız bozuldu.”

Kobane: Doğru

Al-Monitor: O zamandan bu yana Türkiye ile ilişkileriniz daha da kötüleşti. Afrin işgal edildi.

Kobane: Doğru

Al-Monitor: Aynı zamanda ikinci çarpıcı bir tespitte bulunmuştunuz. Amerika’nın sizlere “sonuçta siz de Suriye’nin parçasısınız, rejimle anlaşmak zorundasınız” dediğini aktarmıştınız. Bu Brett McGurk’un politikasıydı

Kobane: O da doğru.

Al-Monitor: Ancak an itibarıyla Trump yönetimi artık tam tersini savunuyor. Rejimle görüşmenizi istemiyor?

Kobane: Doğru şu anda öyle bir yaklaşım var. Bizimle görüşen Amerikalı diplomatlar öyle bir şey söylüyorlar. Amerika’nın resmi politikası bu. Şu an rejimle görüşmemizi öncelikli bir mesele olarak değerlendirmiyorlar ve acele etmemizi de istemiyorlar. Fakat sonuçta biz Suriye’nin bir parçasıyız. Suriye’den ayrılmak da istemiyoruz. Bu bölgede uzun vadeli bir çözüm olacaksa gene Şam ile olacak. Rejimle müzakere kaçınılmazdır. Olması gereken de budur.

Al-Monitor: Ve rejim de kalacak, sanki öyle görünüyor?

Kobane: Amerika’nın rejim değiştirmek gibi bir politikası yok. Eğer bir değişiklik olacaksa o seçimle olur diyorlar. Biz de sonuçta Suriye’deki iktidarın demokratik seçimlerle başa gelmesinden yanayız.

Yarın demokratik yollarla hangi hükümet iktidara gelirse biz de Suriye’nin bir parçası olduğumuz için biz bunu elbette kabul ederiz. Şu an bu zor görünse de sonuçta olacaktır.

Al-Monitor: Amerika size rejimle görüşmekte “acele etmeyin” derken hangi gerekçeleri öne sürüyor?

Kobane: Aslında endişelerinin haklı yanları var. Daha geniş tabloya bakmak gerekiyor. Şu an askeri temelde bizim otoritemizin olduğu alanlarda, koalisyonun kontrolündeki alanlarda dengeleri etkileyecek herhangi bir değişikliğe Amerika karşı. Çünkü bu olursa onlar için işler zorlaşır, savundukları alanda onları olumsuz etkiler.

Biz de aynı fikirdeyiz. Biz de diyoruz ki herkese, özellikle Rusya’ya da Şam’a da diyoruz ki “Bize başta bir siyasi anlaşma gerekiyor. Siyasi olarak anlaşalım ve bu anlaşma temelinde bir çözüm bulunsun ondan sonra pratikte bir değişikliğe gidilebilir.” Ama siyasi çözüm olmadan herhangi bir pratik adım atmayız.

Al-Monitor: Amerika’nın diğer kaygısı da İran. İran’ı dizginlemek için Suriye’de askeri varlıklarını sürdüreceklerini savunuyorlar. Bu tutumu gerçekçi buluyor musunuz? Amerika’ya bu konuda yardımcı olmaya hazır mısınız?

Kobani: Şimdi bizim özgün bir durumumuz var. Kontrol ettiğimiz alanlar var. Suriye’nin bir parçasıyız. Çözümden yanayız. Herhangi bir dış müdahaleye karşıyız. Bu İran tarafından da olsa. İran’ın alanlarımıza müdahalesine önceden de karşıydık. Alanlarımıza bazı müdahaleleri oldu. Engelledik Amerika daha gelmeden. Şimdi de olsa engelleyeceğiz.

Al-Monitor: Amerika bir “kalıyorum” diyor, bir “gidiyorum” diyor. Bu sizin Amerika’ya olan güveninizi sarsmadı mı?

Kobane: Biz esas olarak öz gücümüze güveniyoruz. Amerika gelmeden önce biz kendi olanaklarımızla hareket ediyorduk. Savaşıyorduk. Uzun vadede de öyle kalacak. Ama tabi ki Amerika’nın “çekiliyorum” demesi zamansız bir karardı. Suriye’deki dengeleri bozacak nitelikte bir karardı. Sonuçta onlar da bunun farkına vardılar. Ve vazgeçtiler.

Al-Monitor: Vazgeçtiklerine inanıyor musunuz?

Kobane: İnanmak istiyoruz, öyle diyelim. Sonuçta Amerika kendi çıkarları yönünde hareket edecek. Ancak plansız bir geri çekilme onlara da zarar verir. Şimdiki durumda kalacaklar gibi görünüyor.

Al-Monitor: Şimdi bir güvenli bölge meselesi var gündemde. Avrupalı güçlerin yer alması bekleniyordu Amerika tarafından ama pek ilgilendikleri yok.

Kobane: Doğru.

Al-Monitor: Ancak bu arada bir de Türkiye faktörü var. Ve ABD dışişleri, özellikle yeni Suriye temsilcisi Jim Jeffrey ve ekibinin size sürekli Türkiye’yi yatıştıracak adımlar atmanız yönünde baskı uyguladığını duyuyoruz. Bunun özellikle Menbiç odaklı olduğu dillendiriliyor. Amerika sizden Türkiye adına bir şeyler talep ederken bunun karşılığında sizlere ne vaadediyor: 400 askerle size nasıl bir güvence sağlamış olacak? Üstelik sizlerle siyasi ilişki kurmaya da yanaşmıyorlar.

Kobane: Bu sayı, 400 sayısı, koalisyonun buradaki görevlerini sürdürmesi için tabii ki yetersiz bir sayı. Biz de belirttik. Sanırım Pentagon da aynı görüşte. Bu sayının artması gerekiyor. Onlar da böyle düşünüyor. Türkiye konusuna gelince Türkiye ile savaşa girmemiz çıkarımıza değildir. Türkiye ile savaşa girmek istemiyoruz. Baştan beri politikamız bu yöndeydi. Sürekli saldırgan konumunda olan Türkiye. Afrin’de saldırdılar. Bizi devamlı taciz ediyorlar. Türkiye’nin bu saldırgan politikasından vazgeçmesini talep ediyoruz. Eğer Amerika’nın şu anki çabaları, Türkiye ile yürüttüğü diyalog, böyle bir sonucu beraberinde getirecekse, yani Türkiye’nin saldırılarını engellemeyi, vazgeçirmeyi sağlayacaksa, elbette bizim için iyi olur. Bu çabaları destekliyoruz.

Al-Monitor: Türkiye’nin sizlere saldırmaması yeterli koşul mu peki? Amerika sizinle siyasi ilişki kurmadan burada birkaç asker bulundurarak nereye kadar gider bu iş? ABD’nin sırf Kürtleri korumak adına burada süresiz bir varlık göstereceğine inanıyor musunuz? Çünkü Amerika her ne kadar SDG ile askeri ilişkileri korumak ve geliştirmek istese de neticede NATO müttefiki olan Türkiye ile de ilişkilerine tüm sıkıntılara rağmen çok önem veriyor.

Kobane: Size katılıyorum. Eğer bu çabalarının sonucunda bir çözüm gelmeyecekse, diplomatik çözüm getirmeyecekse, elbette de yetersiz olur. Yani geçici tedbir anlamına gelir, bu da yetmez. Bu, Türkiye’yi ilgilendiren kısmı. Aynı zamanda rejim ile olan siyasi çözüm meselesi var. Uluslararası camianın bu yönde çabaları var. BM’nin yürüttüğü Cenevre görüşmeleri, Soçi, Astana süreci…

Şimdiye kadar sırf Türkiye’nin vetosundan dolayı biz bu görüşmelerin dışında tutuluyoruz. Bu, hakkaniyetsiz bir durum ve bu konuda Amerika’nın bize karşı sorumluluğu var. Amerika istese baskı yapar ve müzakerelere dahil edilmemizi sağlar. Türkiye ve Erdoğan kendine göre denge politikası güdüyor. Bizleri taklit ediyor! Bir yandan Amerika’yla ilişki sürdürüyor, diğer yandan Rusya ile.

Al-Monitor: Menbiç yol haritası ne olacak sizce? Türkiye yerel seçimlerden sonra baskıyı azaltır mı sizce?

Kobane: Menbiç çok karışık bir durum. DAİŞ’ten kurtarılmadan evvel aramızda bir mutabakat vardı. Amerikalılar, Menbiç Askeri Konsey üyeleri, Türkiye, SDG bir araya geldik, Menbiç operasyonunu de-facto biçimde yapmadık.

Bize göre SDG olarak üzerimize düşen her şeyi yaptık. En son bizim orada bazı danışmanlarımız kalmıştı onları da çektik. Son iki hafta zarfında Amerika ve Türkiye arasında Menbiç Askeri Konseyi’nde kimlerin yer alacağına dair müzakereler sürüyordu. Türkiye’ye 171 isim verildi. Menbiç askeri ve medeni meclisleri tarafından. En son bize iletilen bilgiye göre Türkiye bu liste içerisinden 10 kişi kabul etmemiş. Türkiye’nin kriterlerine uymuyorlarmış. O 10 isim de geri çekildi.

Al-Monitor: Nedir o kriterler?

Kobane: Bize göre bu kişilerde herhangi bir sorun yoktu. Türkiye sürekli yeni talepler, bahaneler uyduruyor. Kriterleri, isimlerin Menbiç doğumlu olmamasıymış. Biz de kabul ettik. Şimdi bizim tarafımızdan yapılacak bir şey kalmadı.

Al-Monitor: Ama Türkiye Menbiç’e ÖSO ve kendi güçlerini sokmak istiyor.

Kobane: Her şeyden önce sadece Menbiç’e değil, Fırat ve doğusuna girmek öyle kolay bir iş değil. Büyük bir savaş olur. Hatta diyoruz ki bu, Suriye’deki ikinci büyük savaşın başlangıcı olur. Bizim hazırlıklarımız çok. Bu işler öyle kolay değil. Burası Afrin değil. Geniş bir alan gücü çok. Uluslararası dengeler de burada farklı. Afrin’de Türkiye, Rusya ile anlaştı Amerika da sessiz kaldı. Ama burasıyla herkes ilgileniyor. Menbiç’in bir kısmında Ruslar da var, Arima tarafında. Türkiye girerse, herkes girer. İşler karışır.

Buraya girmek için Türkiye kimseyle anlaşmadı ve kimseyle anlaşamaz. Fakat biz savaş taraftarı değiliz. Sekiz yıldır savaştayız artık barış istiyoruz.

Al-Monitor: Dışarıdan bakıldığında tüm bu güçler arasında bir denge sağlamak sizin açınızdan epey güç görünüyor. Amerikan güçleriyle berabersiniz, günlük olarak sürekli onlarla işbirliği ve koordinasyon içerisindesiniz. Amerika’yla bir nevi özdeşleşmiş görünüyorsunuz. Aynı zamanda İD’e karşı sergilediğiniz başarılarınız neticesinde epey parladınız. Bunun, kimi çevrelerde rahatsızlık yarattığı iddia ediliyor. Hatta Bağuz hamlesinden sonra görevinizde değişiklik olabileceği dillendiriliyor. Bu noktada söyleyeceğiniz bir şeyler var mı? Örneğin birincil aidiyetinizin, bağlılığınızın, Abdullah Öcalan önderliğindeki Kürt siyasal hareketine olduğunu söyleyebilir miyiz?

Kobane: Bizim için önemli olan şu: Burası Kürdistan’ın bir parçası. Ancak bizim burada özellikle SDG kuvvetleri olarak yürüttüğümüz çalışmalar Rojava’yı aşan bir alanda sürüyor. Bizim Arap müttefiklerimiz de var. Suriye’nin üçte biri kontrolümüz altında. Buranın kendi kimliği var, Suriye’nin bir parçası içinde Arap’ı, Kürt’ü, Çerkes’i var. SDG olarak bizim güçlerimizin yarısı Arap, yarısı Kürt. Yönetimde de öyle. Yani özgün bir kimliğimiz var.

Öcalan Kürt özgürlük hareketinin lideri ve kendisi burada, Rojava’da yirmi yıl kalmış. Kürtler, hatta Araplar onu bu süreçte tanıdılar. Beraber çalıştılar. Kendisi buraya emeği olan biri. Bir şahsiyet yani. Ve ona halk tarafından büyük bağlılık var. Özellikle Kürtler tarafından ama emin olun Araplar tarafından da… Bu bağlılık halen devam ediyor.

Al-Monitor: Sizin de devam ediyor mu bağlılığınız?

Kobane: Evet, herkesin devam ediyor. Bütün Kürtlerin devam ediyor. Bu konuda bir sorun yok. Fakat, Türkiye’nin öne sürdüğü ve art niyetli bulduğumuz her şeyin burada PKK tarafından yönetildiğine dair iddiaları doğru değil. Eğer Türkiye şu an buraya saldırıyorsa bunun temel nedeni Türkiye’deki Kürt hareketidir, Kürt realitesiyle yüzleşmemesidir. Yüzde yüz öyledir.

Mesele Türkiye’nin iddia ettiği gibi bizim başka bir hareketin parçası olduğumuzla ilgili değil. Türkiye, Kürt sorununu çözmek istemiyor. Kürtleri yok etmek istiyor. Bunu açıkça söylüyor. Kürt hareketinin en büyük parçası Türkiye’de. Türkiye sadece buradaki oluşuma karşı değil. Irak Kürdistanı’nda yapılan bağımsızlık referandumuna da karşı tavır sergiledi. Diğer bahsettiğiniz iddialar ise asılsız. Kesinlikle böyle bir şey yok. Belki de bilinçli olarak yayılıyordur. Bilmiyorum.

Al-Monitor: Peki Abdullah Öcalan’a uygulanan tecride son verilse ve dış dünya ile yeniden iletişim kurma imkanı sağlansa, ve sizlere yönelik “ABD ile ilişkilerde bugüne kadar fayda sağladı, ancak miadını doldurdu, yarardan fazla zarar getiriyor. Artık sonlandırın,” dese ne yaparsınız?

Kobane: Öyle bir şey söyleyeceğini sanmıyorum. Söylemeyeceği bir şey üzerinde spekülasyon doğru olmaz.

Al-Monitor: Son barış sürecinde kaydedilen Abdullah Öcalan’ın İmralı heyetiyle yaptığı görüşme notlarında sizin de Türk yetkilileriyle Rojava’da bir araya geldiğiniz dillendiriliyor. Doğru mu?

Kobane: Evet barış süreci halen devam ederken 2013, 2014, 2015’te görüşmelerimiz oluyordu.

Al-Monitor: Kimlerle?

Kobane: MİT yetkilileriyle. Ağırlıklı olarak sınır sorunlarını ele alıyorduk. Sınır güvenliği üzerine görüşmeler yapıyorduk.

Al-Monitor: Sınırları DAİŞ’ten koruma gibi şeyler mi?

Kobane: Yok. Türkiye’nin DAİŞ ile arası hep iyiydi. Hatta bir görüşmede dediler ki “DAİŞ bizi suçluyor, bizleri YPG’yi Kobane kuşatmasında yeterince engellememek ile suçluyor.”

Al-Monitor: Süleyman Şah operasyonu için görüştünüz mü peki?

Kobane: Yok, Türk askerleri bizim Kobane’deki arkadaşlarla görüştüler, bizimle değil. Koordineli biçimde çalıştılar. Biz onlara eskort verdik. Süleyman Şah’ın naaşını alıp götürdüler.

Al-Monitor: Amerika’ya dönecek olursak aranızdaki ilişkinin devam etmesini çok arzu ediyorsunuz anlaşılan.

Kobane: Evet. Amerika’yla ilişkilerin sürmesi bizim ve halkımızın yararımıza. Ama elbette Amerika’nın siyasi düzeyde bizlerle ilişki kurmamasını da sürekli eleştiriyoruz. O konuda yeterli ağırlığını koymuyor. Özellikle Türkiye üzerinde. Amerika bastırsa Doğu Fırat alanını pekâlâ da siyasi çözümün bir parçası haline getirebilir. Ama unutmayalım ki şu anda cephe savaşı devam ediyor. Cephe savaşı bitecek ama DAİŞ sorunu bitmeyecek. O yüzden bu anlamda da koalisyonun kalması bizim açımızdan faydalı.

Al-Monitor: Amerikadan tam olarak talepleriniz nelerdir?

Kobane: Biz Amerika’dan pratik olarak dört şey istedik: DAİŞ’e karşı mücadelede koalisyonun desteği sürdürmesi gerek, DAİŞ yüzde yüz bitene kadar. Rejimle çözüme varılana kadar elbette Koalisyonun varlığı lehimizedir. Türkiye ile sorunlarımız çözülene kadar yine de varlığını sürdürmesi gerek. Suriye’de barış için taraflar arasında yürütülen BM öncülüğündeki müzakerelerde biz de yer almalıyız. Bunun için sadece ABD’nin değil tüm koalisyon üyelerinin katkısını istiyoruz.

Al-Monitor: Ama bir takım Arap aşiretleri sizin şimdiden acilen rejimle anlaşmanız gerektiğini, bunu Amerikalılara rağmen yapmanız gerektiğini ve kendilerinin Esad ile el sıkışmaya hazır olduklarını söylüyorlar. Hatta şimdiden el sıkışanlar var. Eğer etrafınızdaki Araplar rejimle tek taraflı anlaşma yaparsa siz yalnız kalmayacak mısınız?

Kobane: Rejimle çözüme ulaşmak mutlaka gerekiyor. Fakat Suriye’nin birliğini koruyacak ve Araplarla bir ittifak temelinde olması gerekiyor. Rejim şimdi uzlaşma, barışmadan bahsediyor. Her şeyden önce bizim rejimle herhangi bir savaşımız olmadı. Rejim bizim alanlarımızı terk etti bu alanları koruyamadı. Biz de alanlarımızı koruduk. Rejimle düşmanlığımız olmadığı için barışmaya da ihtiyacımız yok. Rejimle çözmemiz gereken esas mesele meşru hak taleplerimizdir.

Al-Monitor: Nedir o talepleriniz?

Kobane: İki temel talebimiz var. Birincisi mevcut özerk yönetimlerimizin muhafaza edilmesi ve yasal statüye kavuşması. İkincisi de Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) statüsünün korunması. Doğu Fırat’ın güvenliği SDG’ye bırakılmalı. Bunlar bizim kırmızı çizgilerimizdir. Bu temelde rejimle her türlü müzakerede bulunabiliriz.

Al-Monitor: Amerika rejimle temas kurmaya reddettiğine göre Rusların garantörlüğü önem kazanıyor.

Kobane: Rusya’ya Suriye krizinin çözüme kavuşmasında önemli bir rol düsüyor. Rusya’sız kalıcı bir çözüm gerçekleşmez. Rusya, Suriye rejimi üzerinde baskı yaparak Kürt sorununun çözüme kavuşmasını sağlayabilir ve bu çerçevede Rusya ile görüşmelerimiz sürüyor.

Fakat Afrin’in işgalinde Rusya olumsuz rol oynadı. Türk uçaklarına Suriye’nin hava sahasını açarak ve güçlerini Afrin’den çekerek işgalin önünü açtı. Bu durum, Kürt halkının Rusya’ya duyduğu güveni zedeledi. Yaraların kapanması, Rusya’nın Afrin konusunda hatalarını düzeltmesi gerekir.

Al-Monitor: Sizin şahsen rejimle temasınız var mı?

Kobane: Benim şahsen rejimle temasım yok ama arkadaşların var. Bizim siyasi heyetlerimiz görüşüyor. Bizim rejimle her zaman diyaloğumuz vardı. Baştan beri vardı. Bir nevi müzakere de başladı ama şu an fiilen tıkandı. Biz netiz. Bir yol haritası sunduk. Eğer kabul etmezlerse, tek başımıza da kalsak, koalisyon da çekilse, yine savaşırız. Haklarımız için sonuna kadar savaşırız.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni

Amberin Zaman is a senior correspondent reporting from the Middle East, North Africa and Europe exclusively for Al-Monitor. Zaman has been a columnist for Al-Monitor for the past five years, examining the politics of Turkey, Iraq and Syria and writing the daily Briefly Turkey newsletter.  Prior to Al-Monitor, Zaman covered Turkey, the Kurds and conflicts in the region for The Washington Post, The Daily Telegraph, The Los Angeles Times and the Voice of America. She served as The Economist's Turkey correspondent between 1999 and 2016, and has worked as a columnist for several Turkish language outlets. On Twitter: @amberinzaman

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept