Irak'ın Nabzı

Neçirvan Barzani: Suriyeli Kürtler Şam’la uzlaşmalı

By
p
Article Summary
Al-Monitor’un sorularını yanıtlayan Başbakan Neçirvan Barzani, Irak Kürdistanı’nın Bağdat’la ilişkilerini, İran’la ticareti ve Türkiye’nin niçin PKK’yla müzakere etmesi gerektiğini değerlendirdi.

ERBİL, Irak Kürdistanı — Iraklı Kürtlerin bağımsızlık referandumunun üzerinden neredeyse bir buçuk yıl geçti. Bağdat, ABD, Türkiye ve İran’ın sert itirazlarıyla karşılaşan referandumun sonuçları yıkıcı oldu.

Irak güçleri Kürt güçlerini petrol zengini Kerkük vilayeti başta olmak üzere ihtilaflı bölgelerden çıkardı. Iraklı Kürtler eylüldeki parlamento seçimlerinden sonra bölgesel hükümetlerini henüz kurmuş değil ancak Başbakan Neçirvan Barzani’nin Irak Kürdistan bölgesinin yeni başkanı olması konusunda gayri resmi anlaşma sağlanmış durumda. Neçirvan Barzani, referandumdan sonra görevi bırakan amcası Mesud Barzani’nin yerine geçecek. Bağdat, Türkiye ve İran’la ilişkiler yumuşamaya başlasa da sorunlar devam ediyor. Bu arada ABD, Suriye politikasında bocalamaya devam ederken Suriye’deki Kürtlerin geleceği belirsizliğini koruyor.

Al-Monitor, Başbakan Neçirvan Barzani ile Erbil’deki ofisinde bir dizi iç ve bölgesel konuyu konuştu. Netlik adına sınırlı düzeltmelerin yapıldığı mülakatın metni şöyle:

Al-Monitor:  İlk sorum şu: Kürtlerin eylül 2017’deki bağımsızlık referandumu ve akabinde yaşanan bu çalkantılı dönemin ardından Bağdat’la ilişkileriniz ne durumda? Bağdat hükümetiyle bazı anlaşmazlıkları aşabildiniz mi? Olumlu bir çalışma ilişkisi kurabildiniz mi?

Barzani:  Gerçekten de referandumun ardından zor bir dönem geçirdik. 1991’den bu yana yaşadığımız en zor dönemlerden biriydi belki. Ancak bir önceki hükümetle, eski Başbakan Haydar El Ebadi ile hava sahamıza uygulanan ambargonun kaldırılması ve havalimanlarımızın kapatılması gibi bazı sorunları çözebildik. Ayrıca Irak’taki ulusal seçimlere katılma imkânımız oldu. Kürt bloğu olarak önemli bir başarı kaydettik, Kürdistan Demokratik Partisi (KDP) de Irak parlamentosunda sandalye sayısı bakımından birinci parti oldu. Doğal olarak bu sonuç, Kürdistan’daki siyasi durumun ve Kürdistan’daki siyasi partilerin katkısının Irak için hâlâ önemli olduğunu gösterdi. Ve özellikle de KDP’nin marjinalleşeceği varsayımına güvenenler yanılmış oldu. KDP hesaba katılması gereken bir güç olmaya devam ediyor.

Biz ayrıca Bağdat hükümetinin kuruluşuna katıldık ve hükümette aktif bir rol alıyoruz. Mevcut Başbakan Adil Abdül Mehdi’de daha ulaşılabilir olma iradesi görüyoruz. Ancak Irak’ta sistemin tek bir kişi etrafında dönmediği de bir gerçek. Başka birçok aktör ve unsur var. Fakat samimiyetle şunu söyleyebilirim ki Bağdat’la şu an yakaladığımız ilişki eskisine göre çok daha olumlu.

Al-Monitor:  Örnek verebilir misiniz?

Barzani:  Bizler mağdur olduk ve dört zorlu yıl yaşadık. Derin, uzun ve karanlık bir tünelde sıkışıp kalmıştık. Şimdi tünelin ucundaki ışığı görüyoruz. Bütçe konusunda uzlaşı sağlayabildik. Tam olarak arzu ettiğimiz sonuç olmayabilir ama belli bir anlayış birliğine vardık.

Al-Monitor:  Yani en başta mutabık kalındığı gibi bütçeden yüzde 17’lik pay alıyorsunuz?

Barzani:  Bakınız, bütçe konusu son derece siyasallaştı ve Irak Başbakanı için yüzde 17’de ya da başka herhangi bir oranda takılıp kalınamayacak bir engele dönüştü. Bu nedenle iki tarafa da uyacak bir şey müzakere ettik. Pragmatik olmamız gerekiyordu. Şu an Bağdat’la sakinleşme dönemi. Ancak bu, tüm sorunlarımızın çözüldüğü anlamına gelmiyor. Bu bize ödenmemiş memur maaşları sorununu çözme imkânı veren geçici bir formüldür. En azından maaş meselesi halledildi. Önümüzdeki mali yılın ulusal bütçe tasarısı hazırlanana kadar bütçenin tüm ayrıntılarını görüşmek için tam bir yılımız olacak. Kavgadan uzak durmak istiyoruz.

Al-Monitor:  Maaşlar ödendiğine göre ekonomi canlanıyor olmalı…

Barzani:  Evet, çok şükür ekonomi iyiye gidiyor. Çarşı pazara gittiğinizde bunu hissedebiliyorsunuz. Mali kriz nedeniyle duran kimi altyapı projeleri, diğer bazı projeler yeniden başladı. Pek çok özel şirkete, özel bankalara borcumuz vardı. Bunları ödemeye başladık. Bunların hepsi güzel haberler. Bağdat’la gümrük harçları konusunda da anlaştık. Kürdistan Bölgesel Yönetimi (KBY) gümrük harçlarını merkezi hükümetle uyumlulaştırıyor.

Al-Monitor:  Bu, Türkiye ile olan Habur sınır kapısı için de geçerli mi?

Barzani:  Evet, her yer için geçerli. Hepimiz Iraklıyız ve sınır sorunu çözülmüştür. KBY topraklarının sınırları ile merkezi hükümete bağlı topraklar arasında pek çok kontrol noktası vardı. Şimdi bu kontrol noktalarını kaldırdılar ve böylece ticareti kolaylaştırmış oldular.

Al-Monitor:  KBY topraklarının sınırlarından bahsetmişken, bunlar referandumdan sonra değişti. Irak güçleri Kerkük dâhil ihtilaflı bölgelerin hepsine girdiler. İhtilaflı toprakların mevcut statüsünden bahseder misiniz? Şimdi ne olacak?

Barzani:  İhtilaflı toprak kavramı gayet açık. Bu, söz konusu toprakların tam olarak onlara ait olmadığı anlamına geliyor. Toprakların kim tarafından kontrol edildiği ise başka bir konu. Toprakların ihtilaflı olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Başbakan Adil Abdül Mehdi ile görüştüğümde ona şunu söyledim: Eğer istikrarlı bir Irak olacaksa, eğer sorunlarımızı çözeceksek, ele alınması gereken iki kilit konu Bağdat’la KBY arasındaki gelir paylaşım anlaşmaları ve ihtilaflı bölgeler. Başka sorunlar da var elbette ama öncelikle bunlara odaklanmamız lâzım.

Al-Monitor:  Irak Kürdistan bölgesinin başkanı olarak önceliklerinizden biri bu mu olacak?

Barzani:  Kesinlikle. Bağdat’a sürekli gidiyorum. Daha iki hafta önce oradaydım.

Al-Monitor: Bağdat’la ilişkileri yürüten kişinin artık siz olduğunu söyleyebilir miyiz?

Barzani:  Evet, tabii ki. Başkan olarak en önemli önceliklerimden biri, bu iki konunun çözümü olacak. Kerkük’ten söz ettiniz. Gelir paylaşım anlaşması yapılır ve KBY adil bir pay alırsa Kerkük’ün hangi kısmı kime ait meselesi otomatik olarak netlik kazanacak.

Al-Monitor:  İhtilaflı bölgeler konusunda referanduma gidilmesini öngören Irak Anayasası’nın 140. maddesini uygulamak gerektiğine hâlâ inanıyor musunuz?

Barzani:  Evet, elbette.

Al-Monitor:  Irak Başbakanı bunu anlıyor mu?

Barzani:  Bakınız, Irak’ta Mehdi kadar Kürt konusunu anlayan, tam anlamıyla özümseyen ikinci bir siyasetçi yok.

Al-Monitor:  Bu neden kaynaklanıyor?

Barzani:  Çünkü Mehdi uzun yıllardır bizimle. 1980’lerden beri bizimle. Bizimle yan yana savaştı, muhalefetin içinde oldu. Onun silah arkadaşlarıyla işbirliği yaptık. Onu çocukluğumdan beri tanıyorum. Mehdi dostumuzdur ve sorunlarımızı çözmek istiyor, biz de samimiyetle böyle devam edeceğini umuyoruz.

Al-Monitor:  Ama siz Irak’ta sistemin tek bir kişiye odaklanmadığını, bir sistemin olduğunu da söylediniz. İran’ın bu sistemde önemli bir yer tuttuğu görülüyor. İran Irak’ta çok etkili bir oyuncu, öyle değil mi?

Barzani:  İran’ın Irak’ta önemli bir rol oynadığı muhakkak. İran-Irak ilişkileri basit ikili ilişkilere indirgenemez. İran’la Irak’ın çok uzun bir ortak sınırı var. İki ülke arasındaki ilişkiler karmaşık ve çok katmanlı. Dini dinamikler, toplumsal dinamikler ve ticaret var. Irak’ın elektriğinin yaklaşık yüzde 45’i İran’dan geliyor. İran’la Irak arasında yaklaşık 11 milyar dolarlık ticaret var.

Al-Monitor:  ABD Başkanı bu ticareti kesmenizi söylerken siz ne yapacaksınız? Bu sizi çok sıkıntılı bir duruma sokmuyor mu? KBY bu konudaki politikasını kendisi mi oluşturuyor yoksa Bağdat’la mı koordine ediyor?

Barzani:  Bu konuda Bağdat’la yoğun işbirliği var. Bağdat bazı kalemlerde, örneğin İran’dan satın alınan elektrik ve doğal gazda belli muafiyetlerin olması gerektiğini söylüyor. Buna ilişkin formül, bu hizmetler için dolarla değil Irak Dinarı’yla ödeme yapılması şeklinde. İran bu formülü kabul etti. Biz de Bağdat’ın bu açıdan aldığı kararları bağlayıcı sayıyoruz.

Al-Monitor:  Amerikalıların tepkisi ne? Ve de onların tepkisi sizin için ne kadar önemli? Zira Washington’un referandumdan sonra Irak güçlerinin ihtilaflı bölgelere girişini engellemediği algısı var ve KBY bu konuda derin bir hayal kırıklığı yaşadı.

Barzani:  Referanduma dair anlaşmazlıklarımızla ilgili mesele artık geride kaldı. Bu meseleye tek bir taraftan, sadece kendi tarafımızdan bakamayız. Onlar da tutumlarında netti, referandumu desteklemiyorlardı. ABD’nin yaptırımlarına gelince, Washington ile Bağdat arasında ne karar alınırsa alınsın biz buna uyacağız. Nokta.

Al-Monitor:  Diğer büyük komşunuz olan Türkiye de referanduma şiddetle karşı çıkmıştı. İlişkileriniz şimdi ne durumda?

Barzani:  Referandum ve sonrasındaki sürece baktığınızda Türkiye’nin bize karşı karşı kullanabileceği pek çok koz vardı ama kullanmamayı tercih etti ve bunun için Türkiye’ye gönülden minnettarız. Ne sınırları ne de petrolümüzü Türkiye’deki tesislere ihraç ettiğimiz boru hattını kapatma yoluna gittiler. İlişkilerimiz şu an iyi, düzelmiş durumda.

Al-Monitor:  Türkiye’nin buradaki askeri faaliyetleri eskisine göre daha faal. PKK hedeflerinin vurulduğu hava saldırılarında sivil ölümler de yaşanıyor. Bu nedenle yerel halkın öfkeli bir protestosuna da tanık olduk. Siz de Türkiye ile PKK arasındaki bu hassas pozisyonda sıkışmış görünüyorsunuz. Müstakbel başkan olarak Türkiye ile PKK arasındaki barış görüşmelerini yeniden canlandırmaya yönelik bir çabanız olur mu?

Barzani:  Şunu hatırlatmadan geçmeyeyim: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın geçen yılki yemin törenine bizzat katıldım ve bu, referandumdan sonra buzları eritmeye yönelik ilk adımdı. PKK’nın Türkiye’nin müdahalesine zemin hazırladığını her fırsatta açıkça dile getiren bir insanım. Kürdistan bölgesinin komşularımıza karşı bu tür gruplar tarafından bir sığınak olarak kullanılmasına göz yumamayız. Yani Türkiye’nin meşru güvenlik kaygılarını dikkate almak zorundayız. Ancak bu uzun zamandır devam eden bir durum ve sadece askeri yöntemlerle kalıcı bir çözüme ulaşılmayacağı açık. Günün sonunda bir diyaloğa ihtiyaç var.

Barış sürecinin önünü açacak bir iklim oluşturmak, diyalog başlatmak için başbakanlığı döneminde de, cumhurbaşkanı olarak da Sayın Erdoğan ile görüştük. Diğer tarafı da barış ve diyaloğun tek gerçekçi yol olduğunu konusunda ikna ettik.

Al-Monitor:  Yani siz halen bu örgütle, PKK ile, diyalog ve barış görüşmeleri yapılması gerektiğine inanıyor musunuz? Zira Cumhurbaşkanı Erdoğan onlarla ya da “terörist” olmayan diğer Kürt gruplarla herhangi bir görüşme ihtimalini tamamen dışlamış görünüyor.

Barzani:  Amaç bu meseleyi tamamen çözmekse bu gruplarla iletişim kurmak gerekiyor.

Al-Monitor:  Peki PKK lideri Abdullah Öcalan da bunun bir parçası olmalı mı?

Barzani:  Şüphesiz! Temel muhataplarından biri o olmalı.

Al-Monitor:  Öte yandan Amerikalılar Suriye’deki ortakları Halk Savunma Birlikleri (YPG) ve siyasi kolu Demokratik Birlik Partisi’ni (PYD) PKK’dan ayırmaya çalışıyor. Bu grupların Kandil’deki PKK yönetimiyle tüm bağlarını kesmesini istiyorlar. Bu gerçekleşirse, Türkleri de Suriye’deki Kürtlerle barış içinde yaşayabileceklerine ikna etmeye çalışıyorlar. Bu gerçekçi bir “mutlu son” beklentisi mi?

Barzani:  Bence değil. Şu an Suriye’nin kuzeydoğusunu kontrol eden Kürt güçlerinin PKK ile çok güçlü ilişkileri, bağları var. Tüm emirler ve talimatları Kandil’den alıyorlar.

Al-Monitor:  Amerikalıların YPG’yi Kandil’den koparma çabaları kapsamında sizden de yardım istediklerine dair duyumlar var. Bu doğru mu?

Barzani:  Hayır. Fakat Amerikalılar bizden, bu grupları Türkiye ile iyi ilişkiler kurma konusunda cesaretlendirmemizi istediler.

Al-Monitor:  Sizin Suriye’deki Kürtlere telkininiz nedir? Sizce Suriye rejimi ile görüşmeliler mi?

Barzani:  Ben Suriye Kürtlerinin Suriye’nin toprak bütünlüğü çerçevesinde bir çözüm bulmaları gerektiğine inanıyorum. Bu da rejimle diyalog ve müzakereyi gerektirir.

Al-Monitor:  Peki bunu yapmamalarını söyleyen Amerikalıları görmezden mi gelsinler?

Barzani:  Burada mesele Amerikalıları görmezden gelmek değil. Amerikalılar Suriye’deki varlıklarının İslam Devleti ile mücadele için olduğunu ortaya koydular. Müdahalelerinin asıl amacı da buydu. Gerçek şu ki rejim halen ayakta ve Suriye’deki Kürt halkı belirli haklar elde edebilmek için rejimle konuşmalı.

Al-Monitor:  Devlet Başkanı Beşar Esad Kürtlerin haklarını tanımaya hazır mı? Görüştüğümüz PYD ve YPG’li liderler olmadığı görüşündeler.

Barzani:  Rejim şu an durumun lehine döndüğünü hissediyor. Ancak fiiliyatta Suriye’de hâlen büyük bir istikrarsızlık söz konusu. Hükümet Suriye’nin tümü üzerinde kontrol sağladığı zaman ülkedeki istikrar da artacak ve rejim Kürtlerin haklarını tanıma konusunda daha özgüvenli hissedecek. Rejim de orada Kürtlerin olduğu gerçeğiyle yüzleşecek. Kürtlerin de varlıklarını sürdürdüğü, güç sahibi olduğu, toprak kontrol ettiği ve Kürtlerle sorunlarını çözmesi gerektiği gerçeğiyle yüzleşecek.

Al-Monitor:  İki taraf arasındaki güvensizliğin boyutları düşünüldüğünde Kürtler ile rejim arasında böyle bir uzlaşının garantörü kim olabilir? Burada size düşen bir rol var mı?

Barzani:  Biz de kendi çapımızda üzerimize düşeni yapmaya hazırız ama burada asıl önemli ve etkili rolü Ruslar oynacaktır. Suriye gibi bir komşu ülkenin istikrarı hepimiz için önemli ama bilhassa da Rusya için önemli ve bunu da açıkça oraya koydular. Kürtlerle rejim arasında bir uzlaşı için kilit aktör Ruslardır.

Al-Monitor:  Ruslar burada, Irak Kürdistanı’nda da etkin bir oyuncu olmaya başladılar. Türkiye’ye giden boru hattının hisselerinin çoğunu Rosneft aldı.

Barzani:  Ekonomik açıdan Ruslarla iyi ilişkilere sahibiz. Buraya mali olarak kayda değer bir yatırım yaptılar ve yapmaya da devam ediyorlar. İlişkilerimiz ilerleme sürecinde.

Al-Monitor:  Peki Amerikalılar bundan hoşnutsuz değil mi?

Barzani:  Ruslarla ilişkilerimiz özel sektör üzerinden, onlar yatırım yapmaya hazırlar, biz de bundan faydalanıyoruz.

Al-Monitor:  Suriye’ye dönersek, Suriye’de görüştüğüm bazı Kürt yetkililer de sizinle aynı fikirdeler: Amerikalılar ile ilişkilerinden geçmişte yarar sağladıklarını ancak bunun maliyetinin yararı aşmaya başladığını düşünüyorlar.

Barzani:  Evet, sorun ABD’nin Suriye stratejisi ve siyaseti konusunda hiçbir zaman net olmamasıydı. Dolayısıyla Kürtler de muhtemelen yakında Amerikan varlığının gerçeğini, yani geçici olduğunu kabullenecekler.

Al-Monitor:  Ancak Amerikalılar çekildiğinde Türkiye’nin Suriye’deki YPG güçlerine askeri harekât düzenlemesinden korkuyorlar. Böylesi bir müdahalenin KBY’ye yansımaları da olabilir, Türk güçlerinden kaçanlar yeni bir Suriyeli mülteci dalgası yaratabilir.

Barzani:  Türkiye’nin güvenlik kaygıları meşrudur ve son derece ciddiye alınmalıdır. Bununla birlikte orada geniş bir Türk askeri varlığının bulunması herhangi çözüm getirmez. Benim kanaatim, Suriye’deki Kürt kardeşlerimizin Türkiye’ye yanlış davrandıkları yönünde. Başa dönersek, işler başladığında Türkiye’nin Suriye’de Kürt karşıtı bir tutumu yoktu. Türkiye’nin endişesi PKK idi. Suriye’deki Kürt kardeşlerimiz de maalesef Türkiye’nin bu endişelerini tahrik etmekten geri durmadılar. Türkler PYD bölgelerine bir sınır kapısı açmaya bile hazırlardı. Ve o zaman, 2014 yılıydı, tek şartları PKK bayrağının indirilmesiydi. Hatta, bizim KBY olarak PYD ve Salih Müslim ile ilişkilerimiz iyi değildi ve Türkler ilişkilerimizi düzeltmek için bizle PYD arasında arabulucu olmayı bile teklif etmişlerdi. Ben bu teklife, kişisel olarak böyle bir görüşmeye katılamayacağımı ama [dönemin kıdemli KDP yöneticilerinden ve mevcut Irak Maliye Bakanı] Fuat Hüseyin’i gönderebileceğimi söyleyerek yanıt vermiştim. PYD ise bunlara karşılık tam aksi yönde hareket etti ve Türkleri tahrik edecek her türlü şeyi yaptı. Bu Türkiye için bir ulusal güvenlik meselesidir. Türkiye neredeyse tüm sınır hattının PKK tarafından kontrol edilmesine izin verebilir mi? Burada iki tarafa da kulak vermek lâzım. 

Al-Monitor:  Son olarak, KBY yeni hükümetine ne zaman kavuşacak? Gecikme neden kaynaklanıyor?

Barzani:  Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) ile yoğun temas halindeyiz, bir yandan da Goran ile müzakereleri sürdürüyoruz. Fakat Celal Talabani’nin aramızdan ayrılması KYB içinde işleri biraz karıştırmış durumda. KYB içinde bir çok muhtelif grup oluştu ve hepsiyle ayrı ayrı müzakere ediyoruz. Bu da tabii sorun oluyor. Ancak birlikte çalışma biçimi konusunda ortak bir çerçeve üzerinde mutabakata vardık. Şimdi KYB içinde kimin hangi pozisyonu üstleneceğine dair bir kavga var.

KYB, KDP’nin Goran’a çok fazla pozisyon verdiğine ve fazlasını onların hak ettiğine inanıyor. KYB ile ortaklığımız elbette sürecek ve yakında hükümeti kuracağımıza inanıyorum.

Al-Monitor:  Peki son tahlilde, asıl patronun halen amcanız Mesud Barzani olduğunu söyleyebilir miyiz?

Barzani:  Elbette! Sahnenin dışında bırakılmayacak yegane kişi odur.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: Kürtler ve Kürdistan

Amberin Zaman is a senior correspondent reporting from the Middle East, North Africa and Europe exclusively for Al-Monitor. Zaman has been a columnist for Al-Monitor for the past five years, examining the politics of Turkey, Iraq and Syria and writing the daily Briefly Turkey newsletter.  Prior to Al-Monitor, Zaman covered Turkey, the Kurds and conflicts in the region for The Washington Post, The Daily Telegraph, The Los Angeles Times and the Voice of America. She served as The Economist's Turkey correspondent between 1999 and 2016, and has worked as a columnist for several Turkish language outlets. On Twitter: @amberinzaman

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept