Türkiye'nin Nabzı

Türkiye’deki stratejik durum iki cepheli savaşla çok değişti

By
p
Article Summary
Türkiye’nin ani bir kararla aynı anda hem PKK hem de İD’i hedef alan iki cepheli bir askeri mücadeleye girmesi ABD’nin İD ile mücadele hesaplarını zora soktu.

Gece atış kabiliyetli Türk F-16’ları Suruç saldırısı ve sınırda devriye yapan bir askeri birliğe düzenlenen İD saldırısının ardından Suriye’nin kuzeyindeki İD hedeflerini bombaladı. Türk savaş uçaklarının bir sonraki hedefi ise Irak’ın kuzeyindeki PKK kampları oldu. Silahlı kuvvetler Irak’ın kuzeyini 2011 yılından beri ilk kez bombaladı.

TSK’nın İD’e yönelik hava operasyonu sınır hattına yakın bölgede mahdut hedefli ve tek sorti olarak icra edilirken, PKK’ya yönelik olan çok daha büyük çaplı oldu. PKK’ya karşı 24-26 Temmuz tarihleri arasında üç ayrı dalga şeklinde icra edilen hava operasyona 50 F-16, 25 F-4E 2020 tipi olmak üzere toplam 75 savaş jeti katıldı. Savaş jetlerinin 185 sorti yaptığı operasyonda 400’e yakın PKK hedefine yaklaşık 300 hassas güdümlü bomba bırakıldı.

Bombardımandan sonra konuştuğum yabancı bir dostumum bana yönelttiği şu sorusu çarpıcıydı: “Türkiye Irak’ın kuzeyinde PKK’yı bombalıyor, Suriye’nin kuzeyinde ise PYD’ye ve dolayısıyla PKK’ya yarayacak şekilde İD’i bombalıyor. Bunun sebebi nedir?”

Bu yazı, sahadaki gerçekliğin bir özetini çıkarmanın yanı sıra bu soruya yanıt aramayı amaçlıyor.

Aslında son 15 gündür Türkiye’de baş döndüren gelişmeler yaşanıyor. ABD Başkanı Barack Obama’nın İD’le mücadele koordinatörü emekli general John Allen başkanlığındaki ABD’li bir heyet 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da çok kritik görüşmeler gerçekleştirdi. ABD’li yetkililer görüşmeleri “oyun değiştirici” olarak niteledi ve bir "ortak harekat planı” üzerinde anlaşıldı.

Anlaşmanın özünde Türkiye’nin geçen sene ABD öncülüğünde oluşturulan ve 60’a yakın ülkenin yer aldığı anti-İD koalisyonunun aktif aktörlerinden biri olması yer aldı. Türk Dışişleri Bakanlığı’nın 24 Temmuz tarihli açıklamasında da bu noktanın altı çizildi ve artık Türk savaş uçaklarının da İD’e yönelik hava bombardımanı harekatlarına aktif olarak katılacağı vurgulandı.

Bu açıklamanın içeriğinden, Türk karar alıcıların Suruç saldırısının ardından İD’le mücadelede düşük profilden ‘önleyici aktif savunma’ şeklinde özetlenebilecek ve askeri güç kullanımının öne çıktığı yeni bir mücadele anlayışına geçtiği anlaşılıyor. İD militanlarına karşı son bir hafta içinde düzenlenen polis operasyonları da pasif durumdan aktif mücadeleye geçildiğinin bir göstergesi. Şimdiye kadar çeşitli illerde yapılan operasyonlarda toplamda 600 sempatizan göz altına alındı.

Yöntemine ilişkin stratejik pazarlıklar halen sürse de Türkiye ve ABD arasında Suriye’nin kuzeyinde bir “İD’den arındırılmış bölge’ oluşturulması kararının alındığı da anlaşılıyor. Bu bölge, Mare-Cerablus hattı arasında ve 100 kilometre uzunluğunda, 40 kilometre derinliğinde bir alan olacak. ‘İD’den arındırılmış bölge’ tanımlaması ile tüm dünyaya bu hareketin temel amacının İD’le mücadele olduğu mesajı da verilerek, Rusya, İran ve Suriye’deki Esad yönetiminin rahatlatılması planlanıyor. Ancak Ankara’daki güvenlik kaynakları ABD ile Türkiye arasında PYD’nin bu yeni plandaki statüsü ve rolü ile Suriye içine yönelik Türk ordusunun olası kara harekatı konularında tartışmanın devam ettiğini vurguluyor.

Türkiye içinde son dönemde PKK ile Türk güvenlik güçleri arasında artan çatışmalara gelince, ortada çok karamsar bir tablo var. Özellikle, Suruç saldırısından sonra İstanbul ile Kürtlerin yoğun yaşadığı doğu illerinde büyük çaplı sokak gösterileri, yol kesmeler, araç yakmalar yaşandı. 23-26 Temmuz tarihleri arasındaki 3 günlük sürede beş güvenlik görevlisi ve dört sivil hayatını kaybetti.

Hükümet yetkililerine göre “PKK’nın 2015 yılında ürettiği ve 7 Haziran seçimlerinden sonra bile devam ettiği silahlı şiddet çözüm sürecini zehirledi”. PKK basın merkezinden yapılan açıklamada ise şu ifadeler kullanıldı: “Artık Türk uçaklarının Kuzey Irak’taki PKK birimlerini bombalamasından sonra ateşkesin anlamı kalmadı”.

Yani Türk hükümetine göre PKK’nın 7 Haziran seçimlerinden sonra da devam eden silahlı şiddeti, PKK’ya göre ise son hava bombalamaları çözüm sürecinin yoğun bakıma girmesine neden oldu.

Suriye ve Türkiye’deki yeni stratejik resim

Son bir buçuk yıldır İD’le mücadele konusunda bazılarına göre yüksek risk bazılarına göre ise siyasi hesaplar nedeni ile düşük profil gitmeyi tercih eden hükümet, bir hafta içinde ABD’nin yoğun çabaları ve Suruç saldırısı nedeniyle çok hızlı bir U-dönüşü yaparak İD-karşıtı koalisyonun en ateşli üyesi haline geliverdi. Türk savaş uçaklarının Suriye’deki İD hedeflerini bombalamasına sahada hala güçlü olan Suriye ordusunun hava savunma sisteminden, siyasi anlamda Esad rejiminden ve uluslararası düzeyde Rusya ve İran’dan güçlü bir tepki gelmemesi de çarpıcıydı.

ABD, Suriye’nin hem kuzeyinde hem de güneyinde birer İD’den arındırılmış koridor yaratmak istiyor. Kuzey koridoru için Türkiye’nin desteğine muhtaç. Amaç, İD’i örs olarak düşünebileceğimiz bu iki koridor arasına sıkıştırıp çekiç olarak düşünebileceğimiz yoğun hava bombardımanları ile yıpratmak. Ardından da koalisyon güçlerinin yakın hava desteğindeki Özgür Suriye ordusu, PYD ve Esad güçleri ile karadan düzenlenecek taaruzi harekatlarla İD’i sıkıştığı bölgede askeri anlamda marjinalize etmek.

Türkiye ise ABD’nin bu planda başta İncirlik Üssü’nün kullanımı, kuzeydeki İD‘den arındırılmış bölgenin tesisi ve korunması gibi konularda kendisine ne kadar ihtiyacı olduğunun farkında. Böyle olunca akıllı sayılabilecek bir hamle ile Suriye’de İD’e yapılan operasyon ile Irak’ta PKK’ya yapılan operasyonları aynı sepetin içine koydu. Böylelikle, ABD’yi bu ikisini birlikte kabul etmeye zorladı. Aslında Türkiye İD’e yönelik koalisyon çabalarına hızlı bir giriş yaparak ve bu girişten yaratacağı meşruiyeti kullanarak 2015 yılında hem sahada hem de siyasi alanda stratejik üstünlüğü kaptırdığını düşündüğü PKK’ya karşı bir güç dengelemesi yapmak istiyor. Kısacası, Ankara, hem PKK’ya ‘Haddini bil yoksa bedelini ağır ödersin’ mesajını verebilmek hem de PYD’nin Fırat’ın batısına geçişini önlemek için koalisyona daha aktif katılmak zorunda olduğunu gördü. Bu nedenle Ankara hem PKK’yı hem de İD’i aynı ‘terör örgütü’ paketi içine koyuyor ve birini diğerinden ayırmıyor. Türkiye genelinde PKK’nın şehir yapılanması ile İD’e yönelik eş zamanlı operasyonlar yapması aslında bu algılamanın bir sonucu.

Karmaşık Durumdaki Aktörler

Türkiye: Koalisyona aktif katılım kartını PKK ile daha sert mücadele ve Suriye’nin kuzeyinde PYD’yi etkisizleştirmek için sonuna kadar kullanmak istiyor. Bu durum Türk karar alıcıların zihninde hala PKK’nın birincil tehdit olduğunun bir göstergesi. Bir diğer önemli soru ise şu: PKK ve İD ile aynı anda iki ayrı cephede ve Türkiye içinde çatışma kararı tamamen tepkisel bir karar mı? Yoksa risk analizi iyi yapılmış ve hedefleri iyi belirlenmiş detaylı bir stratejik planın sonucu mu? Türkiye’nin bu çatışma sürecini hem siyasi hem de askeri anlamda yönetme kapasitesini bu soru belirleyecek.

Kürt siyaseti: Kürt siyasetinin silahlı kanadı olan PKK’nın şiddetle olan ilişkisini ‘keyif verici bağımlılığa’ benzetmek mümkün. PKK’nın öncelikle “Evet benim silahlı şiddet bağımlılığım var, kendimi bundan kurtaramıyorum” demesi gerekiyor ama şimdilik bunu demekten çok uzak. Kürt siyasetinin sivil kanadı olan HDP’nin özne haline gelmesi ve ‘silahlı olanı’ demokratik ve sivil kontrole alması ise hayati öneme haiz. Ancak HDP’nin hem AKP hem de PKK karşısındaki kapasite eksikliği en büyük problemi.

ABD: ABD’nin kafası stratejik bir çıkmaz nedeniyle çok karışık. Acaba Türkiye olmadan Suriye’nin kuzeyinde PYD ile İD’e yönelik başarılı olduğu gözlenen iş birliğine devam mı etmeli? Yoksa Suriye’de PYD’nin bölgede PKK’nın etkisizleşmesi pahasına Türkiye ile daha sıkı bir iş birliğine mi yönelmeli? ABD’li karar alıcıların bu konudaki kararının bu karmaşık süreci doğrudan etkileyen en önemli parametre olduğunun altını çizmek gerekiyor.

İslam Devleti: İD’in henüz resmi olarak Suruç saldırısını üstlenmemiş olması ve Türkiye’nin İD hedeflerini bombalamasına karşı hala sessizliğini koruması ilginç. Bu nedenle elimizde hala İD’in Türkiye’nin son saldırılarını nasıl okuduğuna dair bir veri yok. Ancak örgütün ‘kolay lokma’ olmamak için cephesini genişletmek istediği biliniyor. İD, ABD’nin örgütü Suriye’de kuzeyden ve güneyden sıkıştırma hazırlığında olduğunu görüyor ve bu nedenle hem Suriye’nin kuzeyindeki hem de Türkiye içindeki yerel komutanlıklara daha fazla inisiyatif veriyor. Analiz düzeyi yerele inince de kimin elinin kimin cebinde olduğunun pek de belli olmadığı, ittifak ilişkilerinin aniden değişebildiği, ideolojilerden ziyade çıkarların ve güç arzusunun ön plana çıktığı gri bir tablo ortaya çıkıyor.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: united states, syrian civil war, pkk, kurds, kurdistan workers party, iraq, is, democratic union party
NEVER MISS
ANOTHER STORY
Haber bültenimize üye olun
x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept