İran’da dini lider Ayetullah Ali Hamaney ve Devrim Muhafızları ile uyumlu duran Ayetullah İbrahim Reisi’nin 5 Ağustos’ta Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturmasıyla Türkiye-İran ilişkilerine olası yansımaları merak ediliyor.
İran’da dış politika ve güvenlik politikaları “rehberiyet makamı” (dini lider) ve onun kontrolündeki Milli Güvenlik Yüksek Konseyi tarafından belirleniyor. Haliyle cumhurbaşkanlığının muhafazakâr reformculardan radikal muhafazakârlara (usulgarayan) geçmesi dış politikada sarsıcı değişiklikler getirmeyebilir. Tahran Batı ile ilişkilerini tecrit ve ambargo düzleminden çıkaramadığı sürece Türkiye ile ilişkilerine önem atfetmek zorunda. Bu ihtiyaç iki ülke arasındaki gerilimleri ortadan kaldırmasa da ilişkileri yönetilebilir düzeyde tutuyor.
Dış politikada sıfır deneyimli biri olarak Reisi’nin Türkiye ile ilgili basına yansımış bir demeci ya da yorumu yok. Fakat Reisi’nin “devrimci hükümet” kurma sözü, Hamaney’in yeni cumhurbaşkanına gösterdiği ihtimam, Genelkurmay Başkanı Tümgeneral Muhammed Hüseyin Bakıri’nin “Farklı alanlarda yardıma hazırız” mesajı ve Devrim Muhafızları’nın sevinci hakim düzenin dış politika tercihlerinin daha baskın şekilde takip edileceği anlamına geliyor.
Reisi döneminde Batı ile normalleşme arayan sivil bürokrasinin de gerileyeceği öngörülüyor. İran’da son sözü söyleyen makamın rolü hiç değişmese de reformcu cumhurbaşkanı nizama ikili siyaset gütme imkân veriyordu. Bu durum Batı ile ilişkilere kısmen esneklik katıyordu. İran yeni dönemde maske kullanmadan tek yoldan ilerleyecek. Bu yola çoktan girildi bile. Hamaney’in ABD’nin azami baskı stratejisi karşısında kendini tutmak için geliştirdiği “stratejik sabır” anlayışı Reisi gelmeden terk edildi. Daha doğrusu cumhurbaşkanlığı ile dini liderlik arasında çelişki olmadan bu konsepti ilerlemek için Reisi seçtirildi.
AL-MONITOR All-Access gives you unlimited access to all our journalism, the full Daily Briefing, exclusive interviews, premium newsletters, and live events — for less than $2/week.