Türkiye, Osmanlı’nın küllerine üflerken Araplar arasında Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Mısır’ın başını çektiği bir düşman cephe edindi. Türkiye’nin iddialı çıkışlarının birer başarı öyküsüne dönüştüğü söylenemez. Yine de birbirine hasım iki taraf Türkiye’nin atılımlarıyla ilgili aynı mitler ve yalanlardan besleniyor.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Lozan Anlaşması’nı tartışmaya açtığında, ‘Bereketli Hilal’i İngilizler ve Fransızlar arasında paylaştıran Sykes-Picot’a atıflar yaptığında, Libya ile anlaşmaları Sevr’in tersine çevrilmesi olarak yorumladığında, Lübnanlı Türklere pasaport vaat ettiğinde ya da Libya’da 1 milyon Türk olduğunu öne sürdüğünde bunların Arap hafızasındaki karşılığı şundan ibaret: “Türkler Musul, Kerkük ve Halep’e göz dikti; Kuzey Afrika, Kızıldeniz ve Aden’e dönüyorlar.”
Erdoğan’ın kontrolündeki medya ötekinin korkusu olan açılımları köpürterek pazarlıyor. Türkiye’nin sınırlarını müdafaa etmenin Akdeniz, Hint Okyanusu ve Basra Körfezi’nden başladığına dair tezler eşliğinde Ankara’nın üç kıtada savunma hatları kurduğu belirtiliyor.
Türk ve Arap medyası Suriye, Irak, Libya, Lübnan, Filistin, Yemen, Somali, Cibuti, Etiyopya, Mali ve Senegal’e kadar geniş bir alanda Türkiye’nin kapasitesini çok aşan fetihçi bir portre çiziyor. Bunlara bakınca Türkiye bir Leviathan gibi her yere uzanmış gözüküyor. Aynı malzemeyle iki taraf da birbirine karşı husumeti kışkırtırken kendi halklarını da kandırıyor.
AL-MONITOR All-Access gives you unlimited access to all our journalism, the full Daily Briefing, exclusive interviews, premium newsletters, and live events — for less than $2/week.