Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 17 Eylül’de Soçi’de vardıkları anlaşma, muhalefetin kalesi olan İdlib’e topyekûn taarruz riskini azaltmış olsa da önümüzdeki günlerde taarruz ihtimalini tamamen ortadan kaldırmış değil. Soçi mutabakatı gerilimin artmasını önlemek adına tarafların yapacaklarını genel hatlarıyla belirlemiş oldu. Zirvenin ardından gerçekleşen görüşmelerde taraflar bazı değişiklikler sağlamaya, belli noktalarda kendi vizyonlarını kabul ettirmeye çalıştılar.
Gelinen noktada Moskova ve Ankara belli noktalarda ortak zemin bulmuş durumda ki Putin de geçtiğimiz günlerde bunun altını çizdi. Rus Devlet Başkanı, 3 Ekim’de Avusturya Şansölyesi Sebastian Kurz ile yaptığı görüşmede Suriye’de büyük çaplı çatışmaların önlenebileceğini söylerken Rusya’nın “yükümlülüklerini yerine getiren Türk ortakları ile iş birliği hâlinde hareket ettiğini” belirtti.
Tüm bunlara rağmen İdlib anlaşmasının uygulanışı Rusya’yla Türkiye arasında yeni tartışmaları körükleyecek ve bunların aşılması yeni çabalar gerektirecek. Zira iki ülke de varılan mutabakatları kendi ihtiyaçları doğrultusunda uygulamak istiyor ve dolayısıyla elde edilen sonuçları farklı değerlendiriyor.
Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekâtları ile kuzey Halep’teki bazı bölgeleri “güvenlik şemsiyesi” altına alan Türkiye, benzer şekilde İdlib’i de adım adım kendi himayesi altına almak istiyor. Türkiye belli bölgelerde muhalefetin kontrolünü destekleyerek çözüm sürecini Rusya’nın yanı sıra yönlendirme imkânı elde ediyor. Beşar Esad rejimi bu uzlaşmadan önce İdlib’i geri alsaydı Türkiye çözüm sürecinin dışında kalır, Türkiye destekli militanlar etkisizleşir ve geçiş yönetiminde temsil edilme iddialarını kaybederdi.
AL-MONITOR All-Access gives you unlimited access to all our journalism, the full Daily Briefing, exclusive interviews, premium newsletters, and live events — for less than $2/week.