Takvimler 3 Kasım 2011’i gösterirken ABD Başkanı Barack Obama Cannes’da düzenlenen G-20 zirvesinde Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy ile görüşüyordu. Ses sisteminde yapılan teknik bir hata sonucu iki liderin özel sohbeti gazetecilerin bulunduğu salona yansıdı. Gazetecilerin dinlediğinden bihaber olan Sarkozy, “Netanyahu’ya dayanamıyorum. O bir yalancı” diyordu. Obama da “Ondan bıkmışsın ama ben senden çok daha fazla onunla muhatap olmak zorundayım” diye yanıt veriyordu.
16 Temmuz’da Helsinki’de bir araya gelen ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin basının önüne çıktıklarında gazeteciler görüşmede olanları öğrenmek için sabırsızlanıyordu. Görünen o ki iki süper gücün liderinin mutabık kaldığı başlıca konu Benjamin Netanyahu idi. Küresel önemdeki bir zirvenin sonunda Trump ve Putin basının önüne çıkmış İsrail başbakanından bahsediyordu. Trump, Putin’in Netanyahu’yu ne kadar takdir ettiğini anlatırken, Putin de Trump’ın Netanyahu’ya destek vermesini, İsrail’in güvenliğine büyük önem atfetmesini övüyordu.
Bu iki olay arasında sadece yedi yıllık bir süre yok. Aradan geçen zamanda dünya tersine dönmüş, olumsuz olan olumluya, evrensel hoşnutsuzluk ve tahkir küresel bir hayranlığa dönüştü.
Yakın zamana kadar Netanyahu dünya sahnesinde güvenilmez bir seri yalancı ve sahtekâr olarak görülüyor, Batı Şeria’da İsrail işgalini sürdürüp Filistin halkına hükmetmekten başka amacı olmayan bir baş belası ve kışkırtıcı olarak algılanıyordu. Obama ondan hazzetmiyor, Avrupalı liderler adını bile duymak istemiyordu. Arap liderler için Netanyahu tehlike işaretiydi. Asya ülkeleri omuz silkiyor, Afrika ülkeleri onunla ilgilenmiyordu.
AL-MONITOR All-Access gives you unlimited access to all our journalism, the full Daily Briefing, exclusive interviews, premium newsletters, and live events — for less than $2/week.