DİYARBAKIR - Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi'nin 2004 yılında düzenlediği kültür-sanat festivalinin konuklarından biri Amerika’da yaşayan bir sanatçıydı. Sanatçı Diyarbakırlı bir Ermeni olmasının yanı sıra Ermenice, Kürtçe ve Türkçe şarkılarıyla oldukça ilgi çekmişti. Gençler tanımadı. Ancak sanatçının adını duyan yaşlılar kendisini olmasa da ailesini hemen hatırladı. Ermeni puşi ustası Yako’nun oğlu Yervant’tı bu. Yıllar önce ailesiyle birlikte terk ettiği memleketine geri dönmüştü. Gitmeden önce düğünlerde darbuka, bağlama, cümbüş çalardı döndüğünde ise ünlü bir ud sanatçısıydı.
Hayat hikâyesini dinlemek için Yervant Bostancı ya da nam-ı diğer Udi Yervant’la buluşmak için sözleşiyoruz. Buluşma yeri olarak da tarihi Sülüklü Han’da karar kılıyoruz. “Burada da anılarım var. Sahibi Babamın dostuydu,” diye söze başlıyor Yervant ve çay eşliğinde Al-Monitor’a hayat hikâyesini anlatıyor.
Yervant daha dört yaşındayken müzikle tanışmış. Kendi çabasıyla darbuka öğrenmiş. Sonra telleri sopalara bağlayarak kendine bir bağlama yapmış. “En büyük hocam babamdı,” diyen Yervant düğünlerde nasıl darbuka çalmaya başladığını şöyle anlatıyor: “10 yaşında Âşık Zülfü’den ders alarak bağlama çalmaya başladım. Âşık Zülfü’nün vitrininde bir cümbüş vardı. Cümbüşe elimi sürerdim, çıkardığı ses içimi parçalardı. Diyarbakır’ın musikisini bilen hocalardan ders aldım. Bunun yanında en büyük hocam babamdı. Babam puşi yapardı. Küci dediğimiz çelikten, içinden ipek geçen bir tel vardı. Beş-altı santimlik tahtanın bir ucuna ve diğer ucuna çivi çakar kücileri bağlar, kendi kendime cümbüş yapar çalardım. Süpürge sapı elimde, akşama kadar cümbüş çalar, şarkı söylerdim."
Peki niye önce Diyarbakır’ı sonra da Türkiye’yi terk etti? Yervant’ın Diyarbakır’ı terk etmesinin sebebi aşkmış: “Bir Kürt kıza aşık olmuştum. Bir Ermeni bir Kürt. Çıkar yolu var, kolaydır, sünnet olup Müslüman olurdum anca onu bana verirlerdi. Ben hiçbir dine karşı değilim ama dinimden de hoşnutum. Ben Hristiyan doğmuşum, Ermeniyim, bir kız için niye dinimi değiştireyim? Ben ona 'gel Hristiyan ol' diyor muyum? O dönem öyleydi, o dönemi kınamıyorum ama öyle bir şansımız yoktu. Kız çalışıyordu. Bir iki buluşma oldu. Buluşma dediğimiz elini bile tutmadım. Sadece ‘seni seviyorum’ dedik birbirimize. Ailesi ve arkadaşları görmüşler. Kavga ettik, beni öldüreceklerdi, nasıl kaçmışım, nasıl kaçırmışlar bilmiyorum. Ondan sonra tadımız tuzumuz kaçtı. Babam baktı olmayacak, bütün işini gücünü bıraktı, 1976'da kara trene binip üç gün, üç gece süren yolculukla evimizi İstanbul’a taşıdık.”
AL-MONITOR All-Access gives you unlimited access to all our journalism, the full Daily Briefing, exclusive interviews, premium newsletters, and live events — for less than $2/week.