DİYARBAKIR -- Tutuklu gazeteci Kadri Gürsel’in eşinin cezaevine götürdüğü palto cezaevi yönetimi tarafından “Kapüşon şartlara uygun değil” denilerek reddedildi. Bunun üzerine eşi bir başka palto götürdü. Bu kez “düğmeler cezaevi şartnamesine uygun değil” gerekçesiyle bu palto da kabul edilmedi.
Benzer sorunlar Diyarbakır’da da yaşanıyor. Al-Monitor’a konuşan ve isminin açıklanmasını istemeyen bir kişi, D-Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde tutuklu bulunan kardeşini ziyarete giderken yaşadıklarını şöyle anlatıyor: “Geçenlerde kitap istedi. Beş kitap götürdüm, aldılar. Sonrasında bir daha istedi. 15 kitap götürdüm, bunları içeri vermemişler. Ne geri verdiler ne onlara veriler. Elbise çok fazla almıyorlar. Özellikle lacivert ve yeşil elbiseleri almıyorlar. Kapüşonlu, yandan cepli elbiseleri kesinlikle almıyorlar. Ziyaretçinin üstünde dahi olsa çıkartıyorlar. Geçenlerde bir ziyaretçinin üzerinde yeşil gömlek vardı. Çıkarttırıp yarı çıplak halde görüşe gönderdiler. Hem de kış ortasında. Mesela ben bir keresinde lacivert kaban giymiştim çıkartıp öyle görüşe girdim.”
Türkiye’deki cezaevlerindeki siyasi mahkûmların yaşadıkları sorunlar, dışarıdaki siyasi konjonktürle paralel gidiyor. Siyaset iklimi bahar havasındaysa bu içeriye de yansıyor. Ancak tansiyonun yüksek olduğu dönemler cezaevlerindeki sorunların da arttığı zamanlar oluyor. Tıpkı Türkiye’nin şu anda içinde bulunduğu durum gibi. Kürt ve muhalif isimlere yönelik tutuklamaların artması beraberinde ihlal iddialarını da getirdi. İddialar son yıllarda hiç olmadığı kadar arttı. İçerideki uygulamalardan hemen herkes payına düşeni aldı. Gazeteci Ahmet Şık da bunlardan biriydi. Sosyal medya paylaşımları ve haberleri nedeniyle tutuklanan Şık önce Metris ardından Silivri Cezaevi’ne götürüldü. Avukatı Can Atalay Şık’a Metris ve Silivri’de tecrit uygulandığını belirterek Metris cezaevinde kaldığı üç gün boyunca içme suyu verilmediği söyledi. Atalay, Şık’ın musluk suyunun içilebilir olmaması nedeniyle susuz kaldığını söyledi.
CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu geçtiğimiz hafta bazı yeni iddiaları da meclise taşındı. Tanrıkulu Başbakan Binali Yıldırım’ın yanıtlaması istemiyle verdiği soru önergesinde şu iki iddiayı sordu: “30 Ağustos 2016 tarihinde gözaltına alınan ve daha sonra tutuklanan bir kişinin Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde ağır işkence gördüğü, işkence nedeniyle ruhsal durumunun bozulduğu, söz konusu kişiye ‘bipolar’ teşhisi konduğu halde Sincan Cezaevi’nde görevli psikiyatri doktorunun rapor vermediği iddiaları basına yansımıştır. 2016 yılı ağustos ayında Ankara’da gözaltına alınan hamile bir kadının Emniyet Müdürlüğü nezarethanesinde doğum yaptığı, polislerin müdahale etmediği iddiaları da yine basına yansıyan haberler arasındadır. Bahse konu iddiada nezarethanede kalan hamile kadının, doktor ve hemşirenin olmadığı, temizlik için suyun bile olmadığı bir ortamda çığlık çığlığa, yalnız başına acılar içinde doğum yaptığı, yan tarafta kalanların bu çığlıklara şahit olduğu, ilgili gece tüm karakolun bu çığlıklarla inleyip durduğu, polislerin bu durumu umursamadığı, kadını doğuma götürmedikleri, kendi başına doğurduktan sonra aradan zaman geçtiği ve doktora götürmek zorunda kaldıkları ifade edilmektedir.”
AL-MONITOR All-Access gives you unlimited access to all our journalism, the full Daily Briefing, exclusive interviews, premium newsletters, and live events — for less than $2/week.