Suriye’de 2015’ten beri kuşatma altında olan dört bölgenin tahliyesi 4 Nisan’da mezhepsel bir çerçevede başladı. Anlaşma kapsamında Şam yakınlarındaki Madaya ve Zebadani kasabalarından muhalif savaşçılar ve siviller ayrılacak, İdlib vilayetinde hükümetin elinde olan Şii El Fua ve Kefraya köylerinden de sivillere güvenli çıkış sağlanacak. Sünniler isyancıların elindeki İdlib’e ve Türk kontrolündeki Cerablus kasabasına, Şiiler ise Şam’ın hükümet kontrolündeki bölgelerine götürülecek. 60 gün sürmesi beklenen tahliye işlemleri için Şam’ın güneyindeki bölgelerde ve İdlib vilayetinin bazı kesimlerinde ateşkes uygulanacak, bu sayede buralara insani yardım da ulaştırılacak. Anlaşma kapsamında Suriye yönetimi bin 500 tutukluyu da serbest bırakacak.
Tahliye anlaşması ilk bakışta olayların seyriyle bağdaşan makul ve yerinde bir adım gibi görünüyor. Geçtiğimiz günlerde Humus vilayetinin El Vaer kentinden de muhalif savaşçılar ve aileleri Cerablus’a götürülmüştü. Ne var ki bu anlaşma diğerlerinden farklı. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi ve başka bazı kaynaklara göre anlaşma 28 Mart’ta Hayat Tahrir El Şam (HTŞ), Hizbullah ve İran Devrim Muhafızları arasında Katar ve İran’ın arabuluculuğu ile sağlandı.
Katar’ın böyle bir anlaşmaya aracı olması olağan bir durum değil. Al-Monitor’un görüştüğü farklı kaynaklar, Zaid El Attar ismiyle de bilinen Şam Fetih Cephesi sözcüsü ve HTŞ’nin siyasi lideri Hüsam El Şafil’in anlaşma için 26 Mart’ta Katar’a gittiğini doğruladılar.
Hâlâ önemini koruyan Astana süreci düşünüldüğünde bu anlaşma Moskova’da kuşkuyla karşılanmış olmalı. Zira Suriye meselesi Türkiye ve Rusya’nın olmadığı bir ortamda konuşulmuş oldu. Görüşmelerin daha önce olduğu gibi İstanbul veya Ankara’da değil de beklenmedik bir yerde yapılmasının Rus ve Türk yetkilileri teorik olarak alarma geçirmesi gerekir.
AL-MONITOR All-Access gives you unlimited access to all our journalism, the full Daily Briefing, exclusive interviews, premium newsletters, and live events — for less than $2/week.