Ana içeriğe atla

Faili meçhul cinayet davalarının iki yönlü iflası

Siyasi cinayet ve dava dosyalarında bir fiyasko yaşanıyor. Üstelik bu davalar iktidar kavgalarında bir araç olarak kullanılıyor. Muhaliflere yönelik itham, baskı ve sansür malzemesi haline getiriliyor.

People gather on the spot, where Turkish-Armenian journalist Hrant Dink was killed, during a commemoration to mark the 10th anniversary of his death, in Istanbul, Turkey, January 19, 2017. REUTERS/Osman Orsal - RTSW8WH

Son 15 yılda, Türkiye’de çeteler, illegal gruplar, faili meçhul cinayetler, siyasi gündemin en önemli meseleleri haline geldi.

90’lı yıllarda “terörle mücadele etmek” için kurulan, subaylar, sivil memurlar, PKK itirafçılarından oluşan infaz grupları yıllarca yüzlerce sivili öldürdü, faili meçhul kalan cinayet işledi. Bu çetelerin hedefi, Kürt şehirlerinde kamusal alanı ölüm üzerinden ve cebirle denetlemekti. An geldi, suçüstü yakalandılar. Cinayetleri 1997-1998’de davalara konu oldu. Ancak seçilen birkaç kurban mahkûm edildi, yaşanan vahşet münferit hadiseler olarak geçiştirildi.

AKP, asker ve yerleşik düzenle çatışma içine girdiği dönemde, 2009-2011 yılları arasında bu dosyaları tekrar açtı. JİTEM (Jandarma İstihbarat ve Terörle Mücadele) davaları olarak bilenen bu adli süreçler büyük siyasi iddialarla başladılar, demokrasi ve yüzleşme ihtimali açısından umut saçtılar. Ne var ki zaman içinde siyasi iklimin değişmesiyle gevşediler, özellikle son dönemde askeri karargâh-AKP yakınlaşmasının da etkisiyle kapandılar ve aklandılar. 1993-1995 arasında 22 kişinin infazıyla ilgili Albay Temizöz davası, 1992-1994 yılları arasında yasa dışı keyfi infaz edilen 13 kişiyle ilgili Musa Çitil Davası, 1993’te dokuz kişinin yakılarak öldürüldüğü Vartinis katliamı davası, 2015 ve 2016’ta beraatle sonuçlanan JİTEM dosyalardan sadece birkaçı. Sonuç olarak Türkiye ne bu devlet politikalarıyla yüzleşebildi ne de bu çetelerle hesaplaştı.

2000’lerde bu öykü, oyuncu değiştirerek ancak benzer bir senaryoyla devam etti. Bu kez zemin farklıydı, ülkeyi sarsan Kürt sorunu değil, Avrupa Birliği meselesiydi. AKP iktidarı, 2000’lerin başında AB üyeliği için çabalıyor, köklü reformlar yapıyor, yerleşik Kemalist yapı sallanıyor, Ermeni Soykırımı ve kimlik tartışmaları iç içe giriyordu. Ülke değişim, bölünme, rejim tartışmaları etrafında kutuplaşmıştı. Reformlar ve AKP asker kazanını kaynatıyor, öfkeli kimi generaller hükümete ve politikalarına ateş püskürüyor, muhtıra veriyor, siyasete daha sert ve açık müdahale zemini arıyorlardı.

SUBSCRIBER EXCLUSIVE

Continue reading this exclusive analysis

Original reporting and analysis unavailable elsewhere. Subscribe to AL-MONITOR to read this story and access everything we publish