Hamidreza Azizi bu haftaki yazısında Moskova’nın Suriye stratejisinin bir boyutunu şöyle anlatıyor: “Rusya önce İran ve Türkiye’nin Suriye krizinde ortak zemin bulmasına yardımcı olabilir ve ondan sonra Türkiye’yle birlikte siyasi çözümü ilerletme çabalarına odaklanabilir. Bu anlamda İran’ın Suriye’ye yönelik yaklaşımının şu an fiilen Rusya üzerinden yürütüldüğü söylenebilir.”
Azizi, Türkiye ve İran’la ilgili şu tespitte bulunuyor: “İki ülkenin Suriye’deki ilişkisi şu ana kadar düşmanlıktan ziyade bir tür rekabet olarak tanımlanabilir. Dolaysıyla anlaşmazlık noktaları biraz daha fazla pragmatizm ile çözülebilir.”
Suriye’deki insani krizin aciliyet arz ettiği düşünüldüğünde Rusya, İran ve Türkiye’nin “Moskova Deklarasyonu” olarak da anılan 20 Aralık tarihli açıklaması diplomatik bir dönüm noktası sayılabilir. Birlemiş Milletler Güvenlik Konseyi de hemen ertesi gün oy birliğiyle kabul ettiği 2332 sayılı kararla BM kuruluşlarına çatışma hatlarını geçerek insani yardım ulaştırma yetkisi verdi. Güvenlik Konseyi 31 Aralık’ta da Rusya ve Türkiye’nin sağladığı ateşkes anlaşmasına ve siyasi süreci canlandırmaya dönük diplomatik girişime oy birliğiyle destek verdi. Bu kapsamda BM öncülüğündeki Suriye görüşmelerinin yeniden başlamasına paralel olarak Kazakistan’ın başkenti Astana’da da siyasi müzakerelerin yapılması benimsendi. BM Suriye Temsilcisi Staffan de Mistura 5 Ocak’ta “Bu gibi girişimler desteklenmelidir. Bu girişimin başarılı olacağını ümit ediyor ve ona kesinlikle olumlu bakıyoruz.” dedi.
Suriye’ye bir an önce yardım ulaştırma gereği ortada. Son ateşkes ve siyasi görüşmeler muhakkak ki büyük zorluklarla karşı karşıya kalacak. Ancak bu sütunda kısaca şunu söyleyebiliriz ki son gelişmeler, savaşı sona erdirip siyasi çözüme ulaşmak için insani ve diplomatik alanda gerekli olan ivmeyi sağlıyor.
AL-MONITOR All-Access gives you unlimited access to all our journalism, the full Daily Briefing, exclusive interviews, premium newsletters, and live events — for less than $2/week.