Türkiye, çok zor bir yılı geride bırakıyor. Hem politik, jeopolitik hem de ekonomik bir dizi olumsuzluk üst üste yaşandı. 2015’te, biri 7 Haziran, öteki 1 Kasım’da yaşanan iki genel seçim, 2016’ya istikrar getirmek yerine daha gerilimli, çatışmacı, kutuplaştırıcı bir sürecin kapısını açtı. 15 Temmuz darbe girişimi ile tavan yapan gerilim, sonrasında Kürt siyasetini, onun Meclis’teki temsilcisi Halkların Demokratik Partisi HDP’yi etkisizleştirme operasyonları ile sürdü. Devamında, Suriye’deki IŞİD’e dönükmüş gibi görünse de özünde Suriyeli Kürt siyaseti PYD’nin ilerlemesinin önünü kesme amacı taşıyan Fırat Kalkanı ile Türkiye sıcak savaşın aktörleri arasına da katılmış oldu.
Bütün bu politik ve jeopolitik riskleri yükselten etkenlere, yılın sonlarına doğru onlarca kişinin ölümüne yol açan canlı bomba katliamları ve en son Rus Büyükelçinin Ankara’da bir suikasta kurban gitmesi eklendi. Bu kadar risk yükselten gerçekliğin ekonomide tahribat yaratmaması düşünülemezdi. Derecelendirme kuruluşları S&P ile Moody’s, art arda Türkiye’nin notunu kırıp “yatırım yapılamaz ülke” statüsüne düşürdüler. Zaten 2015’te TL karşısında yüzde 25 pahalanan dolar, 2016 yılında özellikle ekim sonrasında daha da pahalanarak 3.50 TL basamağına yerleşti. 2016, yüzde 16 daha yükselmiş bir dolar fiyatı ile kapanıyor. Ekim sonrası tüm yerel paralar karşısında yaşanan doların yükselişi, özellikle TL’de kendisini daha çok hissettirdi.
Ekonomik büyümesini ağırlıkla dış kaynak kullanımı ile gerçekleştiren ve yılda ortalama 38 milyar dolara ulaşan dış kaynak kullanımının ağırlıklı kısmını dış borç ile yapan AKP yönetimindeki Türkiye’de, bu büyümenin seçmen artırıcı “popülist” yanı hep önde tutuldu: “Ne seçmen getiriyorsa, o iyi!”
İç talebe dönük inşaat odaklı büyüme, seçmene iyi-kötü iş, asgari ücretle de olsa gelir sağlıyor, tüketici kredisi ve kredi kartı ile borçlanmasının kapılarını açıyordu. Dış kaynağın döviz kazandırıcı üretken alanlarda, mesala ihracatçı sanayide kullanılması gibi bir çaba umursanmıyordu. İç tüketime dayalı büyüme ile dolaylı vergi gelirleri artıyor ve bunlarla sağlık, ulaştırma, sosyal yardım alanlarında harcamalar cilalanarak artırılıyordu. Bütün bunlarla AKP hem organik burjuvazisini yaratıyor hem de hedeflediği otokratik rejim inşasına seçmen desteğini artırıyordu.
AL-MONITOR All-Access gives you unlimited access to all our journalism, the full Daily Briefing, exclusive interviews, premium newsletters, and live events — for less than $2/week.