Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sık sık ziyaret ettiği Batı başkentlerinde yükselen ve demokratikleşen Türkiye’nin lideri olarak övgüyle karşılandığı günler artık mazide kaldı.
Öyle ki, Cumhurbaşkanı’nın geçen yılki dış seyahatler listesinde NATO ve Birleşmiş Milletler zirveleri hariç tek bir Batılı ülke bile yer almıyordu. Aksine listede Katar, Türkmenistan, Suudi Arabistan, Şili, Peru, Uganda, Azerbaycan, Gine, Nijerya, Gana, Fildişi Sahili, Senegal, Ekvator, Kenya ve Somali gibi ülkeler vardı. Temmuzdaki darbe girişiminin ardından bu listeye beş ülke daha eklendi ve tabii ki onlar da Batı ülkeleri değildi: Rusya, Çin, Pakistan, Özbekistan ve Belarus.
Acaba sırf bu seyahat haritası bile Türkiye’nin iki asırdır sürdürdüğü “Batı eksenli” dış politikasının artık değiştiği anlamına geliyor olabilir mi? Belki. Ama daha kesin bir yanıt için, açık sözlülüğüyle her zaman gurur duyan Erdoğan’ın bu konudaki net ifadelerine kulak vermek daha doğru olacaktır. Örneğin, 11 Kasım’da gerçekleştirdiği resmi Belarus ziyaretinin ardından verdiği mesajlara.
Öncelikle, Belarus’un eski bir Sovyet ülkesi olduğunu ve tümüyle Avrupa kıtasında yer almasına rağmen kıtanın demokrat addedilmeyen tek ülkesi olduğunu hatırlatalım. Belarus elbette kendisini “demokratik” bir ülke olarak tanımlıyor ancak bu, Batı’daki liberal demokrasi anlayışından oldukça farklı bir demokrasi. Belarus’u “Sovyetlerin hiyerarşik yönetim modelinin bir başkan liderliğinde uygulandığı” bir ülke olarak tanımlayan uzmanlar ülkede “kayda değer herhangi bir sivil toplum kuruluşu, medya, siyasi parti, sendika ya da toplumsal kuruluş” olmadığına, olanların da “devletin ideolojik aygıtı” olarak faaliyet gösterdiğine işaret ediyor.
AL-MONITOR All-Access gives you unlimited access to all our journalism, the full Daily Briefing, exclusive interviews, premium newsletters, and live events — for less than $2/week.