MHP lideri Devlet Bahçeli’nin birkaç gün önce yaptığı açıklama Türk siyasetinde kartların yeniden karılmasına yol açacak kritik bir eşiğe işaret ediyordu. Bahçeli, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın anayasal yetkilerini aşarak fiili bir başkan gibi davrandığını, bunun yanlış olduğunu, sorunun çözümü için halka başvurulması, başkanlık rejiminin referanduma götürülmesini gerektiğini söylüyordu. MHP lideri bununla kalmıyor, bugüne kadar ısrarlı bir parlamenter sistem savunucusu olmasına rağmen, “MHP’nin hassasiyetlerinin dikkate alınması” halinde başkanlık sistemine destek verebileceklerini ifade ediyordu.
Türk siyasal sisteminin, tüm dengelerini değiştirecek, siyasi ittifakları etkileyecek ve temel sorunlarını yakından ilgilendiren bir durumla karşı karşıya olduğu muhakkak.
2 Kasım’da Erdoğan iktidarı 14. yılını dolduracak. Bu süre içinde Erdoğan’ın öncelikleri siyasi konjonktürden etkilendiği kadar, siyasi gücü ve konumu oranında da değişti. Şüphe yok ki, son dönem itibarıyla bu önceliklerin en önemlisi başkanlık sistemine geçiş arayışıdır. Erdoğan başkanlık rejimi hülyasını iktidarının ilk yıllarından itibaren dile getirdi. Ancak, bu arayışının somut bir hedef haline gelmesi, Ağustos 2014’te cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra oldu.
1982 Anayasasının öngördüğü parlamenter düzen, siyasi olarak sorumluluk taşımayan cumhurbaşkanına sadece sembolik bir güç veriyor, yetki başbakanın ellerinde toplanıyordu. Erdoğan ise Türkiye’yi yönetme iddiasından vazgeçmiyor, halkın bu konuda kendisine işaret ettiği düşüncesini taşıyordu.
AL-MONITOR All-Access gives you unlimited access to all our journalism, the full Daily Briefing, exclusive interviews, premium newsletters, and live events — for less than $2/week.