Gülenci yapı Türkiye’deki 15 Temmuz darbe girişiminden sonra tüm dünyada bir numaralı gündem maddesi oldu. Türkiye’de 40 yıldan beri aktif olan, dünyanın 130’a yakın ülkesinde eğitim, sağlık ve ticaret alanında faaliyet gösteren ve yıllık cirosu 50 milyar doların üstünde olan bu yapı yüz binlerce aktif çalışanı olan küresel bir örgüt.
Uluslararası basının büyük bölümü bu şebekeyi halen ılımlı İslam’ı savunan, farklı kesimlerle diyaloga açık, demokratik değerlere bağlı bir sivil toplum örgütü olarak görme ısrarında. Türkiye’de 250’ye yakın güvenlik görevlisi ve sivilin demokrasiyi savunurken hayatını kaybettiği 15 Temmuz gecesine rağmen süren bu ısrarda, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a duyulan tepkinin de payını görmek gerekiyor. Batı basınının Gülencilere bakışını, bu tepki ve 15 Temmuz sonrasında Türkiye’deki otoriterleşme eğilimlerinin kurumsallaşacağı endişesi zehirliyor.
Peki uluslararası kamuoyunun bu konuda niçin kafası karışık?
Şehir Üniversitesi’nden Kahraman Şakul’a göre Gülenci şebeke sanıldığından daha karmaşık bir ağlar ilişkisine sahip. Al-Monitor’a konuşan Şakul söyle diyor: “Bence Gülencilerin şebekeleşme modeli medya yorumlarının aksine klasik terör örgütlerinin piramit modelini takip etmiyor. Cemaate vücut veren şeffaf ağlar -ticaret, finans, eğitim, medya, sağlık, sosyal medya- ve gizli ağlar -Türkiye’deki askeri ve istihbarat bürokrasisi- var. Bu şeffaf ağları, zararsız bir sarmaşık demetine, gizli ağları ise zehirli bir sarmaşık demetine benzetmek mümkün”.
AL-MONITOR All-Access gives you unlimited access to all our journalism, the full Daily Briefing, exclusive interviews, premium newsletters, and live events — for less than $2/week.