TAHRAN, İran — Türki El Faysal El Suud’un Halkın Mücahitleri Örgütü’nün 9 Temmuz’daki Paris Konferansı’na katılması, üstüne bir de Tahran’da rejim değişikliği çağrısı yapması kıdemli bir Suudi kraliyet mensubunun İran aleyhine yaptığı örneği görülmemiş bir hareketti.
Faysal’ın bu sözlerinden önce İkinci Veliaht Prens Muhammed Bin Selman da 14 Haziran’da başlayan 10 günlük Washington ve Paris ziyaretlerinde “İran tehdidine” karşı koymak gerektiğini belirtmişti. Muhammed’e eşlik eden Suudi Dışişleri Bakanı Adil El Cubeyr de göreve geldiği günden beri izlediği çizgiyi bozmadı. İran'ın bölgesel politikasını eleştirirken iyice ileriye giden Cubeyr Tahran “devrim ihracatına” son versin, dedi.
Bu durum aslında Kral Selman Bin Abdülaziz El Suud’un tahta geçtiği ocak 2015’ten bu yana devam ediyor. Dolayısıyla Riyad’ın dış politikada Tahran’la ilişkileri de kapsayan bir paradigma değişikliğine gittiği söylenebilir. Gelinen noktada Suudi Arabistan İran’a karşı o kadar çok yazılmamış kuralı çiğnedi ki kimi gözlemciler iki ülke arasında savaş çıkmasını bekliyor.
Öte yandan İran’ın Suudi Arabistan’a yönelik politikasında bu değişimler karşılık bulmuyor. Öyle ki yukarıda bahsi geçen gelişmelerde bile İran tepki bağlamında dahi misillemede bulunma zahmetine girmedi. Peki, neden? Bu soru mantık yürüterek iki şekilde cevaplanabilir. Birincisi: Suudi Arabistan tarafından bölgenin ana istikrarsızlık ve terör kaynağı olarak gösterilen İran bu suçlamayı kabul ediyor. Ancak Tahran’da bölgesel politika konusunda yapılan iç tartışmalara bakıldığında bu varsayım temelsiz kalıyor. İkinci olası yanıt: İran’daki seçkinler Suudilerin İran karşıtı hareketlerini etki bakımından önemli bulmuyor. Bu, İran’daki iç tartışmalar bağlamında çok daha anlamlı bir izahat.
AL-MONITOR All-Access gives you unlimited access to all our journalism, the full Daily Briefing, exclusive interviews, premium newsletters, and live events — for less than $2/week.