Orta Doğu’da süregiden kriz ve kargaşanın içinde belki tek parlak noktanın Tunus olduğu malum. Bu başarıda, ülkenin başat İslamcı partisi El Nahda’nın ılımlı duruşunun önemli bir rol oynadığı da biliniyor. Dahası 21 Mayıs’taki parti, kongresinde önemli bir adım daha atarak “siyasal İslam”ı resmen terk ettiğini açıkladı. Uzun zamandır partiye liderlik eden ve kongrede yeniden genel başkan seçilen Raşit Gannuşi de “dini siyasi mücadelelerden uzak tutmaya” söz vererek, El Nahda’nın camiilerdeki vaazlar da dahil tüm dini faaliyetlerini bırakacağını bildirdi.
Bu gelişme, kimilerine Ak Parti’nin 15 yıl önceki kuruluşunu hatırlattı. “İslamcı” bir gelenekten gelen Ak Parti de o dönemde büyük bir değişimle yola çıkmıştı. El Nahda’nın kendisini “Müslüman Demokrat” şekilde konumlandırmasına benzer bir şekilde Ak Parti kurucuları da kendilerini “muhafazakar demokrat” olarak tanımlamışlardı. Dahası, Gannuşi de geçmişteki konuşmalarında “Türk modeli”ne olumlu bir şekilde değinmişti.
Ancak “Türk modeli”nin son dönemde pek de iyi gitmediği malum. 2000’lerin başında yaptığı reformlarla övgüler alan Ak Parti artık çok geride kaldı. Aksine parti bugün otoriterleşme konusunda ağır eleştirilere maruz kalıyor. Partiye, bilhassa da demir yumruklu lideri Recep Tayyip Erdoğan’a ilişkin yaygın kanaat, zayıfken “ılımlı” davranıp gücünü pekiştirdiğinde otokratik bir harekete dönüştüğü yönünde. Dolayısıyla, El Nahda gerçekten Ak Parti’nin izinden gidiyorsa, bunun pek iyi bir gidişat olmadığı söylenebilir.
Ancak benim kanım o ki, El Nahda Ak Parti’nin izinden gitmiyor ve muhtemelen de gitmeyecek. Bunun bir sebebi, Tunus ile Türkiye arasındaki yapısal farklılıklar. Türkiye’nin yürütme erki üzerindeki kontrol-fren mekanizmaları uzun yıllar herhangi bir demokraside meşru bir unsur olarak kabul edilemeyecek olan ordunun elindeydi.
AL-MONITOR All-Access gives you unlimited access to all our journalism, the full Daily Briefing, exclusive interviews, premium newsletters, and live events — for less than $2/week.