Ankara her ne kadar Nusaybin, Şırnak, Yüksekova gibi kent merkezlerinde “görev tamam” mesajı verse de Türkiye’nin güneydoğusundaki çatışmalar halen devam ediyor. Temmuz 2015’de başlayan ve neredeyse birinci yılını dolduracak olan kentlerdeki operasyonların temel hukuki dayanağı 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu.
Bu kanunun 11. maddesine göre valiler kent merkezlerinde çıkan asayiş olaylarını polis ve jandarma kuvvetleri ile önleyemiyorsa, askeri birliklere müracaat ederek onları kent merkezlerinde görevlendirebiliyor. Bu güne kadar bu maddeye istinaden askeri birlikler valilerin yazılı talep ve davetleri ile kent merkezlerindeki operasyonlara aktif katıldı. Kent merkezlerindeki çatışmalar şiddetlenince de tank, zırhlı personel taşıyıcı gibi ağır zırhlı araçlar kullanıldı. Ama 5442’nin mevcut hali tank ve zırhlı araçlarla, ağır silahların kullanıldığı ve sosyo-ekonomik yıkımın büyük olduğu kent operasyonlarını hukuken taşımakta zorlanıyor.
Bilindiği gibi, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) 2005-2011 yılları arasında görevdeki ve emekli personelinin sanık olarak yargılandığı çok ciddi hukuki süreçler yaşadı. Bu travmatik süreç, komuta kademesine önemli bir gerçeği öğretti: Hukukun önemi.
Genelkurmay Başkanlığı tam da bu nedenle Güneydoğu’da ağır silahların da sıklıkla kullanıldığı kentlerdeki askeri operasyonlara hukuki dayanak sağlayan İl İdaresi Kanunu’nu zayıf görüyordu. Bu sorunu çözmek için Ankara’da iki farklı yaklaşım ortaya çıktı. Bunlardan ilki Anayasa’nın 122. maddesinin dayanak olarak alınması ki maddede şöyle deniliyor: “Savaş hali, savaşı gerektirecek bir durumun baş göstermesi, ayaklanma olması veya vatan veya Cumhuriyete karşı kuvvetli ve eylemli bir kalkışmanın veya ülkenin ve milletin bölünmezliğini içten veya dıştan tehlikeye düşüren şiddet hareketlerinin yaygınlaşması sebepleriyle sıkıyönetim ilan edilmesi”.
AL-MONITOR All-Access gives you unlimited access to all our journalism, the full Daily Briefing, exclusive interviews, premium newsletters, and live events — for less than $2/week.