Geçmiş yıllarda dünyada gıda konusunda kendi kendisine yeten ve gıda maddesi ihracatından önemli gelir elde eden Türkiye son yıllarda tarım ve hayvancılıkta “net ithalatçı” konumuna geldi. Bunda tarım ve hayvancılığa sağlanan devlet destekleri ve sübvansiyonların AKP hükümetleri döneminde azaltılması etkili olurken, et, süt, tarımsal üretimde faaliyet gösteren devlet işletmelerinin özelleştirilerek satılması da diğer boyutu oluşturdu.
Özellikle etteki sıkıntılar ve astronomik şekilde artan fiyatlar nüfusun geniş kesimini oluşturan dar gelirli halkı et tüketemez hale getirdi. Et ya da canlı hayvan ithalatı soruna çözüm olamadı. Türkiye’nin büyük ve küçükbaş hayvan üretimi ile besicilikte en büyük paya ve kapasiteye sahip Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde artan terör bu alandaki krizi daha da büyüttü.
Türkiye Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) Başkanı Özden Güngör son 12 yılda tarıma ve hayvancılığa sağlanan desteklerin 70 milyar lira olmasına karşılık, tarımsal ve hayvansal ürünlere ve gıda ithalatına ödenen paranın 320 milyar lira olduğunu açıkladı.
Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Başkanı Şemsi Bayraktar ise Türkiye’nin büyük ve küçükbaş hayvan varlığının büyük bölümünün Doğu ve Güneydoğu’da bulunduğunu belirterek, “toplam koyun sayısının yüzde 46.3’ü, keçi sayısının yüzde 36.8’i, sığır sayısının yüzde 28.4’ü, manda sayısının yüzde 23.2’si Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimizde” diyor.
AL-MONITOR All-Access gives you unlimited access to all our journalism, the full Daily Briefing, exclusive interviews, premium newsletters, and live events — for less than $2/week.