Irak’ta İslam Devleti (İD) gibi radikal örgütlerin bertaraf edilmesi, hükümet ve dini önderlerin iş birliğiyle çok boyutlu bir yaklaşımı gerektiriyor. Bu çok boyutlu stratejide askeri, siyasi ve hatta ekonomik adımlara ihtiyaç olduğu aşikâr. Yıkıcı İD ideolojisinin zihinsel ve dini boyutları bu stratejinin odağında olmalı.
29 Haziran 2014’te hilafetin kurulduğunu ilan eden İD lideri Ebu Bekir El Bağdadi örgüt tarafından dünyadaki tüm Sünni Müslümanların üst dini otoritesi olarak yetkilendirildi. “Velayet” koşullarını karşılayan Bağdadi, destekçileri arasında meşruiyet kazandı. Tarihsel geleneğe göre halifeler şeriat bilgisine sahip, Hz. Muhammed’in soyundan yani Kureyş Kavmi’nden gelen ve aklen sağlıklı kişiler olmalı. Bağdadi tüm bu özelliklerin yanı sıra cihatçı geçmişe de sahip.
İD cinayetler, katliamlar, kadınların köleleştirilmesi, tutsakların diri diri yakılması dâhil tüm eylemlerini tartışmalı bir İslam mirasına dayandırıyor. Bağdadi 14 Mayıs tarihli son ses kaydında Kuran’dan ayetlere ve başka dini metinlere atıf yaparak İslamiyet anlayışını şöyle özetledi: “Kıymetli Müslümanlar, İslam asla bir barış dini olmamıştır. İslam harp dinidir.”
Bu radikal söylem ve ona eşlik eden barbarca şiddet Irak’ta kimi Sünni din adamlarınca güçlü şekilde kınanıyor. Örneğin Sünni Evkaf Divanı’nın eski başkanı Mahmud Sümeydai 22 Nisan 2014’te İD’i kâfir ve kindar bir örgüt olarak niteledi. Irak Büyük Müftüsü Mehdi El Sümeydai de 7 Eylül 2014’te İD’le mücadele çağrısı yapan bir fetva yayımladı.
AL-MONITOR All-Access gives you unlimited access to all our journalism, the full Daily Briefing, exclusive interviews, premium newsletters, and live events — for less than $2/week.