Suriye sahnesinde rejimin yanında milis gücü olarak savaşan Ulusal Savunma Birlikleri muhaliflerin gözünde ‘şebbiha’ adıyla kanlı sarmalın lanetlenmiş kesinini oluşturuyor. Humus’un Akrama mahallesinde fotoğraf ve isim yayımlamamak kaydıyla benimle konuşan bir ‘şebbiha’ neden silahlanıp milis gücüne katıldığını anlattı. Taksiciliği bırakıp silaha sarılması konusunda tetikleyici iki neden sıraladı: Birincisi 17 Nisan 2011'de Zehra semtindeki evine giderken Bab el Tedmur’da durdurulup iki oğlu ve kuzeniyle birlikte satırla öldürülen General Abdu Hudr el Tellavi’in başına gelenler. Uzuvları kesilen Tellavi Alevi’ydi. İkincisi bu cinayetten hemen sonra Zehra’ya giden bir otobüsün Halidiye'den geçerken durdurulup üçü kadın 13 kişinin öldürülmesi ve sağ bırakılan bir kadının çıplak vaziyette sokaklarda yürütülmesiydi. Kurbanların hepsi Alevi’ydi. “Kimse misilleme saldırısında bulunmadı. Aleviler 4 ay boyunca sustu. Aileler Temmuz 2011’de sorumluların bulunması için şikâyette bulundu. Bu olaydan sonra Aleviler kontrol noktaları kurmaya başladı. ‘Vali istifa etmeli’ dediler, vali görevden alındı. ‘Olağanüstü hal yasası kalkmalı’ dediler, kalktı. Yetmedi Haziran 2011'de saat kulesinin yanındaki resmi binalara girdiler. ‘Ya rejim gidecek ya savaş ilan edeceğiz’ dediler. Yolları kesip Alevileri ayırıp götürüyorlardı. İnsanların araçlarına el koyup bombalı eylemlerde kullandılar. Cenazelere ateş açan kendileriydi. El Cezire televizyonu bu planlı saldırıları canlı yayınlıyordu. Kurdukları kontrol noktalarında iki kez onların elinden Sünni Arapların şivesiyle konuşarak kurtuldum. Sünniler de mağdur oldu, onlar da kendi mahallelerinde kontrol noktaları kurdu” dedi. Akrama’da konuştuğum emekli bir albaya göre de 2011’de olaylar başladıktan sonra sadece Eski Humus'ta 900 kişi kaçırıldı. Kaçırılan insanlar Humus'un altındaki tünellerde tutuldu.
Humus’un ardından Tartus’a gittiğimde karşılaştığım bir kişi ‘gazeteci olarak Suriye’de ne aradığımı’ sordu. “Savaşın toplumu ve ekonomiyi nasıl etkilediğini gözlemlemeye çalışıyorum” dedim. “Aradığın yanıt benim” deyip beni Duver Taha Köyü’ndeki villasına davet etti. Villada büyükçe bir salonda bir tarafta Tokyo, Pekin, Moskova gibi şehirlerden getirilmiş biblolar, diğer tarafta silah, mermi, dürbün, telsiz, şarj cihazları… Kendini “Adım Hatim Ali Steyti. Sizin Şebbiha dediğiniz Ulusal Savunma Komiteleri’nde komutanım. Otomobil distribütörlüğü yapıyordum. (Teleskopunu gösterip) Astronomi ile ilgileniyordum” diye tanıttı. Şüpheli bakışlarım üzerine “Anlıyorum bir işadamı olduğuma inanmıyorsun, gel benimle” deyip üst kata çıkarttı. Üç adet pasaport, çok sayıda çek defter, içinde azcık para ve 3 el bombasının bulunduğu para kasasını gösterdi. “Bu kasa para doluydu, bu savaşta boşaldı” diye ekledi. Sonra bilgisayarını açtı, Şam’dan Kalamun’a, Keseb’ten Humus’a birçok cephede çekilmiş görüntülerini gösterdi.
Bir iş adamıyken savaş ağasına dönüşmesinin nedenlerini sordum, anlattı:
“El Zaim şirketinin sahibi olarak Tartus, Halep, Şam, Rakka ve İdlib’te ofislerim vardı. 200 kişi çalıştırıyordum. Olaylar çıkınca 250 otomobilim çalındı ya da tahrip edildi. Banyas’ta 5 yıldır çalıştığım Ebu Enes’in galerisindeki iki arabamı almaya gittim. Kapalıydı. O sırada cami hoparlöründen ‘Haydin cihada, Aleviler mezara, Hristiyanlar Beyrut’a’ diye sesler geldi. Kalabalık yürürken Ebu Enes ‘Bu adam Alevi’ diyerek beni hedef gösterdi. Arabalarım tahrip edildi, ben ve yanımdaki iki çalışanım geldiğimiz arabayla oradan hızla uzaklaştık. Bunun üzerine 7 yıldır birlikte çalıştığım Hamalı arkadaşımı aradım, olanları anlattım, ben destek beklerken, ‘Artık Alevilerin dönemi kapandı, bu savaşı bir ayda kazanacağız, karılarınız ve kızlarınız dahil her şeyinizi alacağız’ dedi. Çok sarsıldım. Bana düşman kesilmişti. Buraya gelip tehditlerini gerçekleştirmelerini bekleyemezdim. Bir grup kurdum, savaşa katıldım. Ordu ile birlikte operasyonlara katılıyoruz. Şu anda 93 adamım var, çatışmalarda 12 kişi kaybettim. Dünyayı gezen, eğlenen biriyken şimdi geceleri dağlarda yatıp kalkıyorum. Çocuklarımı da uzakta bir villam daha var oraya gönderdim. Çünkü çok düşmanım oldu. Bu insanlar dindar değildi, birlikte içer eğlenirdik. Tek istediğim bu beladan kurtulmak ve tekrar ticarete dönmek. Param bitiyor, maaş almıyoruz. Sadece Zara’da savaşı kazanınca devlet ödül verdi, onu da adamlarıma dağıttım. Tabi silaha para harcamıyoruz, cephanemiz ordudan.”
AL-MONITOR All-Access gives you unlimited access to all our journalism, the full Daily Briefing, exclusive interviews, premium newsletters, and live events — for less than $2/week.