Alnındaki ter damlalarını mendille sildikten sonra, “Tam 980 derecede pişmeli, ne bir eksik ne de bir fazla” diyerek söze başlıyor yirmi yıllık çini fırıncısı Yasin Usta. “Önce fırını 8 saat boyunca 400 dereceye gelene kadar yavaş ısıtırız ki fırının içindeki ham formlar sıcak şokuyla patlamasın. Sonra 400 dereceden 980’e birden sıcaklığı arttırırız. 980 derecede beş saat formları pişirdikten sonra fırın kendi halinde soğumaya bırakılır. Yavaş yavaş soğuyan fırın, tam 70 dereceye gelince açılır. Fırının yanma ve soğuma süresi yaklaşık üç gün sürer.”
İşte Orta Anadolu’nun “Çini diyarı” olarak bilinen tarihi Kütahya şehrinin tarihi çarşısındaki bu küçük atölyede fırının başında üç gün sabırla terleyen Yasin Usta’nın tüm emeği fırının içindeki ham çini formlarını pişirip kuruttuktan sonra boyanmak üzere desen atölyesine sevk etmek için.
Kütahya’nın en eski çini atölyelerinden olan Kervansaray Çini’nin sahibi Mehmet Tunçkafa söze şöyle başlıyor: “Çininin yapımı çok zahmetlidir. Önce değerli kuvars elementi öğütülüp taş hale getirilecek, sonra belli oranlarda kille karıştırılacak. Hamur halinde şekil verilen formlar önce zahmetle pişirilecek, sonra sabırla elle boyanacak. Boyandıktan sonra sırlanıp yüksek ısıda tekrar pişirilecek ki bu en çok sabır isteyen bir aşama. Tüm bu süreçlerin tamamlanması yaklaşık iki hafta. Ama bunların hepsi tamamlandığında bana göre zamana en iyi meydan okuyan insan yapımı şey olan o güzel desenli çiniler ortaya çıkıyor.”
Gerçekten de insanoğlu uygarlığı yaratırken önce suyu, sonra toprağı, sonra da ateşi ayrı ayrı kullandı. Ama bunların hepsini birden kullanıp, sürece kendi yaratıcılığı ve hünerini de kattığı zaman ortaya o ölümsüz eserler yani seramikler çıktı.
AL-MONITOR All-Access gives you unlimited access to all our journalism, the full Daily Briefing, exclusive interviews, premium newsletters, and live events — for less than $2/week.