İstanbul’un merkezi Taksim Meydanı dünyanın şehircilik harikalarından biri sayılmaz ama politik ve tarihsel önemi en büyük olan meydanlar arasında kendisine kesinlikle baş sıralarda yer bulur. Taksim Meydanı aynı zamanda bir toplumsal/siyasal buluşma noktasıdır; modern Türkiye’nin agorasıdır. Siyasal ve toplumsal muhalefet kendisini Taksim’de ifade etmeyi sever ve bu meydandan uzaklaştırılmayı reddeder. Bunca öneminin yanı sıra Taksim, Cumhuriyet dönemi Türkiye’sinin simgelerinden biridir.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın böylesine önemli bir meydana, hele de gücünün zirvesindeyken ilgisiz kalması düşünülemezdi.
Erdoğan, Taksim Meydanı’nı geriye dönüşü imkânsız olacak bir biçimde dönüştürmek istedi. Hem de bu dönüşümü şehrin halkına hiç danışmadan, onların rızasını alma gereğini hiç duymadan, tek yanlı biçimde ve bizatihi tasarlayıp yönetmeyi tercih etti. İstanbul halkı yerel seçimlerde AKP’nin adayı Kadir Topbaş’ı üç kere seçmiş olsa bile şehrin reel belediye başkanı Erdoğan’dır ve belediye aslında Ankara’dan yönetilmektedir.
Erdoğan’ın Taksim Meydanı’nı dönüştürme planının iki ayağı vardı: Birincisi, meydanın yayalaştırılması gerekçesi ile trafiğin yer altına indirilmesiydi. İkincisi de meydana yeni rejimin sembollerinin yerleştirilmesiydi. Bu arada eski Cumhuriyet rejiminin sembolü olarak görüldüğü aşikâr olan bazı yapı ve alanlar da ortadan kaldırılacaktı. En iddialısı, Taksim’de, bu şehrin meydanlarındaki tek “kent ormanı” olan mevcut Gezi Parkı’nın yok edilerek bunun yerine, 1940’ta yıkılana kadar orada durmuş olan Osmanlı kışlasının görünümünde bir alış-veriş merkezinin inşa edilmesiydi. Taksim’deki, 14 milyonluk İstanbul’un tek opera binası olan Atatürk Kültür Merkezi yıkılacaktı... Gerçi Başbakan, yerine daha iyi bir kültür merkezi yapacaklarını söylüyordu. Ve meydanda bir de cami inşa edilecekti.
AL-MONITOR All-Access gives you unlimited access to all our journalism, the full Daily Briefing, exclusive interviews, premium newsletters, and live events — for less than $2/week.