Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın 30 Eylül pazartesi günü açıkladığı "demokratikleşme paketi" Türkiye'nin başına gelen en iyi şey midir? Erdoğan'ı destekleyen basına göre öyle ve "30 Eylül Devrimi" adeta şenliklerle kutlanmalı. Erdoğan'a muhalif seslere göre ise başbakanın açıkladığı reformlar ya yetersiz ya da aldatıcı ve kimse bu numaralara kanmamalı.
Ben ise sanırım üçüncü seçeneği tercih edenlerdenim: Evet, Erdoğan'ın paketi bir gecede ideal bir Türkiye yaratmadı ve bazı önemli beklentileri karşılayamadı. Ne var ki, Erdoğan'ın açıkladığı 28 ayrı yasal düzenlemenin hepsi de övgüyü ve desteği hak ediyor. Başta Haziran'daki Gezi Parkı protestoları sırasında sergilediği otoriter eğilim ve toplumsal grupların arasını açan söylemi olmak üzere Erdoğan'a geçen bir kaç yıl üzerinden pek çok eleştiri yöneltilebileceği doğrudur. Ancak, Erdoğan bu sefer iyi bir şey yapıyormuş gibi görünüyor, ve öyleyse onu neden desteklemeyelim ki?
Reformların büyük bölümü Türkiye'nin en ciddi ve can alıcı sorunuyla, yani "Kürt meselesiyle" ilgili. Bir diğer deyişle, resmi ideolojinin katı milliyetçiliği ile ülkenin en büyük azınlığı olan Kürtlerin özlemleri arasındaki gerilimle ilgili. Türkiye Cumhuriyeti 20. yüzyılın büyük bölümünü bu sorunu oldukça sığ yöntemlerle "çözmeyi" deneyerek geçirdi: Kürt dilini ve kültürünü yasakladı ve Kürt isyanlarını sert güvenlik önlemleriyle bastırdı. Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) ise iktidara geldiği 2002 seçimlerinden bu yana uzun zamandır tedavülde olan bu iki politikayı, Kürt haklarına yönelik yasal reformlarla ve ayrılıkçı Kürtlerle siyasi diyalog başlatarak değiştirdi.
Pazartesi açıklanan reformların bir kısmı AKP'nin Kürtlere ilişkin genel siyasetinin devamı olarak görülebilir. Örneğin aşağıdaki iki maddeye bakalım:
AL-MONITOR All-Access gives you unlimited access to all our journalism, the full Daily Briefing, exclusive interviews, premium newsletters, and live events — for less than $2/week.