Arap Baharı Aralık 2010'da patlak verdiğinde Türkiye'nin Orta Doğu'daki çalkantıları dindirecek tarafsız bir yumuşak güç olduğu düşünülmüştü. Zira, bölge ülkeleri Türkiye'yi siyaseten ve ekonomik açıdan örnek alabilirlerdi. Ne da olsa Türkiye, demokrasisi geçmişte bazı kesintilere uğrasa da çoğunluğu Müslüman olan ve demokrasiyle yönetilen bir ülkeydi.
Türkiye'nin ayrıca hızla büyüyen ve yaşam standartlarını yükselten canlı bir ekonomisi vardı ve ülke bu yönüyle Orta Doğu'da yoğun bir hayranlık uyandırmıştı. Modern Müslümanlar için alternatif bir yaşam biçimi sunan Türk dizilerinin geniş kitleleri cezbetmesi ise Orta Doğu'da Türk yaşam tarzına yönelik merakın bir anda yükseldiğini kanıtlamıştı.
Bazı ülkeler ya da çevreler Osmanlı mirasından yadigar kalan kin nedeniyle Türkiye'ye karşı olsalar da, Orta Doğu’daki aydın çevreler "Türk modelinin" Arap toplumları için geçerli bir seçenek olduğunu teslim etmişti. Üzerinde fazlasıyla durulan bu modelin İslam ve demokrasinin uyumunu kanıtladığı da söylenmişti.
Türk modelinin en önemli özelliği ise Başbakan Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki Adalet ve Kalkınma Partisi'ydi (AKP). 2002 seçimleriyle demokratik bir şekilde iktidara gelen AKP, ilerleyen genel seçimlerde oyunu artırarak iktidarını sürdürmüştü. Bu da mütedeyyin Müslümanlara laik demokrasinin siyasal İslam için engel oluşturduğu kabulünün her zaman geçerli olmadığını göstermişti.
AL-MONITOR All-Access gives you unlimited access to all our journalism, the full Daily Briefing, exclusive interviews, premium newsletters, and live events — for less than $2/week.