Suudi hanedanı, Arap uyanışının iki buçuk yıl önce başlamasından bu yana izlediği politikalardan memnun olmalı. Zira Tunus’tan Yemen’e diktatörler devrilmeye başlamışken Suudilerin attığı adımlar, devrimci dalganın durdurulmasına ve birçok Arap ülkesinde otokrasinin geri gelmesine yardımcı oldu. Ancak krallığın yürüttüğü karşı devrim, yanıltıcı olabilir. Zira Arap devrimi, derinlere kök salmıştır.
2011’de Suudiler, devrilen ilk diktatör olan Tunus lideri Zeynel Abidin Bin Ali’ye güvenli bir sürgün yeri sundu. Haftalar sonra Hüsnü Mübarek’in devrilişi ise Suudileri dehşete düşürdü. Eski bir dost olan Mübarek, 1990’da Saddam Hüseyin tehdidine karşı Suudi Arabistan’a iki tugay asker göndermişti. ABD Başkanı Barack Obama’nın Mübarek’e yapmış olduğu görevi bırakma çağrıları da kraliyet ailesini şaşkına çevirdi. Suudilerin gözünde bu tavır, Amerikalı müttefiklerinin ihaneti anlamına geliyordu ve kendileri açısından da hayra alamet değildi. Mısır devriminin, kapı komşusu Yemen ve Bahreyn dâhil diğer Arap ülkelerinde de bir dizi ayaklanmayı tetiklemesi, Suudilere şok yaşattı. Kendi evindeki istikrarı garantilemeye çalışan Kral Abdullah, Suudi halkına 100 milyar doları aşkın para dağıttı. Suudi krallığı açısından bölge, 2011’de tehlikeli bir şekilde kontrolden çıkıyordu.
Saraylardan bakınca günümüzdeki tablo artık çok farklı görünüyor. Haziran ayında Kahire’de gerçekleşen darbe, Riyad’da coşkuyla karşılandı. General Abdül Fettah El-Sisi’nin, Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin düşürüldüğünü ve Anayasa’nın askıya alındığını ilan etmesinden sadece iki saat sonra Kral Abdullah, darbeyi onaylayan bir açıklama yaptı. Suudiler, askerlerin yönetime el koymasını açıkça destekleyen ilk yabancı hükümet oldu. Kral, yaptığı açıklamanın akabinde Sisi’yle sıcak bir telefon görüşmesi yaptı ve bu da kamuoyuna duyuruldu. O günden bu yana krallık, Körfez’deki iki müttefiki Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri’yle birlikte, Mısır’a 12 milyar dolarlık yardım sözü verdi. Yardımlarda demokrasiye geri dönülmesi gibi bir koşul da doğal olarak söz konusu değildi.
Sisi, Riyad’da iyi bilinen bir kişidir. Zira orada askeri ataşelik yapmış, daha sonra da Mısır askeri istihbaratının başı olarak terfi etmişti. Sisi’nin, Suudi tahtına üçüncü sırada varis olan Prens Mukrin’in gözdesi olduğu anlatılıyor. Ortadoğu’daki yaygın söylentilere göre Suudi istihbaratı, Mursi hükümetinin düşürülmesi için para ve destek sağlayıp hükümete karşı yükselen halk muhalefetini cesaretlendirmiş. Suudilerin, rejim değişikliği sonrası Washington’un askeri ve mali yardımları kesmesi halinde bunları telafi edeceklerine dair Sisi’ye söz verdikleri de söyleniyor. Suudiler bunu, 1998’de Pakistan nükleer silah denemesi yapıp Washington’un yardımını kaybedince yapmıştı.
AL-MONITOR All-Access gives you unlimited access to all our journalism, the full Daily Briefing, exclusive interviews, premium newsletters, and live events — for less than $2/week.